Thursday, July 31, 2008

Morgan

Morgan Le Fay, Morgan Freeman




Morgan De Sanctis Galatasaray'da
Italiano Goalkeeper




Dgenerate Nation


Kafam bir dünya or something:
http://www.vimeo.com/337298

Aldanma Çocuksu Mahsun Yüzüne


aldanma cocuksu, mahzun yuzune
mutlaka terkedip gidecek bir gun
kanma sever gibi gorundugune
"seni sevmiyorum" diyecek bir gun

sevmek cok guzel sey, aldanmak aci
ruhunu saracak bir buyuk sanci
o durmayan yolcu, sen garip hanci
hesabi vermeden gidecek bir gun

ugruna yillari harcayacaksin
askini omrunle bir tutacaksin
ne yazik sonunda aglayacaksin
gururunu yere atacak bir gun

L'appartement


Gun asiri gece 03:30 sularinda yan apartmanin bahceden gecen uzun yoluna girmeden, sevgilisinin biraktigi arabanin kapisi onunde cocukla didisen bir hoyrat kadin var. Istisnasiz her gece gezmesinden sonra kavga ediyorlar. Ses geldigi anda odanin isiklarini kapatip, camdan disari sarkiyorum. Hala kimliklerini tespit edemedim. Karanlikta goremiyorum... Gun asiri kavga, felc.

Apartman hayati zor gibidir degil gibidir. Suan yasadigim apartmanda 33. yilim, pek baska bir yere de gidecek gibi gozukmuyorum. Bende tasinma, yer degistirme fobisi var, yasadigim odayi bile 33 yil sonra degistirdim, onu detayli anlatacagim. Duvarlarin boyandigi zamanlari da, sabah kosusuna cikan polis okulu ogrencilerini de iyi hatirliyorum. 13 numara, 17 numara , 4 numara, 15 numara ve 16-18 numarada oturan cocuklarin hepsi gittiler. Cocukluk arkadaslarim. Kimin nerede oldugundan haberim yok, sokakta gorsem de tanimam. Birkacini belki.

Kapici ile beraber apartmanda kalan en eskiler biziz. Bu yuzden sadece kapici ile gorusuyoruz, ekmek, cop, gunluk ne var yok ve bir muhtar gibi her evden cikista nereye gittigimin sorgu-suali. Gelen gidene de meraklidir, kim geldi, kacta geldi, kacta gitti. Daha once gelmis miydi, kimin fesiydi, neyin fotruydu. Bazen isin cilki cikmiyor degil: "O kimdi?"

Kimdi 1 numaradaki, Selda Bagcan'in annesi. Yillarca bir Selda Bagcan ve yasak lafi duyup kadinin evin sahibi oldugunu bilmek, o yillarda pek birsey anlamamak ve yillar sonra kanli-canli olarak gormek. Ohhh geronimo.

2 numara Gülten Teyze. Apartman araligindaki futbol maclarinin huysuz hakemi: "Yeter kafam sisti" diyici, en guzel dakikanin katili, rahatsiz ev kadini prototipi. Kizi mac yaptigimiz araligin kose duvarindaki odasinda arada bacaklarini kaldirirdi, bunun bacakomuzadan kalkan bacaklar oldugunu seneler sonra anlayacaktik. Tirlatik bir aileydi, kocasi nerdeydi, galiba ölmüstü. Oglu ve kizi ile yasamaktaydi. Kizi, yan apartmandaki avci-kopekci Ali bey'in muhlis kizi ile ekuriydi. Arkasindan Urfa'dan asiret cocugu bir bey ve esi ile stibiyoz veledi tasindilar. Velet buyudu, posta kutusuna gelen sacma flyerlari yirtip benim kutuma atmaya basladi. Eminim yani no2'nin veledi olduguna. Ben de yirttigini 2 yere yirtip ona atiyorum. O da bana atiyor geri. Boyle oynuyoruz. Beni gorunce suratima bakmadan geciyor apartman icinde. Babasi ile de garip bir hukugumuz var, ben adami galerici saniyorum, kirmizi arabasi yillardir apartman onunde. Brandali. Nasil bir galerici diyorum, surekli bir yerlere yuruyup geliyor. Adam galerici ama isini yaya görüyor. Bu iste bir acaiplik var. Garip aile.

3 numara sik kiraci degistiren garip bir daire. Ama Sehnaz Dilan'in bir film yildizi oldugunu bir gun balkonunda hali yikayan hizmetlisinden ogrenmistik: "Hanimim artizdir benim". Nerden bileyim lan, sonra birgun Sener Sen'le Sehnaz. Komsular en has duygularin insanidir, galiba tum mahalle Sehnaz'a asiktik. Sütun gibi bacaklar, geceliklar, sabahliklar...

4 numarada taksicilik dunyasinin dev adamlarindan Ibrahim Bey. 17 numaradaki zipcikti taksi soforu Dogan Bey'in aksine beyfendi makamindan calan. Evlerinde oglu Atilay'in odasindaki tekli koltuga hastaydim. Cop kamyonlarinin cop toplama isini simule edebildigimiz garip tasarimli bir koltuktu. Iki yaninda on uclarinda ayak basilabilecek genislikte bir kose vardi. Iki kisi bu iki koseye, bir kisi koltukta sofor.. Sabah aksam cop topluyoruz. Siveps'in verdigi tenis raketi de topuz basli vites kolu gorevi goruyor cop kamyonumuzda.

5 numarada hasta Galatasarayli Ali Bey. Sabah gider, aksam gelir. Yillarca sac formu bozulmadi. Yaslanmadi da. Sonra birgun esi apartmanin "janrindan" hazzetmedigini toplantida dile getirince, herkesin evinin kapisi celik kapiya, merdivenler mermere cevrildi. Bu garip degisimden 5 ay sonra 5 numara topuklayip 2 sokak otede mustakil bir eve tasindi. Biz bir boka benzemeyen 5numara-kazigi apartmanda kalmaya devam ettik.

