2008
Hastane ve devlet dairelerinden uzak bir yil diliyorum size. Benim icin 2007 öyle oldu. Ama degisecek biliyorum....
Hastane ve devlet dairelerinden uzak bir yil diliyorum size. Benim icin 2007 öyle oldu. Ama degisecek biliyorum....
Piston baskisi gibi bir hafta.. Tepeden tepeden bastiriyorlar sanki. Sicim sicim terliyorum yine. Butun haftayi Anadolu Yakasi'na git gel ve bekle ile gecirmek, ona gir, bundan cik, surada bekle, sunu imzalat, sonra oradan dön gel beni gör, ben de seni göreyim, tekrar gir-çık, ah o delirten koridorda radyasyon tehlikesi tabelalari, ayni hastalar, ayni suratlar, ayni sizlanmalar.. derken kendimi vapurla Besiktas'a atiyorum. Köyiçi'nde bir Marantz hatirliyorum. O dükkandan bir pikap bakarim diye yürüyorum iclere dogru. Sonra geri gelesiye enerji yok, Yildiz'dan cikarim diye atliyorum bir taksiye.. Takside ufak tvlerden var. Gecen gun banyoya koyim diye bakindim, cok cakma geldiler gozume. Taksici daha biner binmez ilk trafik bogmacasinda bir kadin sofore ana avrat basladi. Her niyeyse fena rahatsiz oldum, kadinin hatali oldugunu göre göre. Soforün surat ifadesi rahatsiz etti aslinda. Feci kaypak, feci adi bir ifade var. "Istanbul seni yenicem"den daha beter birsey. Zaten sonra pörtledi bir igrenclik. Sigara yakti. Cami acicam, cam kilitlenmis. Bazi taksicilar camlar acilmasin diye kollari sikistiriyorlar. Bu gerzek harekete yillardir anlam veremiyorum. Musteri indiginde egilip arka kapida acik kalan pencereyi kapama zahmetine katlanmamak icin. Sigaraya normalde laf demem galiba, yani bugune kadar hicbir taksiciye cikismisligim olmadi. Sofor bende rahatsizlik yaratinca, bir de biner binmez baslattigim Roma-Sampdoria lig musabakasinda da gol atamadikca dellendim "Beyfendi taksilerde sigara icmek yasak degil mi" diye kendisine bakmadan, Taddei ile atak esnasinda kükredim. Ukala bir ses tonuyla "2008 basinda, 4 gün var daha, kullanalim di mi" dedi. Arkadan kafasina ucan tekme atasim geldi.
Cevabiyla tatmin olmadi, daha saldiricak. Dikiz aynasindan bakiyor ama suratina bakmiyorum, gözüm oyunda. Konusmaya devam etti:
- Müsteriler de iciyor ama
- Icmeyecekler o zaman
- Siz bu yasagi destekliyor musunuz?
- Sonuna kadar..
- E ben 12 saat direksiyon salliyorum ne yapacagim
- Taksicilik yapmayacaksin o zaman. Baska is yapican daha rahat sigara icecegini düsündügün. Insanlari zehirlemeyeceksin.
Baktim hala fosur fosur.. Eahh yeter ulan dedim. Beni su kenarda birakir misin, inecegim. Indim taksiden, cekti gitti sari küllük. Zikkim icin.
Skyturk - FlipFlop
Programi izleyip tuvalete gidiyorum. Tuvaletteki sehpadan bir dergi cekiyorum. Home Art - Mart 2007, bir sayfa aciyorum, sayfa 59 geliyor. Sayfadaki yazi "Porselen Cagi Basliyor" by Damla Kürklü
Pasaportun süresini uzatmak ve valizi hazirlamak icin 16 saat kaldi... Ama öncesinde 8 yili yazacagim... 8 çileli yili.
"...modern sanat ise yüz karası, rezalet. pozitif yönü de var ama: böylece hiçbir yeteneğiniz olmadan içine girebileceğiniz ve birkaç dolar kazanabileceğiniz dünyadaki en kolay işe sahip olursunuz. "
Niçin şaşkinlik, beklenmedik haller icin ya da ya da kötü haller icin "Soguk Dus Etkisi Yaratti" dendigini bilemiyorum. Hüsran ardina da "Bir bardak soguk su ic" derler. Oysa sicak duş üstüne soguk duş gibisi var mi? Soguk duş etkisi nefistir, insani kendine getirir... 4 mevsim soğuk duş alırım, hele kışın ortasında sitenin iyice soğuyan su tesisatindaki borulara olan saygim iki katina çıkar... Üzeyir Garih'ten bana yadigar... Soğuk duş...
