Sunday, March 30, 2008

Vespa #03

Öğleden sonra Pangalti isiklarda, pardesülü bir bey yanasti:
- Taksim istikametine mi gidiyorsunuz
- Ee, evet.
- Ben de gelebilir miyim?
- Olmaz
- Yasak mi?
- Sanirim

Saturday, March 29, 2008

Vespa #02

Trafik isiklarinda:
- kaç basiyor bu?
- bir fikrim yok acikcasi, basiyorum gidiyor,
gerisiyle ilgilenmiyorum

Samimiyetsizlik

"Samimiyetsizlik, guzel bir yemegin icinden tas cikmasi gibidir. Belirsiz bir anda kendini belli eder. Bir samimiyetsizin en büyük yanilgisi da samimiyeti yenilenebilir enerji kaynaklari ile ayni şey sanmasidir..."

Friday, March 28, 2008

Fox Sports Espanol



Kazma Türk reklamciligina armaganim olsun.
http://www.youtube.com/watch?v=Apzr8f3etyU

Vespa # 01

- abi ben de bunu bir kiza ait sanmistim
- seni döverim, yok ol

Beijing 2008

Reporters without borders - www.rsf.org

Bedava mal satılabilir mi?






Bu Bati'dan apartma slogan reklamciligi ve
bu acgözlülük beni deli ediyor.
Bati'nin Reklamciligini almayin,
ahlaksizligini alin...

Thursday, March 27, 2008

Soultracker

bu hayatta herşeyin bir kalbi var.
"kutsi bu ülkenin coldplay'idir"

Wednesday, March 26, 2008

Bozulmak

insan kendini bozmaya görsün..
Ali "Boy" George.
Santorini'den az önce...

Öyle Demeyin Gayri Safi Milli Hasılaattttttt...

senin de bir varoluş sebebin var...

..artıyor. Enflasyon düşüyor. 3 çocuk yapın, belde güç kalırsa 5 de olur. "Rızkını allah verir" Allah'ım sana sığındım, rızık ver bana. Çağdaşlaşma sürecinin İslamcılarla da sürüyor olması ne enterasan değil mi Jüstinyen? Aslında haklarını yememek lazım "Çalışıyorlar ağğğbi". Bu devlet denen yapı her zaman hantaldı, şimdi sadece battal boy. Battal boy çöp torbası almaya çekiniliyor, bu kadar çöp ürettiğinin farkına varmak istemiyor insan. Eğer obezit bir hastalık sorunu yoksa gördüğüm her şişman, açlık sınırında yaşayanların tabağından çalıyor demektir. "Yiyenler"in gittikçe semiramispekkanlaşması canını sıkıyor. Fransız konsolosluğunu kapısında duran bekçi/gelgeçci zat'ın yılları içindeki göbekleşme ve ense/boyun boğumlaşma sürecine yakından tanık oluyorsunuz, uz, buz, uzi. Dün takside kürt aksanla giren ve sohbetin Dersim katliamına uzanacağı aşikar trafik boğumlanmasında geçen gün bir minibüsteki hırsızlık vakasını anlatırken kendi milletinden -kürt- zebillerden duyduğu utancı dillendirdi. Minibüslerde 1 aylık kazancını kaptıran güzel insanlar tanıyorum. Bütün ay sefillik içinde kalacaklarından hırsızın haberi yok. Yavuz o. Yasin ilaç beklerken ölmüş...
- bak baştan söyleyeyim ben bu adamlara oy vermedim
- sen vermedin, o vermedi, ben vermedim, e kim verdi o zaman?

gün sonunda kasada birikmiş slipleri torbaya doldurup amirine götürmeye çalışan asgari maaşlı, makyajlı, alımlı-zanlı kasiyer kızlar.. çabanıza duacıyım! amen!

Tuesday, March 25, 2008

Tokat

Tokat

Filmin adi galiba Tokat'ti. Film bilgisine baktigimda "fakir genc sarkici ile zengin kiz" diye birsey okudugumu animsiyorum uykulu gözlerle. Heryeri Ergenekon sarmisken, TRT'yi bu ara boslamislar galiba. Bir baktim esas abi, evin hanimi ile lambir lumbur sevişiyorlar. Koca olan zat kötürüme beş var. Bizim toplumun hep imrendiği bir aldatma formu. Filmlerde geçer, yani cocuklugumuz bu tip bir threesome ile geçti durdu. Çocukluğun threesome ile geçip durması da hakikaten felaket. Bir sen bir ben bir de bebek.

Bu film sanirim gecen aylarda izledigim "kir gönlünün zincirini"nden sonraki en gece zortlaması film oldu. Ama bu filmdeki gibi dialoglari ve kahkahalarla güldüren oyunculuklari Mete Inselel'li filmlerde bile görmedim, o kadar diyorum size. Tek tanidik yüz Müjde Ar. O da bir ara kola sisesini acti, esas abinin agzina dayadi. Tamam konulu porno geliyor derken ayak bilegi incinmesi okşaması, kaçan kovalanır ve "bir dost: karinizi sizi aldatiyor" sekansi.
- evli bir kadin yalnizca kocasini sevmeli
- milyonerkizina tost yedirdigim gunler geride kaldi banu.. artik zenginim.. sarkiciyim.
- senicin yaptigin sarki listebasi oldu banu.. altin plak aldim..
banu: parani carcur etme, tosta talim etmeyelim yine
- etmeyecegiz banu
- olsun ben o gunlerde de mutluydum
- sevinc insani aciktirir, yemek hazirliyim bari
- herkes kendi hayatin yaşar (bu yillar sonra sarki oldu by gülben ergen)
- kacma, sen de beni seviyorsun. benden hoslaniyorsun (ozguvende aslan marka)
- sevgilim kacma dur ne olur
- sen benim herseyimssin, canimsin

Türk sinemasi bir dönem kendini gercekten iyi hissetmiyormuş.

- acilen tedaviye ihtiyacı var, yoksa ölebilir.

Brian Birch

Brian Birch
Brian Birch'ün kalkan yumruğu...
Servet Çetin'in kalkan yumruğu...

Monday, March 24, 2008

Servetttttt Servetttttttttt!

Servetttttt Servettttttttt

Brian Birch'ün kalkan yumruğu....
Servet Çetin'in kalkan yumruğu....