6 numarada tum zamanlarin en saf apartman cocugu Alkin ve onun tek cocugu deli eden dimagli ailesi. Babasi "yolu sevgiden gecenlerle" Kayhan'a benzerdi ve annesi 30 metre ilerdeki bakkala Reno9'la giderdi. Reno9'lari vardi ve Reno9 o zamanlar janjanli bir arabaydi. Biz Alkin'i toptan cakmasa da, guzel mesin futbol toplari var diye maclara cagirir, sonra altta kalanin cani ciksinlarda en alta alir, ailesinin agzin asicmasindan arta kalan partikullerini de biz yemeye calisirdik. O yillar garip canilikler dönemi. Tüm bunlarin acisi apartmandaki bir cetenin benim uzerime oynamasi ile son buldu. Aylarca konusmadim pezevenklerle. Alkin'i tasindiklarinda kaybettim. Ta ki bir macta Ali Sami Yen Kapali alt tribünde kafasinda hoca takkesi, sakal 3 karis birinin gelip "Abi naber" diye sarilmasina kadar. Birtakim bilet indragandi islerine girmis, Ata Koleji'ni basip bir kiz icin askinti olan lavugu tokatlayip okuldan yuruyerek cikmis, bilet operasyonundaki mangiri kapizlayip fiydigi icin "arana adam" olmustu. Mahalle maclarindaki salya sumuk göt Alkin'dan, okul basan Alkin'a.. Hey ki hey vay ki vay... Yine kayiplardadir. Yeller esen 6 numarada suan emekli bir ogretmen oturuyor. Tek bildigim 99 depreminde sabahin ilk saatlerini onun dairesinde gecirdigimiz. Galiba ust kattaki evden kadinin tepesine cokmek yerine, onla beraber girisin ustundeki dairesinde topluca ölmek icin kaderbirligi etmistik. Arada selamlasirim, sanirim seviyor beni.

7 numaranin eski tarihini bir turlu cikaramiyorum. Suanda sokaga marka posetsiz cikmaz profil bir "avrupa gormus" ailenin annesi ikamet etmekte. Kadin kafayi yemis sanirim, gecen gun tanimadi beni. Galiba beni sevmiyor.

8 numara alt komsum.. 80'lerde hasta Besiktasli, hafif otistik, krikouyu dagitmis bir komsum vardi. Babasi ile beraber otururlardi. Adini cikaramadim. Besiktas-Galatasaray maclarinda uzun sapli supurge ile haberlesirdik. Golu cakan tavana-yada-yere vururdu. Azitip pencereye cikip "nasi koyduk" yaptigi da olurdu, o zamanlar daha nezaketi elden yitirmedigim, toy haller. 4-1 ASY'de mac veriyoruz bu ineklere, cinnet geciriyorum zaten gunduz gozu ile, neyse Simo... Gittiklerinde yerine bir akademisyen cocuk geldi. Suanki aktuel alt komsum. Galiba benden hoslanmiyor. Cunku gece 04 de muzik dinliyorum. Ilk zamanlarda kalorifere vuruyordu. Apartmanda rastlasmaya ve benim ust komsusu oldugumu idrak etmeye basladiktan sonra, hareketlerini degistirdi. Ben de cok sevindim, onun adina. Stabil bir yasantisi var, okul-ev-okul-ev-okul-ev-birbaskaakademisyenleevlen-okul-ev..
Selam ve selam edip, her defasinda nasil gidiyor türünden bir geyigin kahramani oluyoruz. Fazla yapabilecek birsey yok. Gecen gun Arnavutkoy'de dondurmacida karsilastik. Apartman hudutlari disinda yasam zormus, gorunce irkildiler. Icimden merak etmeyin muzik acmicam dedim.

9 numarada ilk yillarda 3 kizli bir aile otururdu. Kadroyu veriyorum; kilibik Hikmet bey, onu fazlasiya domine eden boga kadin X Teyze ve kendisine benzeterek itina ile besili sekilde buyuttugu kizlari w, y,z. Zorunlu evcilik turlarinin dostlariydi. Kadin guzel cig-borek yapiyor diye valide ile ogleden sonralari cokerdik. Cigborek, cay ve arka odada 2 kizla evcilik. Isinma turlari gibi, degil gibi. Hep doktorum, hep doktorum sikerim bole isi diyip, istifayi verdim birgun. O gun mahalle maclarinda kadroya girmeye basladigim yillarin ilk gunuydu. Artik agaca tirmanip elmaya dalabiliyor, maclarda kendim kadro kurabiliyordum. Takima babasi bir ucak firmasinda calisan Koreli bir tipi (Yucin) bile almistik. Havaliydik. Onu da sirf futbol toplari icin cagiriyorduk ama yere dusunce sürekli güldügü, takima yabanci oyuncusu var karizmasi verdigi icin butun sacmaliklarina goz yumuyorduk. (odasinin caminda bizi saatlerce bekletirdi cikolata aticam diye, o.cocugu) Takimdan kovduk, cunku Levent'e Almanya'dan mesin top geldi. Belki de Kore Sehitleri'nin öcünü almistik. Allahim cetin gecen zamanlar. Toraman kizlari yolcu ettik. Yerine ev sahibi mahallenin eski muhtarinin kizi geldi. Oh Didem, yes Didem. Pornografik alemin husu icinde apartman duvarlarini yaladigi, rock chix aralik. Kapi onune itina ile konan Vakko, Beymen torbalari. Ayakkabi kutulari. Yemek siparisi kartonetleri. Zamanla 9 numaranin parayi nereye harcadigini cozer olmustuk. Marjinaldi, kapiyi maviye boyatmisti. Ayda bir kere kapisini calardim "anahtarinizi kapida unutmussunuz" diye. Misyon edinmistim. Kapida anahtar unutulunca calar, ev sahibini ikaz ederdim.