Kiriş, deprem diyince Ankara sallanmis.. O zaman yilbasi cekilisindeki bileti de koyuyorum buraya.. Cikarsa acacagim restoranda "herkese benden bir çay"
6 8 6 7 2 0 8
Deprem oluyor, sallaniyoruz, 1.5 dakika kadar. Binanin yikilacagi yok, o esnada bir kiriş çöküp böğrümün tam üstünden ikiye yariyor beni. Karpuz gibi dagiliyorum... Kirişi de aklima Sinanpasa'nin arka tarafindaki cantaci soktu. O kum torbasini kirise asabilirsin dedi, bir barfiks verim, kenarlarina kelepce ile de sikariz, kapi kirisinde calis.. Kafama kapi kirisi degil, tavan kirisi geldi. Kafama degil, böğrüme...
Balıkesir Üniversitesi Şubat ayında bir hafta sürecek Zeytincilik Kursu düzenliyor. Kursa ait program ve kayitla alakali detaylar:
18.02.2008 Pazartesi
09.00 – 10. 00 Kayıt – Açılış
10.00 – 13.00 Genel Zeytincilik
13.00 – 14.00 Ara
14.00 – 17.00 Gübreleme
19.02.2008 Salı
09.00 – 12.00 Zeytinin Tarihi
12.00 – 13.00 Ara
13.00 – 16.00 Zeytin Ekonomisi
16.00 – 19.00 Zeytin Atıklarının Değerlendirilmesi
20.02.2008 Çarşamba
09.00 – 12.00 Zeytin Bahçe Tesisi
12.00 – 13.00 Ara
13.00 – 16.00 Zeytinde Budama
16.00 – 19.00 Zeytinde Sulama
21.02.2008 Perşembe
09.00 – 12.00 Zeytin Zararlıları
12.00 – 13.00 Ara
13.00 – 16.00 Zeytin Hastalıkları
16.00 – 19.00 Zeytinde Organik Tarım
22.02.2008 Cuma (Laleli Zeytinyağları Konferans Salonu)
09.00 – 12.00 Zeytin Salamurası
12.00 – 13.00 Ara
13.00 – 16.00 Zeytinyağı Üretimi
16.00 – 19.00 Zeytinyağlı Yemekler
19.00 – 21.00 Yemek – Sertifika Töreni
23.02.2008 Cumartesi
Kaz Dağları Turu
24.02.2008 Pazar
Ayvalık – Alibey Adası – Ören – Akçay – Güre – Altınoluk – Küçükkuyu Turu
18 – 22 Şubat tarihleri arasında hergün
- “Zeytin Fotoğrafları Sergisi”
- Zeytinyağı ve zeytin ikramı
Katılım Koşulları
Balıkesir Üniversitesi Rektörlüğü Döner Sermaye 372 85 142 – 5001 hesabına 50 YTL kişi başı ücreti yatirilmasi gerekiyor. Son başvuru tarihi 15.02.2008 mesai bitimine kadar. Gezi ücrete dahil değilmis, talebe göre fiyat belirlenecekmis.
Kalacak Yer
Edremit Ögretmen Evi' geceligi 19ytl'ye kalmak mümkünmüs. Ancak önceden yer ayirtilmasi gerekiyormus. Eger orada olmazsa Akcay'da bulunan otellere bakilabilir. Orada da fiyatlar 20-25ytl civari
Daha Fazla Bilgi Için
Ogr. Gor. Mucahit Kıvrak
mucahitkivrak@yahoo.com
Balikesir Univertesi Edremit Meslek Yüksekokulu
http://uzok.balikesir.edu.tr
0 505 772 44 46 / 0 536 434 04 45 / 0 266 373 57 50
***
Subat'ta hava nasi olur mechul ama kuzuya atlayip giderim bu kursa, beni kimse tutamaz, beyaz peynir tutamaz, sucuk bile tutamaz... Aradigim kurs bu... Söyleeee, söyleeee aradigin kursuuu buldun mu söyleeeeeeeeeee
deathroom'un "violate the newborn baby" albüm kapagi.Oturup ucbes hosbes edilmislik yokken bile insanoglu bir baska ademogluna "saydirabiliyor". Ekseri "insani yormaktan, ademoglu yermekten" kacinilsa da hep bu hataya düsülür. Bir obje yorumlayabilmek gibi düsünerek bir baska insanevladinin ipi cekilebilmekte. Hatadir yapar, sundandir yapar, bundandir yapar. Kendi disimizdaki hicbir nefesaliciyi alip bu kantara oturtmamak gerekiyor ama hatalar yapilmak icin var.
Altay'i, fanzine scene'i hakkinda talihsiz bir kitap kaleme alana kadar ne sairaneligi, ne jinekologlugu, ne yazarligi konusunda bilmemek pek ala cehalet olabilir. Ama bu cehalet bor'dan nasil enerji uretilecegini bilmeme cehaleti kadar midir? Olabilir...