Sunday, March 23, 2008

MENDO












Digital araclara ragmen hala basili işlerden, kitaptan, gazete ve dergiden vazgecilmiyor. Bu yuzden kitapcilar en rahat bir sinema salonu kadar ya da keyifli bir konser kadar heyecan verici. Ama Istanbul'da Robinson disinda icinde heyecan duyulacak bir kitapci yok. Amsterdam'da yeryuzundeki bütün design booklari ve kalcama kadar gelen Pele'nin Biyografsinin yeraldigi devasa kitabi gordugum Mendo'yu unutamiyorum. Sadece o dükkan icin bile tekrar Amsterdam'a gidilebilir.
www.mendo.nl
Berenstraat 11, 1016 GG Amsterdam

The Adventures of Darius and Downey: And Other True Tales of Street Art as Told to Ed Zipco


This unique, narrative-driven book gives an unparalleled insight into the tough, tight-knit, exciting world of street art as seen through the eyes of Darius and Downey, who have been working together since 2000. Through a series of blood-pumping adventures, it paints a vivid portrait of a creative but harsh environment of extremes: friendship and rivalry; respect and conflict; adversity and prosperity; and, reveals the incredible risks that artists take, day in, day out, to win their place in the graffiti hall of fame. Ed Zipco, acute and empathetic commentator on the ways of the street, relates Darius' and Downey's most memorable experiences. Along the way, we witness their artistic evolution from conventional graffiti tagging to ambitious street installations that are both wittily entertaining and strikingly subversive.
£11.52 ~ Satın almak icin

Saturday, March 22, 2008

Hayvandan Daha Hayvan


Yukardaki görüntü İzmir'in Selcuk ilcesinde hayvanlara uygulanan kisirlastirma islemlerinden alinmis. Kisirlastirmanin o kedinin ve diger hayvanlarin yararina oldugu savunulabilir belki ama (ki hic katilmiyorum, insanlarin nereden ustune vazife baska bir canli irkinin cinsel hayati uzerinde iktidar kurmasi) o hayvani bas asagi dort ayagindan baglayan gercek hayvanlarin o sekilde ters bas asagi kac dakika dayanabilecek sekilde iskencede kalabileceklerini merak ediyorum.

Hakikaten neden "hayvanlik etme" deriz ki.. Su hayvanlar insanlara bu kadar eziyet etmiyorlar, edemezler de...

Ufal da Cebime Gir


95'de Eczacibasi Selpak'da calisirken interneti ilk kullandigimiz zamanlar. 256 color ekranlar ile gercel jpglere bakiyoruz. Evde internet yok, high-density disketlerle hergun evdeki AT&T 486Dx-2 66 makinemde browse etmek icin "fotograf" tasiyorum. Çantam disket kazanni. "Patron" ayar cekmisti, evden callback yaptirip gece 00'den sonra evden nete giriyorduk, şirket üzerinden. Windows NT 3.51'di, Windows Workgroups 3.11 hey gidi hey. Eşsiz keyifti. Kendimizi Wargames filminde zannediyorduk. Ki bu film zaten bizim jenerasyonda cogu kisiyi computing konusunda etkilemistir.

Disketlerden bugün geldigimiz yer kredi karti ebatinda 40gblik diskler. Lacie, 2 farkli model uretmis. 30gb kapasiteli olani $129.99, 40b kapasiteli olan siyah modeli $159.99. Bu fiyatlara tr piyasasinda ne gömerler orasi malum.
Artik cantada duallayer-dvd tasimaya son. 40gb boru degil, gomlek cebi.


Friday, March 21, 2008

Computer Arts (Mart 2008)

Computer Arts (Mart 2008)

Ingilizlerin fetis boyutundaki grafik tasarim dergisi Computer Arts, Mart 2008 sayisi ile format degistirdi. Sayfa tasarimlari ve dergi ebati degisen C.Arts, orgazm etmeye devam ediyor.

C.Arts (Subat-Mart 2008)


Yeni dergi daha ince ve daha uzun. Eski derginin kare formundan farkli, A4 yuksekliginde ve genisligi de A4'den 1cm daha fazla. Ele geliyor. Kapak tasarimi "shalala", icerikse asagidaki gibi:

Stardust Times Square
The stunning Zune advert
On the CD
Motion Showcase and more
John Lennon Airport
McFaul murals arrive in Liverpool
Stefan Sagmeister
The Computer Arts Interview
Argentina
Putting Argentinian design back on the map
Profile: group94
Belgium's web design hothouse
Roudn table
Are the big agencies out ouf touch?
Profile: Noah Harris
The man behind those new idents for E4
Illustration: Today and Tomorrow
Are the good times here to say?

Technique
Expressive lighting effects
Amazing Photoshop skills
Brief Encounter
Studio Output creates a staged compositon
Create camouflage patterns
Time-saving Illustrator advice
Inspiration Workshop
A surreal underwater scene
Capture a dynamis RSs feed in style
Use Flash to style up dynamic content
Cool particle effects in Flash
Create realistic sparks using dirty physics
Natural smoke effects
Great mattes from water and food colouring

Need to Know
AIR, Flex and Silverlight
Get to grips with the new tools for web design
Finding the best fonts online
Our guide to foundries and type distributors
Motion graphics
Ten strategies for success

taşev projesi # 3


Dış yapıda geniş yüzeyli cam kullanımı.
Gün ışığından maksimum yararlanma, ferahlık.

Kendi Kaza Raporunu Kendin Tut

Bu iş bu ülkede olmaz. Bir ton tantana çıkar. Artık kazalardan sonra kazayı yapanlar tutanağı kendi tutacaklarmış. Aşağıdaki dökümanı print edip arabanıza, motorunuza bir-iki adet koyun. Lazım olabilir. Herşeyi devletten beklemeyin, yin, yin, yang.

Tafik Kazası Tutanak Formu

Thursday, March 20, 2008

Salatanıza Sahip Çıkın!

darksalad
"Salatayı feminen bulan abes bir duruş var. Bu, salatanın her ne hikmetse yegane diyet mahsulu olması kaderinden. Yoksa aslen salata kendi başına "aslan" bir iştah açıcı, kapatıcı ve doyurucudur. Kenara itilecek birşey degildir. Salatanıza sahip çıkın!"

Yataklık edenler: Göbek salata, bahçe maydanozu, kırmızı yağsız pul biber, kepek ekmeği dilimleri, zeytinyağı (datça), dağ kekiği..