10 numarada apartman pre-ergen gencliginin sanirim belleklerin cikmayan insan Hulya ve ailesi otururdu. Suan annesi ve babasini tam hatirlayamasam da kadinin kizindan illallah etmisligini azbucuk animsiyorum. Bizim kendimizi Siyu kabilesi sanip bahcede yasadigimiz, kizlarin seksek oynadigi zamanlarda nolduysa bir gun sira ile Hulya'nin bacaklarini opmeye basladik. Hulya yolunu daha o zamandan cizmisti. Buyudu, serpildi, serpildi, serpildi. Bir gun Sabah gazetesi 3. sayfasinda bir kamyon soforu ile zor anlarinin fotograflar karelerine takildi gozler. Vay babayin sarap canagina dendi. Hulya orospu olmustu. Bu tasinmalarindan sonraki 2 ya da 3. yila denk geliyordu. Yerlerine Tahtakale zabita irfan esrafindan bir bey ve konken partilerinin default simalarindan Ayten teyze. Ayten teyze gunasiri kuafore gider saclari kabartir, Ahu Tugba sarisina boyatirdi. Yanniz gunahini almiyim, galiba konken oynamazdi. Zabita bey once, ondan 20 yil sonra da Ayten hanim terki diyar eylediler. Helvalarini yedim, apartmandan eve gelen nadir yedigim helvalardandi, lezzetliydi. Ayten teyze onlara giden tabaklari da hic bos vermezdi.

11 numarada mahallenin Antony Perkins kilikli kirtasiyecisi psikopat Kenan Amca. Yillarca ucurtma citasi, uhu, pergel, kareli defter, silgi gibi sikimsonik edevati kendisinden aldik durduk. Komsu diye takindigimiz bu iyi niyetin, Etiler meydaninda Didem Kirtasiye'deki fiyatlari ogrenip de "suistimal"e ugradigina tanik olunca Kenan Amca gozumuzde bitti. Ayagimizi dukkanindan kestik: "Vay Babazonta" (Didem Kirtasiye demisken, dukkandaki abi Tansu Polatkan'a benzemez miydi yahu, yillarca bunu paylasacak bir insan aradim durdum) Kenan Amca'nin dinibütün bir esi vardi. Bir de kil bir yegeni vardi. Benden 1 ya da 2 yas buyuktu. Zaman zaman kalmaya gelirdi onlara, tatilvari donemlerde. Mahallede killik yaratip giderdi. Aramiza almazdik, ama uzulurdum salagin hallerine. Sonra biraktim ne hali varsa gorsun dedim, birgun cok fena yamulttular bahce kavgasinda.

13 numaranin ilk doneminde Cenk'ler vardi. Sevim Teyze ve suratini hic hatirlamadigim kocasi, galiba cene sakali falan. Yan komsu. Annem bir icimlik kahve istedi'nin en muhatabi olan daire. Biz Cenk'lerin evde, onlar bizim evde paso. Cenk ya da kardesi kaslarini yoldu bir gün. Hayatta kaş yolmak diyince aklima hep Cenk gelir. Niye deli mi dedik butun apartman. Sikintidanmis dediler. Bugun sikilinca kaslarimi yolarim ben de, tribute to Cenk gibi degil gibi. Fiydilar, yerlerine hayatima 20 seneye yakin damgasini vuracak eski bir istanbul hanimefendisi Hamdiye hanim girdi. Ikinci esi Celal Bey ile su eski mobilyalardan kurmaca, icine girmekten korkulan türden bir daire. Cenklerle fink attigimiz ev bir anda perili köşke dönmüstü. Hamdiye teyzeden birkac yil tirstik. Garip bir ses tonu, elinden dusurmedigi yelpazesi ile her an "eahhhhh ....im simdi hepinizi" diyebilecek bir ahvali vardi. Dedi de, birkac yil sonra . Ogrencilecekti ki kendisi Findikzade'den tasinmis buraya, bickindi, bitirimdi. Mücverle tanismam sayesinde oldu. Hayatimda zaten baska yerde de mücver yemedim. Denk gelmedi. Hamdiye teyze devlet gibi kadindi. Kafayi sasirmadan onceki zamanlar sohbeti hos, yasina ragmen katlanilabilir simalardan biri olmustu her zaman. Hayata dair cok sey ogrenmis, cok azarini isitmistik. Bir gün yan dairede hayatini kaybetti. Onkolojide yan odada kalan ve devrilen kadindan daha gercekti ölümü. Sallanan yelpaze, mücver, kahkahalar, gece 03 e kadar sohbetler, rahmetli peder beye verdigi ayarlar artik yoktu. Hakkinda bildigim tek sey icra memurlugu ve cumartesileri Karakoy'e gidip midye ici almak olan Celal Amca, ondan once gocmustu. Mulayimligin kitabini yazmisti Celal Bey.

14 numarada bir baska tek cocuk vakasi familya. Sigarayi icmeyen adeta yiyen cam kusu Nail bey, sigara, icki... Garip bir uclu. Kizlari evlenip kacti apartmandan. Nail bey hala camda, hatta cogu zaman mutfakta donla yemek hazirlayan beni dikizde. Birgun kapisacagiz diye bir duygu ile yukluyum, icten ice.

15 numara, gectigimiz gunlerde kaybettigimiz kardesi ile apartmanin medari-iftar kardes ciftiydi. Okula giden cocuklari olan butun dairelerin fiskos ortamlarinda, Turkan hanimin cocuklari gipta ile bakilandi. Bizim icin citaydi, Carl Lewis'di, erisilmesi gereken fenafillah mertebesiydi. Hayat olmadi tabi oyle, gecen gun evde bir takdir belgesi bulduk, cercevelenmis. Napalim bunu, attim çöpe. Sahir de yoktu artik.
Ömrüm tükendi zaten her dönem takdir alicam diye. Gerci pek sallamadan aliyordum ama olsun disari "epey ugrasiyordum" intibai vermek, adettendi.