Yil 2000 gibi, bir plaza katinda sürgün hayati var. Çıkar para üzerine, gerisi cok fazla baglayici degil. Ama plazalara girmemek icin cok direnmislik de var. Sonra olmadi tabi, "yemeden durulabilen maksimum süre 4 gün" gibi birsey bu da. Telefonun ahizesi kaldiriliyor. Bir girizgahin ardindan arzuhaline olumlu yanit alamayan Radikal Gazetesi Kültür Sanat İşleri'nden bir kadin saydirmaya basliyor.. "Size gününüzü gösterecegim"... Oysa kimsenin röportaj vermek gibi bir zorunlulugu yok diye tahayyul ediyor insan. "Konusacaksin lan benimleeeee"
Konusmayi en sevdigin insanlarla bile bir süre sonra konusmamaya basliyor ve bunu hayatin icine yedirip, siradanlastirip, alisip kendine de kabul ettiriyorsan, israrci bir kadinin röportaj baskisina tassak sallamanin yeter sarti "istememek". Orda toplanan hirs bir süre bela gibi caglayip geliyor. Basit bir reddedis, tehditler, iftiralar, bir ton sacmalik ve dezenformasyon dolu hikayelere birakiyor kendini...
Ondan birkac yil sonra. Bir gazete sütununda, bu israrci kadin Altay'la birseyler vizildiyor. Düsünce sadece bok boku kenefte, iti iti İtalya'da bulurmus oluveriyor...
Yeri geldikce sallanmalar, sallamalar.. Uzaktan bir gelin güvey hali anlayacaginiz. Tüm bunlar da "hicbirsey olmak istememis"lere karsi "birsey olmak cabasini gizleyemenlerin" eylemleri.
Penguen'de kimi yazinlarini "buralarin bir sokak edebiyatcisi neden yok"una yükleyip, sivazladigi oluyordu insanin, ta ki 5 yasindaki kiz cocugunu seksuel namelerine sakiz edene kadar..
Derken "Cilgin Sair" sanilan o ki o satirlarda aradigi belayi buldu.
Şair-doktora "hatalı sünnet"ten tazminat davası
Öküz ile Penguen gibi mizah dergilerinde yazı ve şiirleri yayınlanan ve gerçek mesleği doktorluk olan Altay Öktem, çalıştığı Etiler'deki özel bir poliklinikte gerçekleştirdiği sünnet nedeniyle mahkemelik oldu. Doktor Öktem?in geçtiğimiz Haziran ayında yapılan lazerli operasyon sırasında yaptığı hata ile oğlu Y.K.K.'nın penisindeki damarların yanmasına sebep olduğunu öne süren baba Raşit K., 150 bin YTL değerinde manevi tazminat davası açtı. Olay sonrasında yapılan çok sayıda müdahaleye rağmen oğlu YKK?nın durumunun ciddiyetini koruduğunu, gelecekteki cinsel yaşamının bitme noktasına geldiğini öne süren baba, bunun ileriki yıllarda bir travmaya neden olabileceğini öne sürdü. Raşit K., operasyonu gerçekleştiren doktor Altay Öktem ile meslektaşı Cihan Yıldırım ve görev yaptıkları polikliniğin toplumun gelenek, göreneklerine göre düğün ve bayram havasında kutlanacak çocukluktan delikanlılığa geçişi olan bu dönemi son derece üzücü bir havaya dönüşmesine neden olduklarını kaydederek, oğlu YKK adına bin YTL'si maddi, 150 bin YTL'si manevi tazminat davası açtı.
Altay Öktem, cok bilmisligi icinde tek ve en önemli seyi bilememistir. Yasayanlar aleminde en büyük kusur, birinin istemi disinda uyandirilmasidir. Bazilari uyandirilmak ve günyüzüne cikmak istemezler. Bilinmek, varolmak, varliklarini tescillendirmek, bahsedilmek, konu olmak, anlatilmak, bir baskalarina haklarinda fikir sahibi oldurtmak istemezler... Ademoglu kusurludur ama iste, öte yandan yufka yürek 150bin icin birkac cikma yapabilse der, esekligin baki oldugunu bile bile...
150bin icin yufkayi börek yaparcasina, yine kendisinden: "hiç kimse başkasının yerine acı çekemez. hiç kimse bir başkası adına mutlu olamaz. kiralık katil hedefi şaşıracak kadar salak değilse eğer, kimse bir başkasının yerine ölemez. daha da kötüsü hiç kimse söz vermiş bile olsa, öyle canı istediği zaman çekip uzaklara gidemez."
Tam o esnada arkada "fatih erdemci - ben ölmeden önce" caliyordu...
Posted by
Trofolo
at
4:31 AM
1 comments
Links to this post
Labels: fanzin, haricten gazel, insanlar
Bomonti'de Votre Nom, Roberto Cavalli, Bisou Bisou, Rebeca Sanver günleri.. Kah networkun çekip cevrildigi günler, kah depoda "woman shoes dpt" mal teslim alimlari, kah proforma fatura hazirlama, kah stok raporu cikarma, kah yeri geldiginde Izmir'de bir otelin 2. katinda üstüne vazife degilken kutu kutu ayakkabi satma... Bomonti days... Özlemiyor degil insan...