Wednesday, March 19, 2008

Bana Bir Gmail Boya Hayta!

Pek ala şunu sorabiliriz: Bizim buralarda neden bu kadar hayta genç yok? Yani böylesi yok. Yoksa hayta olmayan bir millet oldugumuzu kimse iddia edemez. Bizimkisi kofti bir haytalik sadece. Rus tasarim ogrencileri asagida bir Gmail simüle etmisler, bos herifler...


JR: Expo Bruxelles

Fransiz cocuklar bombaliyorlar...
JR-Art'in Brüksel'deki "iş"leri.
Acaba diyorum bir vinci dayasak Istanbul'da mese odunu ile sopa kac seansdan başlar: "Abi bu ne, ne anlatmaya calisiyorsunuz?"
Gare Central
videosunu arkaniza yaslanip izleyin.


yapilan isi gören yan binaya girip
fotografini aliyorlar.

EXPO BRUXELLES //// 8 MARCH - 28 MARCH

Gare Central
action-bruxelles-2-gare-central_creation

Quai aux Barques
action-in-bruxelles-1-jr_creation

Rue St Gery
action-bruxelles-4_creation

Boulevard Anspach & Rue de l'Eveque
bruxelles-action-6_creation

Marchés aux Herbes
action-bruxelles-3-marche-aux-herbe_creation

all films by Dan Lowe & Anthony Dickenson

Sage


Sage, bir Firefox eklentisi(add-on). Ne ise yariyor? Firefox uzerine kuruldugunda bir RSS Feeder kanali oluyor. Browserinizin sol tarafinda bir "pane" (kanat) olarak aciliyor ve takip ettiginiz rss destegi bulunan siteleri el altinda daha kolay bulundurmanizi sagliyor. Daha once "Miranda IM + RSS Plugini" kullaniyordum ancak "rss-feeding'i x site icerik post ettigi anda takip edeyim" aliskanligi işten kopup site takibine ve işlerin içine etmeye baslayinca Sage'i kullanmaya basladim. Sage'i siz solda acip da refresh etmedikce rahatsiz eden ve karisan bir nane degil. Herhangi bir siteye girdiginizde Discover Feeds (buyutec butonu) e bastiginizda sayfanin RSS kaynaklarini buluyor ve bunu Sage'e kolaylikla ekleyebiliyorsunuz. Siteleri siniflandirabiliyorunuz (farkli folderlarda). Ayrica eklenti, sitelere gitmeden son icerigi lokalde bir sage template'i uzerinden goruntulenmesini sagliyor. Cok estetik kaygisi olan bu sage template'ini kendi .css dosyasi ile de formatlandirabiliyor. Sage ile olusturdugunuz Rss Bookmark listenizi export edip diger clientlariniza da (ex: notebook) tasiyabilirsiniz. Sage bir rss takip ederken cay yapamiyor, onu ben yapiyorum. Cok guzel cay yaparim, söylemis miydim?

Sage Homepage

***

SONRADAN EKLEME (16:04)
Sevgili okuyucu, takipci and the other heartbreakers.
Bundan birkac gun once Sage'in developerlarina TR localisation icin bir mail atmistik. Tesaduf o ki bu postun atildigi gün cevap geldi adamlardan. Sage'i artik kimse develop etmiyormus. Yani Sage ölmüs, gelistirilmesi durmus bir extension tavsiye etmisim. Gercekten mahcubum. Ben hala kullaniyorum gerci mereti ama sayfalarinda da goreceginiz uzere 1.3.10'dan sonra kesilen bu guzide uygulamanin eger bir vulnerable yani olursa, fixe edecek ademoglu yok. Napsak bir cay demlesem size affeder misiniz, musunuz.. Bu ne sans lan.

Tuesday, March 18, 2008

1.5 Ayda 2.000.000 YTL Kazanmak

Türkiye'den cikmis global bir internet pojesi ile falan degil bu meblag. Kazanan "sosyaldemokrat" bir manken. Sen ne güzel ülkemizsin Türkiye...


6 ayda kaybettiği 2 milyonu birbuçuk ayda kazandı
Çete suçlaması yüzünden 6 ayını cezaevinde geçirmek zorunda kalan Tuğba Özay, cezaevinde bulunduğu süre içerisinde yaklaşık 2 milyon YTL zararının olduğunu açıklamıştı. Ünlü menajerler ise, Özay’ın cezaevinden çıktıktan sonra bu parayı aynı süre içerisinde toplamasının çok zor olduğunu söylemişti. 1.5 ay önce tahliye olan ünlü manken söylenenlerin aksine, kısa sürede büyük anlaşmalar yaparak, kaybını gidermiş görünüyor. 6 ayda 2 milyon YTL kaybeden Özay, 1.5 ayda bu paradan daha fazla gelir elde edecek anlaşmalara imza attı. İşte Özay’a yeniden hem de kısa sürede büyük servet kazandıracak anlaşmalar:
* Mahkumların yarışacağı televizyon programından 1 milyon YTL.
* Hayatını anlatacağı kitap için anlaştığı yayınevinden satış hariç 250 bin YTL.
* Görüşmeleri halen devam eden, prensipte anlaşma yapılan özel bir televizyon kanalının sabah programından transfer karşılığı 300 bin YTL.
* Mayıs ayında çekimleri başlayacak olan tarihi filmden 100 bin YTL.
* Hayatını anlatacağı senaryosunu kendi yazacağı filmden 1 milyon YTL.
* Tanıtım ve defilelerle ilgili teklifleri ise nisan ayında değerlendirecek. (Sadece bir tanıtımdan yaklaşık 10 bin YTL alan Özay günde en az iki tanıtım teklifi aldığı nisan ayında tanıtım ve defilelerden 500 bin YTL’den fazla gelir bekliyor)

Bozuk


Gecen gün notebook bozuldu. Niye bozuldugu belli degil. Dün gece buzdolabi bozuldu. Tam alisverisle dolmus buzdolabi, istifra etmek üzere bütün gidalari. Bu sabah kosarken ayakkabinin tabani patladi. Alali 1 yil olmadi. Isin tuhafi kosunun baslarinda "Galiba bu siklikta kosunca bu ayakkabilarin ömrü uzun olmuyor" diye sayiklarken. Isler tikirinda giderken calisan seylerin arizalanacagini kim düsünür ki, calisiyor iste. Tedbirli olmayi kac kisi akil ediyor. Oysa Bebek Kahve'de o aksam Hasan Tuncer, elektrik kesilmelerine karsi evin muhtelif sutunlarina asma bataryalar yerlestirdigini ve bunlardan olusan jenerator yapi ile evi mahyali cami gibi isildattigini söylüyor zifiri karanlikta. Onun ki ayri delilik. Ya meshur bir havayollari firmasinin sahibesi kadinin nukleer saldiri olur diye Istanbul'daki evine nukleer saldiriya karsi barinak yaptirmasina ne demeli? Tedbir mi? Hadi gidin tedbir alin, bu göz falan degil. Zaten bu bendeki gözse de dana gözü... boyna bozuluyor.