16 numara 40indan sonra azdigini haber aldigimiz ama tenesirin paklayip paklamadigini bilemedigimiz kabzimal dostu Afitap hanim. Parayi bulunca kendini kaybetti. Tasindigi 2 sokak otedeki bizden daha "lüküs" apartmanindan cikip bizim apartman onunden gecerken suratimiza bakmazdi. Bunu 10 yasina kadar konusamayan oglu Anil'in yarattigi asabiyete verdik, durduk. Anil affet bizi, ne dedigini anlamiyorduk, o yüzden dövüyorduk seni. 10 sene agu agu agzimiza sictin be.

17 numarada bickin taksici Dogan bey ve mahdumlari. Apartmanin azgin timinin elebasi Berkan ve bize uzak takimin sabah aksam propagandasi. Allahtan daire 18'den Sevgen amca imdada yetisiyordu. Galatasarayliligimi percinleyen sahsiyetlerden biri olarak, hafta ici hergun apartman onunde isten donerken yakalayip GS kadrosunu saydirmasi sebebiyle bugun bu halde oldugumu itiraf edebilirim. Beyin yikamadan hallice. Uzerine Dawkins, Scearce'un idman yaptigi yerde basket oynamaya baslayinca, kayis koptu iyice.

Ve fenoman insan 19 numara Ayse Teyze. Kendisine dair en muthis hikaye sudur. Pederin ise gittigini goren Ayse Teyze 2 kat asagi gelip kapiyi calar. Valide kapiyi acar. Ayse teyze hic iceri girmeyi sevmez kapida ayakustu gundemi aciklardi: "Aksam ustu cay yapicaz bahcede, yorgan attiricaz oglen de, aksam da Münna'da sahin tepesi izlicez" Derken evden salondaki kendini sasirip calisan ve susan radyo bangir bangir bir anda calismaya baslar. Ayse Teyze kapidan kafayi iceri uzatip "Icerde kim varrrrrrr" der.. "Seni kocana soyliycem".. Abovvvvv!


Tasev'in bir nedeni var yani.
Apartman hayati herkesin becerebilecegi birsey degil, kesinlikle...



Hard Reference #001

http://blog.twoninedotsix.com
http://www.pofmagazine.com
http://igoa.blogspot.com
http://oylemidersin.blogspot.com
http://www.designiskinky.net
http://blog.mustafanurdogdu.com

href
~ hard reference
HREF indicates the URL being linked to. HREF makes the anchor into a link. So, for example, this tag creates a link to tirt-misin?.html

Tuesday, July 29, 2008

Lokal Esnafi Desteklemek

Evde elektrik isleri vardi, yillardir gelip isleri yapan ayni elektrikcinin simdi 3. kusak calisanlari eve geldiler, birkac is cikarip is icat ettim onlara, prizleri, dugmeleri degistirdiler. Elektrikcilik globallesmis bir is degil. Hala derme catma raflari, urunleri daginik duran, hafif "nerd" elektrikci kivaminda yerler var. Nasil gecindiklerini hep merak ediyorum ama, koca mahalledeki isleri yapacak tek dukkan bunlardir ve bir sekilde cember donuyordur. Gecen gun posta kutusuna biraktigi kartindan, elektrikcinin yanindaki dukkana acilan kofteciyi sordum gelen cocuga. "Eski kuafordu" dedi. Kuafor tutmayinca -ki elektrikcinin oteki yaninda da bir baska kuafor var- yerine köfteci acti. O dukkanin kuaforden onceki hali da pizza-lahmacuncuydu. Dukkanin garip bir tarihi var acikcasi. Ya sac bas yolduruyor, ya mide dolduruyor.

Gecen gun receiverlar icin drop cable yaptirmak uzere elektrikciye ugradim. Tavla oynuyorlardi, oyunlarini durdurup dukkana girdiler benle. 2 tane kablo siparisi verdim, bir de splitter. Beklerken kofteciye, denemek icin bir porsiyon kofte siparisi verdim. Elektrikcinin soyledigi kuafor beyin simasini gorunce hatirladim. Sismanlamis, cokmus, saclar kirlasmis, yani kuaför imajindan gittikce uzaklasmis, ama pek köfteci gibi de durmuyor. Dukkan zaten her an kapanabilir goruntude. Köfteler geldi, hic bu kadar icinde maydanoz gormedigim bir köfte. Herhalde "bir yerlerin meshur köftesi"dir. Baska bir tarzdir. "Dukkani bilmek adina yemeliyim" dedim. Cok sikinti olmadi, yedim hepsini. Kablolarimi alip ciktim. Sanirim siparis vermem bir daha. Ustelik kendim iyi kofte yapabiliyorken... Ama semt-mahalle esnafini desteklemekten yanayim her zaman. Her ne kadar buyuk alisveris merkezleri, insanlara tum opsiyonlari, fiyat avantajlarini sunsa da bize fayda gibi gozuken globalizmin, yerel samimiyeti köküne kadar deşip öldürdüğü, ufak yasam savaslarini harap ettigi ortada. Bakkal yerine supermarkete (Carrefour, Korona, Makro, BIM vb.) gitmek zaruret olabilir bakkal kalmadikca ama tam donanimli, bakkal amcanin dolap arkasinda gozukmedigi oradan buradan mal fiskiran bakkallar ne guzeldi mirim, ah vah ve nah.