"Vur kır parçala, bu maçı kazan..." 96-00 arasi GS tribünlerinde istirak etmekten en zevk aldigim tezahüratlardan biriydi. Geçenlerde Hincal, yine olagan isgüzarligi ile 90 Dakika'da "vur kir parcala ne demek.. böyle tezahurat olur mu.. bu mantikla bir takim nasil basari saglayabilir, basariyla itilebilir" diyerek, sözde tribün siddetine, tribundeki carpikliga name yapti ama ben Hincal'in da tribunun vur kir parçala demesinde kastinin rakibinin ayak bilegi olmadigina iliskin ironiye aşina olmadigini zannetmiyorum. Mevzubahis isgüzarliksa, gerisi teferruattir..
Neyse husus bu degil.. "Keskin sirke küpüne zarar", "Öfkeyle kalkan zararla oturur" gibi deyişlere tav olmaktayim. Bir frenlemecilik, bir "dur yapma"cilik gelenekciligi var bu toplumda.. Frenleme kardesim, inceldigi yerden kopsun... Bu baglamda vur, kir, agzina sic... Yeter cekme bu kadarini... Kaybolan kaybolsun, kaybedilsin...
İngiliz araştırmacıların 120 kadın üzerinde bir buçuk yıl sürdürdüğü araştırmaya göre, duş alırken belden aşağısını zeytinyağlı sabunla sabunlayan kadınların orgazm kapasitesi inanılmaz boyutlara ulaşıyor. Daha önce bir kere bile orgazm olmamış kadınlar, özellikle kasık bölgesinde düzenli olarak zeytinyağlı sabun kullanımının ardından, her sevişmede üç ile sekiz kez arası orgazm olduklarını ifade ediyorlar.
- bir Sevim Gözay yalanı
Posted by
Trofolo
at
7:37 AM
0
comments
Links to this post
Labels: film, haricten gazel, insanlar
Oglu Baris ile ayni mahallede büyüdük."Bak koçum; belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı. Artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. Sevgililer; bizim olanlar ve olmayanlar hepsi iz bırakır. Bu izler şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor. Hepsi kalır ama inan yeni izler de olacak. Yaşlıları düşün sanki herşeyi bilirlermiş gibidirler ama öyle değil. Ne kadar acı çekersen çek şunu hiç unutma çizilecek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer. Ressam olur bazıları başkalarının kalbini kazıya kazıyaya ya da resim olurlar senin gibi kazına kazına." Dar Alanda Kısa Paslaşmalar filminden, Hacı'nın repliği...
Savaş Dinçel, "Hacı abi", dün akşam aramızdan ayrıldı.
Ama ben bu blogu sürekli ölenleri yazmak icin açmamıştım,
yeter artik kimse ölmesin....
" hacı abi nereye, daha akgün'e gidecektik, hacı abi!"
Epeydir musait olmamisti ekip. En son Memo'nun evden bu yana tam takir, cilingir sofrali yeni PES2008/Playstation Tournament: Tori, Giovanni, Izel, Strofor, Memo, Trofolo... Ev sahibi Strofor.
Gecen gün mobile-hdd tasiyici biraderlerden, Akin olanindan evdeki networke 60 gb civarinda bir muzik arsivini, kaybolan kendi arsivim yerine pansuman olarak alirken icinden cikacaklarin ne oldugunu uc asagi bes yukari kestiriyordum... Bu Akin tam bir deli. Nisantasi Salomanje'nin playlistlerinden, Şamdan arsivine (naber Handan?), Zafer Peker mp3 lerine kadar hersey var.. Tam da Zafer Peker "Gitme Kal Diyemedim" bu pek soguk ve götkesen Istanbul sabahi semalarina dogru dalga boyu 3 sabah kadehi kivaminda akarken, essiz tadlarin ve birlikte olamaz pireylistlerin arasinda dolanirken aklima nerden peydah olduysa -sevgili dostum Ezekiel ile de lafliyorduk o esnada- "Abilerinin ünü altinda kalmis garipler" geldi. Zafer Peker böyle bir adam. 45'lik delikanli "Efsane" Hakan Peker'in arkasinda kaldi. Kendim icin de düsünmedim degil, biraderin şan ve şöhreti altinda kaldim mi ben diye.. Gel gör ki kendi capindaki bu kudreti feza boslugundan menkul şöhret hususunda bizim durumumuz Taskin/Peker'den farkli, ben ondan meşhurum. Gecen gun Beyoglu'nda yürürken bir "bağyan" geldi boynuma sarildi.. "Trofolo ben seni cok seavvvieaayorummm" dedi. Bu ne yilisiklik dedim, ittim "bağyani", yere düstü... Birader sinir krizine girdi, ben ardima bakmadan gectim gittim.. "ardina bakma yolcu" diyen bir Ali vardi ne oldu ona?...