Monday, March 17, 2008

Bahçeye Açılan Kapı

Taşev'in bahceye acilan kapisi. Mermer zemin, cimlenmeye birakilmis toprak örtüsüne genis koltuktan seyir. Çimler biterken tanik olmak.

Gol

ben uyurken geçer günler
geri gelmeyecekler
fulltime yıllarıma rağmen
öç peşindeler

yönetici olabilirim aslında
yapamayan yönetir derler
ama tüm personel adaylarım
üst mevkide bir yerdeler

ben yedekteyim, onlar oynuyor
ben izlemekteyim onlar atıyor
neden bilmem hep böyle oluyor
sonuç aleyhime,uzatma yok,
maç bitiyor

yıllarca ben koşup
çalıştım, çabaladım didindim
o bir vurdu
gol oldu
bana ıslak bir sopa verin
elle oynamayayım maç durmasın
topuğumu ağzına gömünce
lütfen faul olmasın

ben yedekteyim, onlar oynuyor
ben izlemekteyim onlar atıyor
neden bilmem hep böyle oluyor
sonuç aleyhime, uzatma yok
maç bitiyor

yıllarca ben koşup
çalıştım, çabaladım didindim
o bir vurdu
gol oldu

» izle

Charlotte Martin

sweet things (feat.tiesto)
» download




Sunday, March 16, 2008

Abdurrahman Yalcinkaya

"Bir ulkede namuslular en az namussuzlar kadar cesur olmalidir" Ismet Inönü

Pazar: "Bu kahvalti kac zloti?"

Solda oturan Bobi'nin on sag ayagi kirilmis, sargidaydi.
Suratindaki bitkin ifade sabah sabah keyfimi kacirdi.
Bütün masalara tek tek ugrayip kendini sevdiriyordu.
Kucaklasam dedim, o ayak duzelene kadar kucagimda tasisam.
Oradan gecerseniz mutlaka durup iki dakka sevin Bobi'yi,
cok ihtiyaci var bu aralar...

Günes isitmiyor ama ferahlatiyor. "Bahardan kalma bir gün"ü sonbahar günlerinde söylüyorlardi galiba. Bahara selam cakan bir sabah o zaman. Daha erken cikacaktim evden ama toparlanip evden cikmak bir kadinin evden cikmasindan daha uzun süre aliyor. Oysa ne makyajim var ne elbise secim derdim. Yanima onu bunu sunu almak gibi bir dizi sikinti da yok. Baltalimani'ndan asagi inerken saat 08:35 gibiydi. Pireler hala ucusuyor. Tingir mingir gidiyorum. Kovalayan yok. Zaten servisten yeni cikan kuzu bastin mi kaciyor altindan, bir fena olmus kendisi. Bir de yollar güzel olsa. 20 metrede bir mutlaka pürüz. Hele Yeniköy civari rezalet. Iki tekerler icin o semti hizli gecmek zor, tökezleyip düsmek an meselesi. Sahil genisletme calismalari Emirgan'dan itibaren sahile yapisan baliktutucularin artmasini saglamis. Mangalcilar bu güneslidonduranda çökerler mi ögleye dogru belirsiz, yasakti galiba. Yani en son yasaklanmis diye okumustum. Sahil hattinda mangala ve rakiya veresi gelemiyor insanlarin artik. Gazetelerde hergün falanca yerde icki yasagindan bahsediliyor. Herkesin kendine yonttugu, kendi tebasini memnun ettigi bir yüzde'lik yoneten anlayisi bu. Kirecburnu Tarihi Firini'na gidecegim yine, bir iki cay dedim. Yol bos, dönüste belki dedim dolar. Firinda kaldirimdaki masalar bostu. Bir cay söyledim, bir parca da börek, filizin börek. Cayi da böregi de begenmedim, ki normal, firinin en verimli saatleri 07-08 arasidir aslinda. Gazeteleri aldim, onlara göz attim. Abdurrahman Yalcinkaya sarmis pazar mansetlerini. Birileri tutusmus, pis pis sirittim sayfalara. 3 cayi yuvarlayip kalktim. Aksamki mactan kafamdaki detaylari bahseden spor sayfasi bulamadim. Bildigin rutin yazilamalar. Taraf dedim ne kötü mizanpaji var. Bir de indirdigi fiyatini ucuncu sinif spor gazetesi anasayfa kutulari gibi bir haftadir basmiyor mu okuyucunun gözüne.. bu iste bir denyolamokacilik var. Dönüs yolu daha keyifli. Cünkü sola yatmayi sevmiyorum virajlarda. Zayif noktam. Hep düsesim geliyor. Oysa dönüs yolu tam düşeş. Saga kayiyor hep virajlar. Soldan bir otobus bicerse en fazla sol ayak gider diyorum. Ben toplara sagla vururum, kardayim. Önce Emirgan almis yükünü, sonra Hisar'a geliyorum. Daha köprü altindan basliyor trafik. Saat sadece 10. Sonra bakiyorum ki Sade Kahve ve Kale tiklim tiklim. Bunun kahvalti zevki olamayacagini, o hengame ile bir pazar keyfi yaratilamaycagini bu insanlara anlatmak lazim. Oysa evden cikmadan önce "kahvalti icin nereyi önerirsin" diye soran Caglar'a "Üstte Dogatepe olabilir, fiyat yorar dersen, asagida sahilde Sade'ye bakin" diye tavsiyede bulunmustum. Tahminen bana saydiracak birkac tane ama gidecekler "ögleye dogru" vakti tenhalasir, belki. Sabahin körü, Hisar'da 10 dakika kitlendim. Sabaha kadar da ayaktaydim islerden, selede uyuyorum. Arkamda bir Pajero beni neden o kadar idare edip Tarabya'dan beri kicimda kornalamadi bilemiyorum. Zaten hep zamansiz yasanir bu tasimalar. En son birini sirtimda tasidigimda sadece 18 yasimdaydim. Bebek de kalabalik. Hava isitiyor. Yine cibil cibilak ciktim. Ellerim ve dirseklerim üsüyor. Yolu uzatip Arnavutköy-Ulus'dan dolanacaktim, kicima soguk kacinca kisa kestim sabah turunu. Söyle dedim Davut(-id) efendi bu kahvalti kac zloti? Söyle cünkü susturulacak günlerin belki esigindeyiz, miyiz...