Köfteciyi tutmayinca, cekistirmek ve doymayan mideye cila cekmek icin kuzu'yu yikatmak uzere her zaman ugradigim oto-yikamayacaga dogru yolaldim. Zaten yakinlar, altli-üstlü. 2. köprüye Ucaksavar'dan inen yolu bilenler varsa, Toro adli bahce mobilyasi satan cadde-sokaga kadar yayilmali dukkanin tam caprazinda taksi duraginin arkasinda bir oto yikamaci vardir. Motoru kendin yikayamiyor musun diyenler olabilir ama bahceli bir evim, muslugum ve yikama takim taklavatim yok. Biz de otoyikamacilara elmecbur dayaniyoruz. Bir de o yikamaciyi seviyorum. Ustelik hayatim boyunca arabasi ile yikamaciya girenlere hep imrenmisimdir. Motorla gidip "nereye cekim "kismi icin sirfi yikamaciya gidiyor gibiyim degil gibiyim.
Yine baglayacagim yer elbette lokal esnafi desteklemek. Muthis yikama alet edevatlari olmayan, teknolojiden nasibini almamis bu guzide derme catma mekan, 5 lira verdigim oto yikamada bana cay, su, elinden gelse pasta ikram eder alcakgonullugu ile her zaman tercih edecegim yer. Neyse yikamacinin girisinde seyyar bir kulubeden kofteci var, oraya gectim motora bakarlarken...

Bir yarim ekmek kofte soledim. Herif muthis yapiyor. Sadece 4 lira. Yukardaki dukkanda 1 porsiyon kofte ve kolaya 10 lira verdigimi soyleyince "abi yapmaaa, ciddi misin" dedi. Köfte dedigin ne kadar ciddi birseyse. "Ama kötüydü, seninki gibi degil" diye verdim gazi. 2001 krizinde isleri battigi icin iki buyuk lokantasini kapatip, bu yikamaci girintisi yerde bir camekanda is icra eden bu kofteci her zaman tercih ettigim yer olacaktir. Kuafor de köfteciden sonra orayi kasap dukkani yapabilir, tutmazsa. Hazir butik-tutik kasap modasi alabildigine yayilmisken.

ToroSeyyardan köfteyi beklerken, karsida Toro'ya ugriyayim, 900 metrekare evimin balkonuna soyle bir tik masa bakayim dedim, 2'li birsey. %40 da indirimi dayamislar afisle. Urun yok ama, 2'li bakan bana 8'li masa satmaya calisiyor esnaf. 5400'mus fiyati. Tamam da diyorum bunu balkona koyarsam ben balkona giremem. Dükkandan cikan hayta bir golden-retreiver geldi ayaklarimin dibine. O bicim uzay fiyata bana masayi itelemeye calisan dukkanin, ac kalmis Badi'si. Badi feci ac. Pesimden geldi köfteciye, zaten cilaya gelmisim diyerek yarisini Badi'ye verdim. Köfteci "Sahibi zengin, ama Badi'yi ben doyuruyorum" dedi. Yasasin lokal esnaflar!

Ali Sami Yen

Ali Sami Yen (1886-1951)
Sonsuz aşkın tek sorumlusu...

Monday, July 28, 2008

Televidyon.com


Teknosohbet.tv ile baslayan seruven artik bir webtv-networkune donusmus durumda. Bu isin arkasinda, Türkiye'nin internet deryasinda "bu adam durmadan calisiyor ve uretiyor" listesinde adi en tepedeki isim, Serdar Kuzuloglu var. Fi tarihte, online yayincilar-gazeteciler'in oldugu bir kapali devre mailing listte kendisine sallamamdan 45 dakika sonra 3-5 km otedeki binadan kalkip bizim binaya gelip "birader sen miydin onu yazan" diye gardini alan Serdar K, 30 Temmuz 2008 Çarsamba aksami 17:30-19:00 saatleri arasinda eTohum organizasyonunda, Profilo AVM'de Schiller Cafe'de Televidyon.com'u anlatacak.
Bu sefer ben gidiyorum, o günün hatrini sormaya:
"Birader Serdar K sen misin, Sahin K ile akrabaligin var mi?"

***
Grundig'in bir reklami vardi: TV'den bir el cikip tvnin kapama dugmesine basiyordu. O yillarda Kislaonu'nun karsisinda, suan Plaza Hotel'in oldugu binanin duvarinda da bu temali Grundig reklami vardi. Her gectigimizde bir elin binadan cikacagini dusunurduk ufakken. Bunca zaman gecmesine ragmen Serdar'in birgun tvden kafasini cikarip odada bitecek olmasini dusunmek, Grundig gibi...


Televidyon.com, bir web-tv networku. Webtv nedir? Sadece internet uzerinden yayin yapan televiyon kisaca. Suan bunyesinde DanDun, Kafa Kafaya, Teknosohbet ve Webrazzi'yi barindan bu "ağ" (Burak Arikan'i selamlarim:), zamanla farkli tematik kanallari da barindirmayi amacliyor. Eger siteleri ve programlari inceler, siz de bir baska konuda ya da alanda bir program yaparim diye dusunurseniz, Televidyon.com ile kontakt kurabilirsiniz. Teknosohbet'te Serdar ile Timur'un karin agrisina sevkeden geyiklerini ve Kafa Kafaya'da sevgili Cyrus aka. Burak Bayburtlu (www.burak.com)'nun incelemelerini kacirmamaya özen gösteriyorum ve gelecek-tv-yayinciligi webtv'de diyorum.
Televidyon.com, bir MYK-Medya icraati.

Bir de ekliyorum, Serdar K bu ulkenin Serdar Kuzuloglu'su, Cyrus da bu ulkenin Burak Bayburtlusu'dur diyorum. Diyorum da diyorum...

Vespa #10

Ne zaman Kuzu'yu yikatsam, ertesi günü yagmur yagiyor.
Hem de Temmuz ayinda.
Sicarim ben böyle ise...

Out of Office

HILLSIDE BEACH CLUB, FETHIYE


AUTORESPONDER TEMPLATE

Hi. I'm out of town for couple of days. If you want to reach me, you can email me at ...@...com. Otherwise, I will reply to you when I return on Dec. 15, 2018. Sincerely, TF


Sunday, July 27, 2008

Nesimi

dedelik müessesesi ciddi müessesedir!
Nesimi'ye sormuslar yarin ile hoş musun,
ben doldururum ben icerim kime ne demis..
haydar haydar haydar haydar
o yar benim kime ne...

aşık mısın?