derken evet bir Taşkın Sabah kolay yetismiyor. Adami paylasamadilar, bu büyük usta ustad ordinaryus sef, memleketin iki buyuk "bağyan" assolistinin saz ekibinden otekisine transfer oldu. Oysa Cinarcik'da yil 1985 mi ne, Cinaralti gazinosu olsa gerek mekan, elinde uduyla cikan Taskin'i taniyan kimse yoktu. Benim hafizada kalmis. Cinarcik da ne guzel mekandi o zamanlar. Dönemin bir klasigi olarak "bir yakinin bos kalan yazligina ailecek çökme" isini, aile tarihinde ilk defa gerceklestirmis, utanmdan bir de eve kuzeni falan doldurmustuk. Dalgakiranin oradaki koyda denize girmeye cabaliyor, kuzenin Cinarcik'da "Falanca disko"daki capkinlik hikayelerine kulak kesilmeye calisiyorduk. Bu esnada Taskin Sabah hala cay bahcesinden catma gazinoda ud caliyordu. Ben olasilikla Ankara gazozu iciyor, ertesi sabah erkenden gidip sebeplenmeye calisacagim buyuk midyelerin hayalini kuruyordum. O zamanlar dalgakiran uzerinde sabah 9'da baslayip aksam 19 gibi son bulan bir Captain Cousteaue hayatim vardi. O zamanlar da tutamazdim balik, simdi de tutamiyorum. Bu alandaki rekorum 15 falandir. Taskin Sabah hale gazinoda yirtiniyordu. Kimse ilgilenmiyordu. Gece o tip yerlerde, eve dönmesi ne guzel olurdu. Simdilerde öyle birsey kaldi mi bilemiyorum. Zaten evine çökülecek "es-dost-akraba" türünden bir baglantilar yumagi da kalmadi.
Hakan Peker'in "Efsane"si varsa, Zafer Peker'in ondan daha kalibreli "Diyemedim"i var, yani bence. Taskin Sabah o gazinonun önünden gecerken neler düsünüyordur diyemiyorum, Veli Göçer Arsa Ofisi'nin 99'daki gövde gösterisinden geriye kalmissa, gecsin önünden.. Iskemleyi atsin, bir çay söylesin kendine, diyiversin, üzerimde baski kuran ve şöhret yolunda önüme kütüğü koyan otoban abi Coskun yillardir bu milleti "Ispanyola" diye kaziklarken, akli neredeymis, ha neredeymis sorarim... Cinarcik, 99'u yasamasaydi Malezya olur muydu? O degil de Hande kimbilir nerdedir simdi...
Posted by
Trofolo
at
10:29 AM
1 comments
Links to this post
Labels: haricten gazel, insanlar, sanat-manat
Blogun bir tür mezarlik ani defterine dönüsüp, ölen kalanla dolup tasmasi sözkonusu ama
bu guzel müzisyen Chuck Schuldiner'in ölümünün 6. yili: 13 aralik 2001
Bu aksam template'i evde biraktim
X-acto, 3M Spray Mount yanimda degil
Caddenin en güzel yerine stencili yaptim da kactim
Altimda motor pesimde haydar, umrumda degil
Memlekete 6. filo gelince, vaktiyle komunizm ve Rusya korkusu yedirilmis halka da bilinen Rus salatasini Amerikan salatasi diye "veriyorlar". Amerika'da böyle bir salata yok. Bu bizim buralarin garipligi... Gerci haysiyet sahibi restoranlar hala "Rus Salatasi" diye mönüsünde bulunduruyor ama yapacak birsey yok, Amerikan salatasi diye birsey yok... En iyisini de Ayazpasa'daki Rus Lokantasi yapar derler, ler, ler, ler...
Ben de evde yaparim. Rus salatasini heryerde yemek kolay degil. Mayonez kolay bozulabilen bir gida oldugu icin risklidir Rus salatasi yemek. Üsenmeyip garnitürün kendisini de mayonezi de evde hazirlamak mümkündür ama maynonezin kivamini tutturmak herkesin harci degil, Mehmet Gürs iyi yapardi Lokantadan Eve'de.
Garnitür icin kavanoz, konserve ve dondurulmus secenekleri var. En iyisi konserve olani. Mayonezde de en iyisi Calve. Orta boy kavanoz mayonez ve orta boy konserve garnitur kafidir. Garnitürü suya atip hasliyoruz. 20-30 dakika kadar. Cikarip süzüyoruz. Disarda sogutuyoruz. Sogumadan mayonezle karistirirsak istedigimiz lezzette olmaz, bu yüzden hasladiktan sonra garnitürü mutlaka sogumasini bekleyin. Sonra mayonezle kucaklasma ve kaba yerlestirme.
Eger bu taze tuketilmeyip benimkisi gibi dolapta tutayim, elimin altinda meze olsun mantigi ile dolaba atilmak icin yapiliyorsa dolaba kabi koyarken mutlaka seffaf folyo ile kabin sarin. Zira mayonez hava ile temas ettigi zaman jel kivamina gelir ve salata bütün ozelligini yitirebilir. Deneyip gorebilirsiniz bu durumu.