Ceci n'est pas une pipe

Bazen elma sadece elmadir diye dikte etmek gibisi.
Bu bir pipo degildir.
Tabi ki pipo resmidir.

Sahilde yürürken bir bayan geldi karsidan:
- sizi taniyorum, siz trofolo'sunuz
diyiverdi
- evet kimi zaman
dedim.
- atma o Borges'ti
dedi
- zaten ben de aslen Trofolo degilim
dedim. Flickr, blogspot, imeem, hava civa 2.0 ne varsa karistirmis. Arapsaci. Simdi sahilde degilim, ama birazdan olacagim.

Hep birseylerin ne oldugu degil, ne olmadiklarini söyleyenlerin oldugu bir ülke burasi.
İzahat verirken de, yorum yaparken de, anlatirken de.

Senin ne olmadigini cok iyi biliyorum, farzet ki.

Saturday, March 15, 2008

ben ilavesini istemiyorum, onu alabilirsiniz

- mola verelim mi?
kocasi olan kadini sevmekle, sevgilisindan ayrilmis kizi sevmek arasinda pek fark oldugu söylenemez. söyleyenlerin tek kaygisi, cesitlilik diyarina klark olabilir. neyse, hepsi agirlik neticede. oysa bilmek istemiyorum. gecmisten yana haber almak istemiyorum. herseyi didik didik eden insanlar vardir. apartmanda komsularin bu tip olanlarina hic taviz veremiyorum. bir binanin katlarini paylasmamiz, evime giren cikan kadinlarin seceresini tutma serbestisi falan vermiyor kimseye. bu ne ukalalik canim. bir otekisi de "seninki de bu ne gevreklik canim, evli kadinla fink atilir mi, ya aynisi sana olsa" diyor. aynisi bana olmaz dedim, evlilik kurumuna inanmiyorum. "büyük konusma" diyince "ezbere konusuyorsun" dedim. laf salatasi bir süre böyle dograndi, sirke sikilana kadar. sirke sikilacagini epey süre hissetmedim. yani en azindan bu sefer aldanmam diyordum. aldanmaya da tutuluyorum yani her zaman kanaatim "insan ne yaparsa kendi yapar"dan yana oldugu icin aslen onun beni aldandirdigini, bir tür oyun oynadigini düsünmedim. oysa bunu bir kac sahnede ayan beyan belli etmis: "beni kiriyorsun, seni cok seviyorum" cevabini suratima yemistim. beni sevmek, seni sevmek. araya zaman girer bir baskasini seversin, ekseri icini doldursun diye. metabolizmik akis, kuruma inanmazsan bir "aldanma" iste. yatip kalktikca da iyice lastik oluyor, bir de mastika yaptin mi tamam. ya sen kocasi zannediyorsun ya da zaten o seni kocasi zannetmeye coktan hazir. sonra sabah o boyna sarilmalar, evim bir anda evli evi gibi. sonra insanlar evlilikten bahsediyorlar. bunlarin hepsi zaten evi aninda bir kari koca evine cevirebiliyorlar. ustelik karin olsa böyle kangren sabahlar olmaz sanki, bu yüzden mi evleniyor insanlar. az kangren, bir rahat rahat ki sorma. ha ne diyorduk, gecmisi bilmek, gelecege güvenle bakmak. gelecegi bugün düsünmek ayagin uzandigi yorgan boyu ile direkt alakali olsa, aldanmanin da bir tür endirekt vurus oldugunu söyleyebiliriz. biz söyleyebiliriz, sen o esnada iliski günceni yaz. okuyup takip edecegiz. calismalarina bakacagiz. fotograflarindan, ask mektuplarina, hayatin gectigi mekanlardan, sperm ormeklerine kadar hersey var elimizde. sonra sen kalk tüm bunlarin ardindan "seni yine yeniden deli gibi gibi seviyorum: abi beni sev" diye parklara, bahcelere, yollara, daglara, denizlere kos.. "abi icimi haybeden bir cosku kapladi biliyor musun, sanki tekrar asik oldum". ayni insana ayni aldanisla tekrar tekrar asik olmak, sektör degistiremeyen batik esnafliktan baska birsey degil. yosmalik da zor zanaat ustadim.

-rken Olsun



zaman olsun
akip gidecek bir yol olsun
uzaktan gelen olsun
-en uzaklardan-
kurutulmus cicegin olsun kitap arasinda
boyu olsun posu olsun
adam'inda olmayacak yüregi olsun
secimi olsun seckisi olsun secilen olsun
tadi olsun dimagi da damari da
ruhu olsun ciz eden vicdani da hicrani da
bir cift lafi olsun gece vakti bile
bir tebessüm olsun kusluk vaktinde bile
atesbocegi gibi ciyak ciyak
süt gibi duru olsun
sütliman olsun demir atilan
daha ne olsun, şam'da kaysı
gülün dikeni cebinde olsun...

oldu.

saten çarşaflara dolanmis sabah ayazi, 07:09

Friday, March 14, 2008

Chantage


TVde yillarin kücüklügü ile Ceylan tam karsida. Estetikten nasibini almayi becerebilmis en azindan. Her gördügümde bir yeri degisiyor. Bir sekilde sanat-tv alemi ile bagli oldugun zaman mangir iniyor demek ki, minibuse terfi etmis. Sanatci, zanaatci zevati minibusle, vanla, karavanla dolasiyorlar. Koltuklar, lcd ekranlar hatta Ceylan'in onunde acilmis bir notebook. Memleket diyorum sanatcisi ile de ne guzel serpilip estetik bir hal aliyor. Ceylan bize notebook'undan birsey isaret ediyor, gittikce Jennifelopezeyazan ya da yazmaya teşne endami ile. Kapsonunu cekip, gozluklerin arkasina siginmis. Kapson Scofield'dan, gözlükler Ebru Güzel'den emanet. Ebru Güzel de güzeldi. Ceylan'in notebookuna salladigim aksam benim notebook nallari dikti. Ceylan'dan özür diliyorum sen gercekten bir divasin, bana notebookumu geri ver lan...