Satta van Daal

Once Upon A Time Shirt by Satta van Daal.
Hand printed artist shirt -- this one is a one off.
The wearable version of this stencil:
flickr.com/photos/satta/329609754

medium: fabric spray paint
shirt: sand coloured 'Gildan Active Wear', size L
$50 (+p&p)

Only 5 of these sexy shirts were printed ....

medium: fabric spray paint and screen printing ink
shirt: sand coloured 'Gildan Active Wear', sizes M, 2x S, , Youth L, Youth M
$60 (+p&p)

2600 (Summer 2008)



* The Best of Times
* Don't "Locate Me"
* Exploring Road Runner's Internal Network
* Hacking Wireless Networks with Windows
* The HughesNet FAP
* TELECOM INFORMER
* Hacking Society
* Thirteen Years of Starting a Hacker Scene
* HPing (The Part I Forgot)
* Meditation for Hackers: All-Point Techniques
* Fun with Network Friends
* Hacking: A Graffiti Writer's Perspective
* HACKER PERSPECTIVE: Barry Wels
* A Portable Encrypted Linux System for Windows
* Mac Address Changer
* Capturing Botnet Malware Using a Honeypot
* Cracking with the Webtionary
* JavaScript Password DOMination
* Spirits 2000 Insecurity
* TRANSMISSIONS
* The Geek Squad
* Bank of America Website Flaw
* Why is This Computer Connected to the Internet?
* Story: Message of the Day

Lamponi's Lamp

Time is bad, keep your back

Herseyi yapabiliyorsun, bir sirtini yikayamiyorsun...

Saturday, July 26, 2008

Demokratik Sol

Hocam sana tahammul edemiyorum,
Simovic'in arkasindan gelmis Volkan gibisin.
Gördüğüm anda zap, zap, zap...

High Fidelity

High Fidelity (Yüksek Sadakat) - Serkan
The Exploited t-shirt

Friday, July 25, 2008

Bağımsız Çalışanlar İçin Ofis Çözümleri


95'den beri dönem dönem kismen bir sirkete bagli, kismen tamamen bagimsiz islerle istigal ediyorum. Freelancer olarak calismanin en buyuk arizalarindan biri bir ofise sahip ol(a)mamak ya da olmayi tercih etmemek (what a corporate identity). Home-office tabir edilen ve son yillarda gittikce yayginlasan calisma sekli, turlu dezavantajlara sahip olsa da artik cogu kisinin aklini celen ve "bigboss" baskisindan kacanlarin siginagi haline geldi. Cogu kisi beceremeyip yine çakılı, mesaili islere geri dönse de bir kere freelance olmayi hayatina yedirmis bir kisi kolay kolay bu calisma formundan vazgecemiyor. Zaten bir süre sonra metabolizmayi patronsuzluk ya da kendi patronun kendin ol sendromu esir aliyor. Fena da olmuyor.

Lakin yukarda da soyledigim ofis sorunsalinin gecen gunlerde bir cesit uygulama ile cozulmus oldugunu gordum. Musteri ile disarda bulusmak, brief (ouvvv bırif) almak, işi göstermek, ara toplantilar yapmak icin cafeleri (acildiktan sonra Starbucks'larin toplanti masalarinin oldugu köşeleri) kullanmak tercih ettigim bir yoldu ama sabahtan gidip aksama kadar bir mekanin oturma gruplarini, masasini, internetini ve barkosunu "kendine ofis yapmayi"pek akil edememistim.

Gecen gun Profilo Schlotzky's de Sami ile bulustum. Oturdugu masada 2 kisi daha vardi. Bir toplanti yaptiklarini zannederek, bir baska masaya yöneldim ama masadakiler toplantida oldugu kisiler degil, Sami ile ayni masayi gun icinde ofis olarak paylasan kisiler oldugunu anladim birkac dakika sonra. Biri bir teknoloji firmasinda satinalmaci, bir digeri bir multinasyonel hardware firmasinin tr mumessili. Musteri ile orda bulusuyorlar. Bir ofis tutmaktan daha ucuza geldigini soyledi Sami. Gunluk 30-35 lira ile cikilabiliyormus. Ofis ve giderleri ve tasasi ve dertleri yerine, musteriler gelince onlara ikram, kendin yedin ictin bir parca birsey... Profilo'daki Schlotzky'nin de yeri bunun icin bicilmis kaftan.

Mobil ofis kavrami boylece daha da gercekle bulusuyor.
Notebook, canta, kontaktlar, cep telefonu ve sokaklarda calisma arzusu.
Istanbul'da kesfettigim benzer mobil-ofis mekanlarini buldukca buraya ekleyecegim...

Grindcore

Yas 10 falan gibi. O zamanlar en büyük korkum 10 sene sonra yani 20-21'li yaslarda hala Sirinler'i izler miyim düsüncesiydi. Yani bu cok utanc verici olabilirdi. Acaba o yaslara gelince gizlice mi izlerdim bunu nasil yapabilirim diye planliyordum. Sirinler benim icin cok onemliydi. Hicbir bolumunu kacirmazdim. Hatta bir keresinde Sirinler'i izleyemiyorum diye; kuzenin, dogumgunum icin eve gelenleri kovalamasini istemistim. Resmen herkesi evden kovmustuk. Unutamadigim (ki pek unutmam gecmisi) ve utandigim islerden birisidir. Evden akin akin cikan cocuklar ofke ile merdivenlerden kacarken bir tanesi 10 dakika sonra gelip bana aldigi hediye arabayi geri istemisti. Yalcin hakikaten göt adammissin, o zaman da gözüm tutmazdi seni. Firlatmistim kapiya al oyuncagini diye. Plastik, ortasina tel saplanan ve uzun sert bir telle yolda surdugunuz skimsonik bir oyuncakti. Ama dönemi icin kiyak aletti. Ben kaykaylar varken, insaatten araklanan iki tahtaya cakilan bilyali kaykaylara da daha tav olurdum. Hic o aletlerden olmadi mesela. Yapmasini da beceremedim. Bilya nerden alinir bilmiyordum. "Olm falancanin babasi araba servisiymis onlarda varmis"
Var da bana mi var anasini satayim, bize yok...