Saglam kolestrol aracidir, kafi miktarda tüketiniz (Dr. Kushan gibi oldu)
Milletin kicinda pireler ucusuyordur ben sabahin 06'sinda haftasonuna salata hazirliyorum, olacak is degil sayin seyirciler...
Soğan mutfakta vazgecemedigim bir malzeme. Herseyden önce sogan cok yararli bir besin. Gribe karsi ozellikle. Her yemegin de neredeyse yapitasidir. Sogan olmayan yemek, sogan koymadigim pisirilen birsey yok gibi neredeyse, nerdeyse, her kimse... Pazarda cuval-sogani hesapli gorunce kis icin 25kg'lik bir pakedi yiktik balkona (8ytl). Onlar yassi ve suluydu, cok da arzuluydu... Ben de gecen gun Carrefour'da "Amerikan Sogani" diye bir mal gördüm. Hepsinin sekli ayni ve es buyuklukte, filede satilan bir sogan tipi. Sogana "Amerikan" denmesinin sebebi fastfoodlarda burgerlerde kullanilan dilim soganlarin, bu tip sogandan kesilmeyle elde edilen sogan olmasindan geliyor diye düsündüm. Şeklen ve naklen... Leziz cikti meret.. Hemen ekşili soğan mezesi hazirladim.4lu paket, 1.80 ytl
Nasıl mı? Şöyle: Soganlari yuvarlak dilimler seklinde kestim, ince ince. Ufak bir tavaya aycicek yagi koyup kizdirdim. Soganlari boca ettim.. 4-5 dakika kadar cevirerek pisirdim. Surekli tavayi sallamak ya da karistirmak gerekiyor, sogani yakmamalisiniz. 5. dakikadan sonra bir miktar nar-ekşisi döktüm üzerine.. Kizgin ateste kavurdum bunlari bole.. Sogan narekşisine doydu, yagin uzerinde fingirdemeye devam etti. Atesten cekmeye yakin bir süre tuz salladim, cok da az kirmizi pul biber... Harmanladim iyice tavada.. Aldim ocaktan, servise hazir. Bunu cok miktarda yapip dolaba atiyorum, cok sahane meze ve sandvic cesnisi oluyor. Zaten et-mangal sofralarinin degisilmez mezesidir.
Peynir reyonunda bir süredir dikkatimi cekiyor, elim gitmiyordu bir türlü. Urfa'nin topak peyniri vardir, ondaki lezzeti verecegini düsünüyorum ama emin degilim. En sonunda "eahh alayim bari" dedim. Antep'in peyniri mi gercekten bunu Antep uzmani CC'ye sormak lazim da, peynir tam arzuladigim gibi cikti, Yörsan'ın. Topak peynirinin tadini andiriyor. Daha sert ve tuzlu. Kesimi de cok rahat, dagilmiyor sert oldugu icin. Raki yaninda muthis. Bunla, eksi-sogani yapinca saat 05:20 demedim doldurdum kadehi...
Ilmiye teyze, 70'inde.. Metruk bir otobüste oglu ve torunu ile yasiyor. Piknik tüpünde kucuk bir tavada carliston biber kizartip, ekmekle yiyiyorlar. Orada yasadiklarini ogrenen habercilere görüntüleniyorlar. Ilmiye Teyze yediklerinden onlara da ikram ediyor, "göz hakki" diye. Yardim edenler oluyor, oglu ve torunu ile bir eve yerlestiriliyorlar. Ilmiye teyzeyi ve carlistonla ekmegi görünce ne Hugo kaliyor ne Prego...
Açlık Sınırı 727.17, Yoksulluk Sınırı 1893 YTL
- kos kos cabuk firina.. ekmek kalmiyor sonra
- ne acelen var ya
- ya kalmiyor baget, aliyorlar hemen
- gecen gun sordum bunlara gunde kac kere baget cikariyorsunuz, saatini verin o saatte gelelim diye
- baska isin mi yok, baget saatini mi kovalicaz
- haytayiz nasil olsa
- eet maksadimiz guzel ve taze ekmek yemek
- al bak yine yok baget maget faget fagot
- ohhh shit...
- köy ekmegi yardiralim
- yardiralim, icine de antep peyniri... ince dilim... ohhhh
***
- meyveleri mumla parlatiyorlar
- ondan böyle parlak gözüküyor degil mi
- gecen sefer sordugumda bu ithal gelen elmalari disarda bole yapiyorlarmis, adam soyledi
- salliyordur
- elma, armut, sikma portakal... hadi bos durma
- sikma portakal olayina noktayi koyuyorum, artik ugrasamicam kes, sık, posayi temizle, sikma aletini temizle... bu ne lan
- eee napicaz, kis vitamini, mikrop, saglik...
- pfanner'in sikma portakali var hazir. gavur yapmis, yorma kendini
- kan portakaliiiiiiii
****
- meyva mi, meyve mi?
- makine mi? makina mi?
- le le le sakine niye gittin tütüne bence.