t-shirt: chantage
"Ünlü modacinin yanindaki siginti gay olmak arzum yok ama.. bastan belirtim"

her gün baska baska konu
ne basi var ne de sonu
söyle gercek sevgi bu mu
yazin baska kisin baska
hasret kaldim gercek aska
icin baska disin baska
her gün beles yasiyorsun
üstüme gül kokluyorsun
gercege yalan diyorsun
yaptigina santaj denir
böyle aska montaj denir

Thursday, March 13, 2008

Mantar

Mantarkasar

Evde kiremit düzenekli atesli bir firin yok. Taşev projesinin onemli detaylardan biri olacak. "Ben et yemem ama" diyince mantarlarin üzerine taze kaşar eriyiği. Yağa gerek yok fazla tavada. Eskiden "yagsiz tava" derlerdi bu teflonlara. Yine de yag koymak gerekiyor. Mantar dedim kiremit üzerinde cok daha leziz olur. Sonra dedim ki "Acaba mantar kendini et zannediyor mudur"

Tuesday, March 11, 2008

Toplantım Var

Külliyen yalan olma ihtimali cok yüksektir: "Toplantida, der misin" yalani yüzünden zaten is hayatinda toplanti yapmanin bir ehemmiyeti kalmamistir. Filmlerden akla gelen karisini aldatan bir koca ve onun bitmek bilmeyen toplantilari. Yani böyle büyüyen bir dünya ve nesil. Plaza dunyasinda calistigim zamanlarda "kurumsal" is yapilarinin vazgecilmez mihenktaslarindan biriydi bu toplantilar. Ota, boka ve hatta inanamayacaksiniz "kila" bile toplanti yapilirdi, yapardik. Toplanti yapilacak, yap. Bir süre bunun aslinda yapilmasi gerektigi icin degil, üstlerinin onlarin da kendi üstlerine karsi "calisiyor ve organize" görüntüsü vermsi icin yapildigini idrak ediyordu herkes. Kuzu kuzu bir teslimiyet. Pek tabi ki "Bizim toplantilarimiz hic oyle degil" diyecek birileri cikacaktir. Hatta her dakikasi stres yüklü gecen, üste raporlamalarin oldugu aysonu, yilsonu toplantilari var ve masadaki icecek ya da kurabiyelerden olup o zangirdamalara sahit olmak isterdim. Birkacini da yasadim. Bolca yalan, bolca sallama, "yapariz, ederiz, aa tabi canim o isin bicilmis kaftan onlar, bizim ekiplerimiz bu isi cok kisada sürede halledecektir"ler, ler, ler..
Tutulan notlar, verilen sözler, pazarligi yapilan terminler, terfi icin kendini departmanin önünde bir adim öne atma cabalari, kizina "kendini iyi sat" diyen annelerin kocalarinin "kendini iyi pazarla, herseyden anliyorum intibai ver" dedikleri ogullari.

Reklam ajanslari, "kıreyatif" ortamlarda seken yeni'ciler, zart medyacilar, zurt digitalcilerin görece daha esnek bir toplanti anlayisi vardir. Adi unutulmaya yüz tutmus "brainstorming" dalgasi henuz yurdu yeni sarmisken kimsenin agzindan eksik olmuyordu bu laf: "Haydi cocuklar beyin firtinasi yapalim"

- O firtinada kaybolup geri gelmesen diyorum sanki....

Bu beyin firtinalari da ortaya atilan bazi kipcak ve orjinal fikirlerin ulkenin gorece daha az büyük sehirlerinden "büyüksehire" hirsla gelen "ince bilekli" kizlari tarafindan calinip, patronajlara alli pullu satilabilir oldugu da bu brenysitorminklerin sonunu hazirladi. Baktilar isin dogasindaki mekanizma bu topluma ters calisiyor. Farkli kirintilardan bir kartopu olusturmaktansa, vasatlar, kabillerin dilinden dökülenlerin avinda. Yakalayacak, tutacak, paketleyip satacaklar. Bay cokbilmise yine servisle trafikte bol hülyali planlar.. Ince bilek "gösterdigi üstün performans" ile kendine özel bir oda, neredeyse onda dedike edilmis bir kahve makinesi ve tüm hinligi ile manzaraya bakiyor... Oysa sen de az hayalini kurmadin "O camdan bakarken beni düsme korkusu salar mi"nin. Bir gözün de internet bankaciligi ile hesaba düseyazan haysiyetsiz mangirlarda...

Ciddiyet düzeyi, süreleri, kiyafette kendimin modacisi'ligi gibi sehvetengiz halleriyle hala birtakim toplantilara girip cikiyorum. En olmadi kendimle toplanti yapiyorum. Ama bu toplantilar baktim kisisel bazda da su plazalarin bir halta yaramayan toplanmalarindan farkli olmuyor. Notlar, not kagitlari, sunlari böl, sunlari gönder, yapilacaklar listesi, asilacaklar listesi, kesilecekler listesi, öpülecekler, faydalar, zararlar...

Hic tanimadigin birileri ile yapilan o ilk toplantinin maymun halini ise seviyorum aslinda. Ama yillardir asamadigim bir problemim var. Su giristeki kartvizit degis tokusuna kafam basmiyor. Uc asagi bes yukari biz sizin kim oldugunuzu biliyoruz, siz de benim ve yanimdakilerin. Neden orada oldugumuz ise cok acik. Uzerinde konusulacak bir is var. Yani sokaktan gecerken islikla sizi toplanti odasina cagirmadik ki. Bu kartlar da ne? Hic kartvizitim olmadi mi, oldu tonla. Ama bu jönler gibi hizli kart cekemedim, nereye koydugumu hatta gecmisinde cantamda kartvizit tasiyip tasimadigimi bile hatirlamiyorum. Hep bir mahcubiyet. Bir de kalabaliksa karsidan gelen kart yigini altinda ezildikce ezilme. Aklimda komsudan gelen tabagi bos geri vermeme ritueli var. Uzatilan karta karsi cantamdaki mp3 playeri versem ayip olur mu acaba... Ya da guzel bayana toplanti boyunca bakip ona ne kadar guzel oldugunu hissettirsem. Offff kartvizit offf.