Sonra yas 20'lere geldi. Bir baska korku saldi beni. Kendi jean'lerimi kendim kesip bictigim, punk-hardcore ve alabildigine butun "core" türlerine merak salip maksimum volumde muzikle dolup tastigimiz donemler. O konser senin bu konser benim dolasiyoruz. Konserlere giderken giydigimiz dar bluejeanleri de kendim dikiyordum. Cunku hic istedigimiz gibi dar kot yoktu. Ben de alinan bir kotu bacak arasindan kesip daraltiyordum. Bu yuzden erken yaslarda dikise elim yatsa da, sonradan gorulecegi uzere asla modaci olamadim, korkum bu degildi ama korkum her zaman gay bir modaci olmakti. Dar blu jean ve bogazli basketbol ayakkabilarini da kenara birakmaliyim. 20'li yaslarin korkusu dinledigim bu hirpani muzikleri acaba 50 yasinda evde coluk cocuk varken de dinleyecek miydim sorusuyla vuku buldu. Oysa Cemal Resit Rey'deki bir John Zorn konserinden cikarken "Bu adam bu yasta boyle groarrrrr yapiyorsa, icimiz rahat olsun biz de 50 yasinda grindcore dinleriz" demistik.

Simdi Sirinler izlemiyorum, hatta akranlarimin cizgi film/anime merakindan da uzaklardayim. Merak etmiyor degilim Gargamel ibnesi ne alemde diye ama..



Lakin ben sert ve hizli seyleri sanirim 50'sinde de dinleyecek ve takip edecegim. Bugun 62 yasindaki Cesare Bonizzi'nin brutal vokalini gorunce, simdiden 45 yas sonrasinda bir muzik grubu kurmayi bile planladigimi söyleyebilirim.

Monk evangelises Heavy Metal


http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/7513058.stm

JR-ART: Centre culturel, Carthagene, Espagne





The Dark Knight


THE DARK KNIGHT - Warner Bros. Pictures

Batman, Joker icin seyredilir.
Komple muammele Joker, The Dark Knight bugun vizyonda.
Vizyon ne demek lan

Maximilian JW Thomae

Önce zeytinyagi reklami diye cekmisler,
sonra yamayip ING BANK'a yamamotolamislar.
Biz mutfaktaki erkegi severiz. Yürü be Maximilian.
Evet bence de ING BANK'in sloganlari "sıçar".

MS Arc Mouse




Microsoft'un sonbaharda cikarmayi planladigi kablosuz, ergonomide cigir acmasi beklenen yeni mouse'u. Wireless laser 6000 kullanan biri olarak bu yeni parcayi merakla bekliyorum. (Merakla beklemenin sacma oldugunu eklemeliyim)
Ederi $60.

Must destroy the city

Auf Der Anderen Seite


Filmi izlemek icin ucu ucuna uymus bir zamanlama, "yasamin kiyisinda".
Yeter yetmesin!

Tekleme

cinnet-ül azim
tekleme, rektifiye bir hayat
tekleme, bir bekleme degil
bekler gibisin bir ani
an gelince, tekleme
sekte, nefesin en sonuncusu
bekleme, sektede
tekleme, tek tük

yoklama,
burdayim, uykusuz sabaha kadar
tekleme ve sekte
nefes ve sizi
bekleme kimseyi
kimse beklemesin
son yoklama, burdayim
1100 gun sonra bile

Thursday, July 24, 2008

KulotPod

Photoboooooom

Cekmek istedigim fotograf kareleri var, bu da onlardan biri.
Cekilmisi var, gorunce uzerimden yuk kalkti ama ukte yerinde kaldi.

55ytl

30 Aralik 2007'de yilbasi sofrasi icin alisveriste cekmisim bu fotografi.
55ytl'ye kiraz.

Menşei: Güney Amerika, yer Carrefour Istanbul

HPIM0071.jpg
"herkes kesesine göre"

Olay Bitmiştir, Görüşmeyelim

Yerlesik düzene karsi cikan isyankar Alisan formati,
bir görgü vardi ne oldu ona?
O kebap tepsisi beach'in en biatch yastigina gelip konar. Beach ne yahu, eskiden kumsal mi vardi. Kum mu vardi? Bir ara kumlari arakliyorlardi denizden, ne oldu o islere? Muteahhitler baska kaynak mi buldular. Öte yandan bu sicakta ne adanasi gider ne urfasi.. Gecen gun bombalarizazzi programlardan birinde naylon poset icindeki para balyasini gösteriyordu "ikimize birden"...

Ikimize birden yükleniyorlar, gitme sen buralardan ben gelenleri karsilarim.
En guzel lafi haber altindaki biri solemis:

"millet fajita yiyo sesi çıkmıyo kimsenin kebap yiyincemi olay oldu..
Bravo Alişan sevdim tarzını.."

Rejenere Olmak Dejenere Yolunda

yak bütün fotograflari, ona ait bütün esyalari..
ne varsa attim arkadas, yeniden basliyormus gibi...
biri bana "arkadasim bakar misin" diyince ödüm-kopuyor..

Rejenerasyon İdmanı Gibi

Wednesday, July 23, 2008

Can't Take My Eyes Off You


Gözlerimi senden alamiyorum
- ya takip ediliyorsam

Suna

24 Ekim 1933, İstanbul 22 Temmuz 2008

Su yasima kadar baska Suna tanimadim.
Izleyemeyenler icin artik tiyatro sahnesinde Pekuysal'li bir Lüküs Hayat sansi yok.
Hani kiymeti yasarken bilinmesi gerekirdi. Benim icin kiymetliydi, sürekli uyarilirdim, "kambur durma Suna Pekuysal'a benzersin"... cinladi cinladi cinladi kulaklarimda, senelerce...