- arka reyonda kadini duydun mu?
- ne diyor?
- "eaaaaa şeyyyy bana bir peaaaşşşiun furuviiiiiii juysssss"
- ne diyor bu be
- passion fruit suyu istiyormus
- o ne lan
- pesin förüyenin suyu cikmaz, iade edilmez: meyve galiba, meyva da olabilir
- onu birak da sen bu lime'in kilosu ne zaman düsücek...
- düsmez o, daha cok beklersin... izmir'de 4 liraymis kilosu, izmir'e mi gitsek almaya
***
- sen hic avokado yedin mi?
- yemedim o ne lan
- tropik meyve
- ben tam tropik olmusum zaten, birak allahaskina...
- kuskonmaz yedin mi?
- aa yemedim alsana, merak ediyordum
- tamam bir beyaz bir yesil, iki kavanoz
- al tabi cekinme, essek var burda ödüyor zaten
- öyle deme üzülüyorum
- birak yapma türkan soray
***
- tursu, tortilla, mayonez, maydanoz-dereotu-nane, terayagi...
- ne sayiyorsun bunlari
- bir mutfakta olmazsa olmazlar listesinden gecit töreni
- eksikse alalim
- alalim, dolabi dolu gördükce hayat doluyorum, doldur meyhaneciiiiiiiiiii......
Kühne'nin kendi klasik tada sahip kornison tursuyu "Türk tipi" diye lezzet degisikligine götürmesinin ardindan tatlimtrak-eksimtrak salatalik tursusu tahtina oturacak yeni oyuncu bulunmustur: Hugo Reitzel... Koysan Meksikali forvet diye oynar. 2.95ytl
Italik logosunu fazla israr etmeden okudugumda "Adamlardaki keyfe bak, tursuya Köhne diye marka vermisler" demistim. Kühne'ymis, Küheylan degil ve üstüne üstlük Alman markasiymis. Gerci suan uzerinden konustugum salatalik tursusu kavanozunda Turgutlu-Manisa tesislerinden bahsediyor, demek ki burda uretime de baslamislar. Kühne'nin tatlimtrak-eksimtrak salatalik tursulari essizdi. Farkli bir lezzeti vardi. Gel gör ki artik tadini degistirmisler, daha aci ve keskin tadda bir salatalik tursusuna dönüsmüs. Bu yüzden de kavanozun üzerine "Türk tipi" diye bir ibare eklemisler. Önceki hali satmiyor muydu diyecegim ama satmasa Turgutlu'da fabrika dikmezlerdi herhalde.
Bu fotoda gördügünüz kavanozu tek elle kavrayamadim, sogukken. Tek elle tutamayinca, sanki gügüm kaldiriyormus gibi iki elle sarilmak hosuma gitmedi. Yani bence kavanozun tasarimi fazla dombili. Camin uzerindeki garip sekillere de mana veremedim. Elbet bir anlami vardir. Ama yesil-sari kapagina ve etiket tasarimlarina her zaman tav oluyorum. Bence Kühne ambalajdan fena yakaliyor müsteriyi.
Peki Kühne'nin o tatli-eksi salatalik tursusu tahti kime kaldi? O da öteki postta...
(foto cekerken yarim kavanoz salatlik tursusunu götürdüm ve suan yaniyorum... ilaci da belli "efsane uludag gazozu", ondan da bahsedecegiz)
4.90ytl
Bir süre önce vidalarindan biri mac cikisinda düstügü icin iskartaya cikan Slik u2000 tripodun yerine Petrix marka bir tripod almistim, SL-1200 modeli. Fiyati uygundu (25-30ytl arasi), "cok fazla para veremem bu is gorur" diye aldim ama nanemollah iste, nallari dikti. Alet hafif, cantasi-kilifi var, guzel katlaniyor falan ve filan ama gel gor ki benim Sony Cybershort R-1'i, oturtma haznesi tasiyamadi ve baglanti aparati civiyarak kendini saldi. Tripodda en onemli nokta olan baglanti noktasinin esnememesi gerekiyor. Tripod ile elde etmeye calistigimiz hareketsizlik hali bu esneyen parca ile hayal oluyor. Makine tripodun tepesinde birakiyor kendini asagi dogru. Bir de bir süre R-1'den sökemedim bu parcayi, makine ile dolasiyordu. Mantiken tripodun tepesinde durmasi lazim. Yalama olunca, o yapiskanligindan da vazgecti. Bir de Petrix tripod gibi kokan bir alet gormedim ben. Neresinden cikariyor o kokuyu bilemiyorum ama plastik/mika aksami rezalet kokuyor. Isin fenasi bu rezalet koku calistikca daha da fazla cikmaya basladi ya da ben Petrix'e karsi kisa sürede pert oldugu icin karsi propaganda yapiyor olabilirim... Manfrotto'dan şaşarsan olacagi bu...