Sonra sonucsuz kalan toplantilar yiginindan kalan o kartvizit çöplügü. Gecen gün birkac karta rastladim evde. Vay be dedim, ne kadar guzel partner olamamistik o adamlarla. Avantajliyim, karsi tarafa bu sican is namina beni hatirlatabilecek bir kartvizite sahip degil. Bütünüyle anonimim. Arkamdan karti bile yok diye güldülerse?...

Artik toplanmamaya, gittigim toplantilarin de bir seyi toparlayip toparlamadigina bakmamaya calisiyorum. Toplanma kavramina olan inancimi yitirdim. Is üretilmiyor, alinan kararlar bir halta yaramiyor. Toplanti var stresi de cabasi. Odevini yapmayan ogrenci ile isi toplantiya yetistiremeyen calisan. Galiba hayatimin butun toplantilarinda evde sulari kesik nesle denk geldim. Sizin toplantilarinizda gercekten toparliyor musunuz? Ha? Yaninda kartvizit tasima adedi kactir? Bir kartvizit yaptirsam fena olmayacak, belki de isin tüm sirri burda.


Friday, March 7, 2008

Hayatın Hareket Sahası

"Özel yaşam" denilen seyin aslen ne kadar özel oldugu, özel kaldigi, özel sifati ile tasarlananin aslinda bir tür dokunulmazlik sahasi mi elde etmek oldugu biraz karisik. Biz, kimse giremesin istiyor ya da kapisindan istedigini sokabildigimiz bir gece klubu gibi görebiliyoruz özel hayati. Akla cokca gelen yatak odasidir özel hayat diyince. Kim, kiminle nerede hangi saten carsafta sevisti? Ne kadar süre sevisti? Tatmin edebildi mi? Sabaha kadar kac kez bosaldilar? Özel hayat sorgusunun en tepesinde oturan merak kirintilari bunlar. Piramidin tepesinden asagi dogru inince iste daha az önem arzeden detaylar cikiyor. Bu kadar muglakligin, networklerin bu kadar dallanip budaklanirliginin ve iletisim aginin dehset verici delişmenliginin bizi icine soktugu girdap bu.

Bu blogda bile şahsen kendi hayatima dair bazi seyleri acip sactigim, teshir ettigim açıkca görülüyordur. Bunu bir dönem hayatını Dr.Kimble formunda yasamak zorunda kalmis biri olarak bir "patlama/bosalma" olarak mi almak lazim, yoksa gizleyecek saklayacak bir "özel hayat" olmadigindan mi bilemiyorum. Zaten defaaten blogun yapilis amacinin yakin es*dosta anlatacaklari, onlari bir yere toplayip gunluk-haftalik olarak izahat vermekten ve hosbes sohbetin zaman zaman firsat edilememesinden dolayi bir "havadisler" ovasi oldugunu belirtmistim, pimpirik açıklama modülü. Kiminle ne kadar sevistigimi zaten merak eden yoktur. Ama biz baskalarininkini merak ediyoruz. Şan, şöhret, kiskanclik terazisinde kantarin cektigi yük kadar merakla doluyuz. Potansiyel yeni sevgili adaylarinin seks hayatini merak ediyoruz mesela. Nasil bir birikimle geldikleri, "özel hayat" gecmisi bizi cok irgaliyor. Ya kaldigi yerden maci devralip "nerden cikti bu 4. hakem ibnesi de" kivaminda yol aliyoruz ya da tökezleyip düsüyoruz.

Yukarda adi gecen delişmen iletişim ağı ve şaşırmış network, artık kendi şöhretini de kendi merak havuzu ve magazinini de kendi yaratıyor. Artık insanlar kendi medyalarını kendileri kuruyorlar. Kendilerine o süslü şöhreti imal edebiliyorlar. Ne üretip üretmedikleri, ürettiklerinin kıymeti harbiyesi, "özel hayat"larının içinden, hem de tam göbeğinden geçiyor. Ve bizler gözlere sokulan bu bombardımana istemesek de maruz kalıyoruz.

Kendinden menkul şöhretizmin "allahütealası", -elbette bak böyle bahsettikçe "kullanımahazır" şan'a biz de tuğla ekliyoruz, ama garabeti dillendirmedikçe, okuyup, gözleyip, dinleyip de tanık olunan garabeti dillendirmedikçe nasıl koyabilirim diyorum akşam yastığa kafamı. Bu yüzden yazmak ve çizmekle insan arasında vicdani bir ilişki var.- kimin en son çiğneyip yere tüküreceği merakla beklenen, tuttuğum takımı tutmasına canımın fena sıkıldığı, zaman zaman hak teslimi de ettiğim, varlığına sadece kendisinin de çok kullandığı "vasatların iktidarı" çercevesinde bakılabilecek "Zet generay$ın" insani Oray Eğin'in dogumgunu partisine, televizya'nin "cici" cocugu, intihal ekspertizi Soner Yalcin'in hazirladiklarinin ekrandaki okuyucusu "Cuneyt" Bey'in sahibisi oldugu "Odatv" adli internet sitesi (bakın şöhret buraya kadar gırla geldi) milyonları ilgilendiren bu doğumgünü partisine dikkat çekmiş. Hayattaki tüm gereksiz detaylara tutulmuş bir insan evladı olarak, size linkini vereceğim ama yazının "en bombastik" kısmına yazıyı okuduğum andan itibaren 2 saattir takılı kaldığımı belirtmeden geçemiyeceğim diyince çok klişe cümle sonu olacak, geçebilirim tabi ki ...
Magazin programlarinda sinir uclarini, kilcal damarlari patlatan bir tonlama ile OLAY OLAY OLAY diye ciyaklayan bir adam var. Kendisine rastlasam bira diye kezzap ismarlamak istiyorum. O tonlamayi hatirlayip okuyun lutfen:

İSTANBUL İSTANBUL OLALI BÖYLE PARTİ GÖRMEDİ! ODATV.COM CANLI YAYINLADI!