Fernando Meira

Geronimo demisken, gelesiye, parcaliya yerlesesiye...
Fernando Meira Galatasaray'da, da, da, da aha aha aha...!

Tuesday, July 22, 2008

Aptal

insanlar birazcık vefasız
biraz da unutkan
ve aptal.. aptal.. aptal..
insanlar birazcık unutkan
biraz da vefasız
ve aptal..


ymori

Runway

Ruby

27

- 1 yil oldu
- ne cabuk geciyor zaman
- eet ne kadar cabuk geciyor

bu gece bogazdan yunuslar gecti

Ikea

Haftasonu Ikea'ya gitme diye bir ikaz isigi var. Sözbirligi etmiscesine, herkes ayni "elit"likte. Haftasonu "halk" gidiyor, "kalabalik", cekilmez... Boyle zirvalara kulak asacak biri degilim, halkin ta kendisiyim, solugu Ikea'da aldik. Derdim birkac raf almak, Lack diye birsey almistim. Onlari bes'ledim. Odada ne varsa attik da, duvar kagitlarini da soktum. "Odan ocakbasi gibi"den sikildim. Yatak disinda ne varsa herseyi attim. Masa da bakacagim, yukardaki fotodakina benzer tablasi 2mt'lik bir az islem gormus, yuzeyi mat ahsap isi bir tabla buldum. Fiyati da hesapli, ama bacaklari, baglanti aksamlari ayri. Onlari ekleyince "ele geliyor" ederi. Krom bacaklar baktim. Ikeagirl cok ilgili, Ipanema plajindan cikip gelmis degil. Onu vereyim bunu vereyim... eahhh bana tabla ver gideyim. Tabla yok, burada yok, kalmamis 3 hafta icinde gelecek. Ne sorsam 3 hafta icinde gelecek. Kafani kaldirip bakiyorsun, tonla ivir zivir var. Tabla olmayinca, havlu aldim, olmadi sarap kadehi aldim, onlarin da 4ü kapida kirildi. Ikea dedim kalabalikmis dediler, mal kalabaligi, ama icinden aradigimi bulamadigim bir kalabalik. Hayatin kendisiymis Ikea, bunca kalabalik arasindan aradigini bulamazsin. Aramaktan yorulunca havlu aliyorsun en azindan Ikea'dan ve havlu atiyorsun banyoya..., en azindan.

Monday, July 21, 2008

Akhnaten

Philip Glass bir vazgecilmez olabilir mi?
Vazgecilmezler olmasa hayat vazgecilir midir?

Tanri var mi? Akhenaton nerde?
Nefertiti kimseden nefret etti mi?

SCENE 3: THE RUINS

In the silence at the close of the last scene, the Scribe appears out of the chaos to announce the end of Akhnaten's reign.

Text: Recited by the Scribe (from Aye's tomb)

The sun of him who knew thee not
Has set, O Amon.
But, as for him who knows thee,
He shines.
The temple of him who assailed
Thee is in darkness,
While the whole earth is in
Sunlight.
Who so puts thee in his heart,
O Amon,
Lo, his sun hath risen.

The next section for orchestra and the Scribe is a reprise, in shortened form, of the opening Prelude. It serves as a transition to the present day and is divided as follows:

The Scribe describes the rebuilding of the Amon temples after the fall of Akhnaten.

Text: Recited by the Scribe (from Tutankhamen's tomb)

The new ruler, performing benefactions for his father Amon and all the gods, has made what was ruined to endure as a monument for the ages of eternity, and he has expelled the great criminal and justice was established. He surpassed what has been done previously. He fashioned his father Amon upon thirteen carrying poles, his holy image being of fine gold, lapis lazuli, and every august costly stone, whereas the majesty of this august god had been upon eleven carrying poles.

All the property of the temples has been doubled and tripled and quadrupled in silver, gold, lapis lazuli, every kind of august costly stone, royal linen, white linen, fine linen, olive oil, gum, fat, incense, myrrh, without limit to any good thing. His majesty (Life! Prosperity! Health!) has built their barques upon the river of new cedar from the terraces. They make the river shine.

The orchestral music becomes very full and no action is indicated. Finally the city of Akhetaten appears as it exists in the present: a ruined city, recently excavated, the walls barely three feet high at most.

Several groups of tourists wander through the ruins taking photos, exploring, looking about.

The last group of tourists is led by the Scribe, now appearing as a twentieth-century tour guide describing to the group what they are seeing.

Text: Recited by the Scribe as tour guide (from Frommer's Guide to Egypt} and Fodor's Egypt)

To reach Tel-el-Amarna, drive eight miles south of Mallawi to the point where you cross the Nile. On the east side of the Nile the distance is less than a mile and can be covered on foot or on donkey.

Behind the present village, at the ancient site of Tel-el-Amarna, the ruins known as the palace of Nefertiti are among the very few remnants of the Akhnaten period. Tablets in cuneiform writing, which contain correspondence between Egypt and Syria, were found here and are now the the Cairo Museum. (To see any sights on the Eastern bank of the river you must cross by ferry which carries cars along with the usual donkey carts and local traffic. The ferry docking station is located at the southern end of the town. You should arrive there at least one-half hour before the 6:00 AM crossing. The ferry does a brisk business and you will need every available second for sight seeing.)

There is nothing left of this glorious city of temples and palaces. The mud brick buildings have long since crumbled and little remains of the immense stone temples but the outlines of their floor plans.

In addition to the tombs and ruins of the city, there are several stelæ scattered around the plain which mark the limits of the land belonging to the city - most of them are too widely scattered to visit and are also in bad condition.

Download



Parke

masif parke











tasev #8 (yüksek tavan)

yüksek tavan, ahsap mesnet, masif parke, l-koltuk, bol aydinlik.