Sütlüce'den Halicioglu'na cikan alt tünel yoldan persembeden beri 3 kere gectim. Bunlardan birinde bir arac beni tunelin tam orta alaninda sag duvara dogru sikistirdi. Hiz kesmeseydim bu van-bus ile duvarin arasinda patates püresi olmustum sanirim. Tunelin zemini cok problemli, ozellikle motor icin. Zemin icin karayollarina yazi mi yazayim, duvara sikistirmaya calisan manyagi anlamaya mi calisayim....
Dolastigim yollarda rastladigim opstürüksiyonlarla alakali notlar aliyordum kafamda, onlari bir ara toparliyayim burda, birilerinin isine yarar belki...
Türkiye'nin ilk bayan spikeri, TRT zamanlarindan.. Dil konusunda gestapo. Dil kurallarina bagli kalmayi sevmiyor, alabora etmekten zevk aliyorum... Dil benim agzimdaki dil, onun döktügüne kurali da ben koyuyorum, Jülide Hanim'i gördükce kacacak delik ariyorum...
Yil 1986, Aga Cami Sokak'ta 5 katli bir hanin sinirina kadar gelen Tarlabasi Bulvari yikim plani, arka sokakdaki Vakko deposunun yikilmamasi icin son anda degistiriliyor ve sinirdaki bu 5 katli han yanindaki bina sinir kalacak sekilde yikim planina dahil ediliyor. Istimlak yapiliyor, bina sahipleri defediliyor... 21 yil once bu degisiklige sebep olan kudretin yaraticisi bugun dünyadan göcediyor... Dünya mali, dünyada kaliyor...
92 yili Brits ödülleri töreni. Sahneye KLF'i cagiriyorlar. KLF, sahneye ENT ile beraber cikiyor. Ekran karsisinda heyecandan düsüp bayilacagimi hatirliyorum. VH1 kanali vardi o zamanlar, sanirim ordaydi tören yayini.. O kanalda degil ENT görmek, cok bilinen gruplara bile raziydik. Helezon vardi TRT'de Doktor bir herif sunardi. Iste törendeki o an asagida, "3A.M. Eternal"i söylüyorlar, KLF buradan sonra tarihe karsiyor... :
"Alone"
Tatsuya Yoshida
***
90'larda Istanbul'da Roxy'de calmislar, gelenler agzi acik izlemislerdi. Bir kere de Cpt.Hook'a gelmislerdi. Olsa da yesek....
Geçmez mi ...
Gözlerim senden hatıra
Giderken iyi bak demiştin
Sana nasıl alışmıştılar
Gittin gideli gözüm hiçbirşey görmüyor
Belki bu gece,belki bir sabah
Duygular çoşar düşersin yollara
Belki kapımı çalarsın ansızın
Elinde güller gözünde yaşlarla
Ben unuttum çoktan beni kırdıgını
Sende unut yoksa ömür geçiyor
Yalnız benim için bak derdin ya
Gözlerim o gün bu gün seni arıyor
"Hatta bir sayfada kızarmış ekmeğin üzerine zeytin ezmesi sürmüş, biraz da acı sos, bunun hem tarifini vermiş hem de çok şık resmini çekmiş. Bıyık altından gülsem de, dalga geçsem de aslında helal olsun, belli ki çok emek veriyorlar."
big brother is cooking you
cay üstüne cay gidip geliyordu.. eve geldim lipton falan miktarlik pakedin üstünde şöyle yaziyordu: "daha demli çay".. çayda dem bitkiden mi menkul, demleme metodu ve doldurma oranindan mi... aklim durdu: cay dünyasini tekrar gözden gecirmem gerekecek. "12" projesi oncesi hisar'da rampistador'la.
Nuray Yilmaz... kendimi bildim bileli geziyor, ellerinde artan çiller disinda degisen birsey yok. ayni sac modeli, ayni sac rengi, sadece zamanla daha guncel bir kol saati -ama yine ayni segmentten-... geziyor, geziyor, görüyor, görüyoruz, yiyiyor, yiyiyoruz...
Her üç katta bir cimlendirilmis alan.
Dünya gayrimenkul piyasalarındaki en önemli 10 küresel trendden biriymiş. "Çevresi Yeşil Binalar"
Şehrin yeni merkezi Büyükdere Caddesi'nde dikey bahçeleri ile insan-doğa ilişkisine saygılı ne demek anlayamadım pek. Bu agdali dile hastayim, "size yeni yasam alanlari insa etmeye geliyoruz" falan... Bahçeler yükseliyor, İstanbul Sapphire yükseliyor... Bahçeden düşen çocuk görür mü bu ülke, görebilir....
http://www.istanbulsapphire.com
Projenin mimari danismani, Kanyon'un ruzgar akintisina cozum bulamayan, careyi branda germekte bulan Tabanlioglu Mimarlik...
Sallandim ama bizimki onay verse taksidine giricem en ust katin. Direk Aslantepe'nin yani, maclara gitmeye de gerek kalmaz. Ekibi catiya doldurup kacak tribune kombineden evin parasini 1 yilda cikartirim.