Dün gece İstanbul'da uzun süre konuşulacak bir doğum günü partisi yaşandı. Gazeteci Oray Eğin'in doğum günü için Levent'teki evinde verdiği parti, tam bir ünlüler geçidine sahne oldu.

"Evin tüm mimari planları masaya yatırıldı. Arka çıkış kapıları sürekli kontrol edildi."


Şaka değilse temaşa, gerçekse lümpen burjuvazi. Evin mimari planlari, evin mimari planlari, evin mimari planlari, evin mimari planlari... Karnima agrilar girdi. Tuvalette oturup bu ayki Home-Art'a gözatayim ben biraz, dönecegim...

Müsait olan "gazeteci kime denir" onu bir arastirsin. Bu entrikasyon alemin fertleri ile aynı şehiri paylaşmanın derin üzüntüsüne hep beraber sahil yolunda gark olabiliriz, bu akşam 00:30 suları...

Thursday, March 6, 2008

Driving to Heaven

Tiesto, Driving to Heaven: Trafige her cikis cennetten ya da cehennemeden ayirtilmis bir yer gibi. Kumarin böylesi. Her yolun varilacak noktasina kadar bunun bir son sürüs olabilecegi düsüncesi ile yol almak. Bu "düsünme, cagirma, cekme kendine" tavrindan da sikildim. Bir trend gibi yayilmis bu mikrobik vaka herkesin birbirine tembih, nasihat dersleri vermesine neden oluyor. Isin fenasi bir ara ben de hocaydim o derste. Yani ben sagdan firlayip bana toslayabilecek köpek sahnesi ile gidiyorum motorda... Carpisinca ne olacak? Ona olay mahalinde bakacagiz


***



Bayildigim islerden biri: marketten maksimum yükü motora yüklemek ve onla eve donmek. Hurdacilik günlerine özlemden ya da motorda 3 kisi gidenlere öykünmekten olsa gerek. Bu alanda sahsi rekorum 1 kic alti, 1 canta olmak üzere, bacak arasina 4, sag gidonda ele 1 tane ile toplamda 7 büyük poset dolusu alisverisi 1km tasimak. Sanki tutmasalar o halde Fethiye'ye bile gidebilirim.

Jimmy Scott

sesten bagimsiz bir görüntü.


Wednesday, March 5, 2008

24saat


Telefon caldi, actim. Arayan son 24 saatte bir dizinin ortalarindan hikayeye katilmis birinin sesi: "Bizde sezon 3 var mi" dedi. "Var dedim, eksiksiz." "Bir kopya hazirla istiyorlar. Karsiliginda "24"u alacagiz". 24, Jack Bauer. Uygunsa, müsait aralikta eritilebilir. Detox dedi bayan G. gecen gün bu seanslar icin. Bastan asagi olmasa da soldan saga dogru, 5 harf: Detox. Ruhunu terbiye etmen gerekiyor, zaman zaman kurgu bir alana adim atarak. Filmler, diziler, sinema, tv ekrani ya da perde.

24 icin anlasmadan 24 saat once, Scofield'in serüveninde birinci round geride kaldi. 24 icin anlastiktan 24 saat sonra round iki icin kosarken telefon caldi "Isi bitirmek icin 24 saat süren var"

Sanal ile gercek birbirine karisti, ben Jack Bauer degilim ama 24 saatim var.
"Herkesin götünü kurtarmasi icin son bir 24 saati vardir" - Hamdi "Trofolo" Varol

Hepinizi saten carsaflarda severken, bir aksam üstü...

Monu

Monuye baktigimiz, yemek yiyecegimiz manasina gelmez...

Sunday, March 2, 2008

Foka Vur

Bundan daha embesil bir banner görmedim....

run fast - intifada

t-shirt: "run fast intifada"


unofficial nike t-shirts

$10





Run Fast

Saturday, March 1, 2008

Kir Gönlünün Zincirini


Dün aksam Cuma'nin "Lost" gecesi klasikligi ile bay Storofor'un evinde senkronizasyonu kaymis 405'i 2 saat 45 dakikada izleyip, kafada manyetik alanla eve dönünce uyku tutmadi tabi, tvde hoşbeş türk filmi ariyorum. Gece 03 sonrasi deli bir film kusagi oluyor. Izledigim bazi psikopat Türk filmlerini tekrar tekrar izliyorum. Bazen acaba millet olarak izlemedigimiz Türk filmi var midir diye düsünüyorum. Izlemedigim bir Türk filmi ile karsilasmak beni heyecanlandiriyor. Sokakta yerde para bulmak gibi. Vahi Öz dönemlerinden bir izlenmemis film mesela... Oh!

Neyse Türkmax'de Orhan Gencebay'in "Kir Gölününün Zincirini" diye bir film basladi. Eray Ozbal, Tecavuzcu Coskun ekibini gorunce baliklama daldim bir bardak tonikle filme. Bastan sona ariza bir film ama ben dagildigim sahneyi anlatacagim: Iste Orhan, Mujde (Ar)'ye asik, esas abi olarak şanı şöhreti parayi mali mülkü götürüyor. Yanındaki sığıntı arkadaşı da tüm bunlar olurken arada isyan ediyor, ah müjdeyi ben de yesem, ah bu para şan şöhret hep sende be Orhan diye.. filmin sonunda, ayri asiklar Mujde ile Orhan kavusmus, kukumav kuslari oynarken, uzaktan gelen siginti arkadas Orhan'a 2 el ates edip vurur. Orhan, mujde'nin kollari arasinda yere yigilir. Mujde aglamaya baslar. Siginti kosup "Orhan ölme, yaptim bir esseklik" der. O esnada itiraf eder, "Orhan hersey sende, para sende, kari sende, mal sende, şöhret sende.... Müjde de sende ben de aşıktım ona oysa ki" diyince, Orhan kucaginda yatan Müjde bir anda 7 ceddine kufur edilmiscesine vaziyetini aninda degistirip sigintiya bir tane tokat cakar. Bu ani gelişen tokat filmin en psikopat sahnesidir ki film komple psikopat bir seyirdedir zaten.

Coskun'un havuz basindaki konclu beyaz corabi, converse'li kostümü ve Müjde'nin babasinin Orhan, kiziyla yattiktan sonraki "Kizim ben de birsey oldu sandim" gevrekligi üstümüze iyilik sagliktir. Denk gelirseniz kacmasin... Yemeyin, icmeyin denk getirin ya da.