Showing posts with label rüya. Show all posts
Showing posts with label rüya. Show all posts

Friday, September 2, 2022

Living in dreams, Living in chapters.

Uzunca bir süredir mesela 2 ay galiba, gördüğüm rüyalarda belli bir set, belli bir insan grubu var. Episode episode rüya görüyorum. Yatıyorum devamını görüyorum. 3 gün sonra kaldığı yerden devam ediyorum. Hayatımdaki insanlar, çevremdekiler, simaen bildiklerim. Herkesin bir rolü var.

 Gün içinde kısa aralıklı uykuya dalışlarım oluyor, mesela 13.30 sularında bir 10 dakika gidiyor kafa. 3 episode hikaye görüyorum burda. Uyanıyorum, öğleden sonram darmaduman oluyor. Akşamüstü dalarsam birkaç bölüm daha. Çok fazla hikaye ve olay oluyor. Yoruluyorum.

 Rüyacıyım, ama böyle uzun bir seti ilk defa yaşıyorum.  





Friday, July 6, 2012

Ruya #13

13. katlarin, kapi no'su 13 olan daireleri olmayan bloklarin, binalarin sirri cozulemez. Ugursuzluk bunun neresinde? Sen musibetten dersini ne zaman aldin ki?

Sanki herşey güzelmiş de, bok olmuş gibi... (Aklının Sana Oyunu, s.13)

 Kan, tere uyanilacak bir sabaha adim adim gitmeye cabalarken, vakit gecmez. Bazen hayatin dakikalari yavas mi ilerliyor ne. Sayili zaman neden cabuk geciyor. Geciyor mu gercekten. Saate bakip odaklandiginda o saat, zaman, dönem gecmiyor. Zaman durmuyor, durduramiyorsun, olan oluyor, zaman akiyor, üzerine ara'lar, araliklar ekleniyor. Kaciriyor zaman seni, kaldigin yerden. Sen orada kaldigini saniyorsun, ama aslinda olanca sürati ile uzaklasiyorsun. Bu yuzden mesele'den kacmamak kaygin varsa, araya "an" koymaman gerekiyor. Hemen müdahele, hemen cevap, hemen refleks, ani refleks. Bu kimisine göre... baskasina göre ise imkansiz. Zaman girer, ara acilir. Ara uzaklastirir. Uzaklasmak iyi gelir, bu kimisine göre. Kimisine göre de, peki kimsin?

Kimsin bunca arayla cikip gelen. İnsan bu kadar anlatacak seyi gayet hiyerarsik, gayet düzenli, akil sasacak intizamda nasil dizer kafasina.

Kafanin icinde nasil tanimliyorsan, öyle geliyor hayat sana. Sen sana gelenlerin nasil gelmesini istedigini de biliyorsun, bicemliyorsun, kontrol ediyorsun. Bu kimisine göre böyle, kimisine göreyse: Zamanin bir ilac olduguna kendini inandirdigin icin bu ara'lara tahammulun.

Hayatlarimizi cekilir kilan, pesimizde bir gunlukcunun herseyi not alip yazarak sana bir defa daha hatirlatma sansi taniyabilecek o defterin varolmayisi. Yine de bu, senin tutmadigin, senin yaninda tutulmayan defterlerin varolmadigini göstermez. Bir gün, biri gelecek ve elindeki defteri sana teslim edecek.

***


Defterdar diyorum ben ona. Defterleri var. Defter bir hastalik. Defter bir tutku. Herkese anlattigin disinda kalan herseyi defterlere yaz. Kime verecegini kim bilebilir?

Kalkar kalkmaz yazmazsam tüm rüyayı unutuyorum.

Ve tüm hayati cekilmez kilan, insanin vazgecilmez hesapciligi degil midir. Az ya da cok, masumane ya da fesatca. Sunu suna ekle, bunu bundan cikar. Bu bundan olur, bu yuzden olmaz, su yuzden böyle... İki insanin birarada oldugu her yerde çıkar ilişkisi vardir. Nasıl kontrol altında tutmak ve biçemlemek isterseniz isteyin, içi fesat doludur. Çıkar, fesatcadır. 

Sunday, February 5, 2012

Ruya #13

"Niye yıkılmaz bazı köprüler?"
Hayatta kopamadiginiz seyler var. Daha da fenasi inkar edemediginiz. Kendi gizli gercekleriniz. Kendi icinde, bilincaltinda savastigin ve bir donemi yok saydigin haller. Ne kadar hali altina supurdugun, kactigin, artik sonrasinda oncesini istemedigin dönem, hal, tavir, insan, vaka varsa; bunlarin hepsini bulacagin tek yer ruyalarin. Kacmak icin bir özel caba sarfetmezsin, ama kovalanmak icin özel bir caba üredigini de görürsün. Onu da görmezden gelirsin, nafile. Bir sey seni bulmak icin yola cikmissa, seni bulur. Bu sadece kaderle aciklanacak bir durum degildir, dunya ufaktir da yetmez.

- Niye kovaliyor seni tüm bunlar? Neden hala varlar? Neden silinmez bellek?

Bitmemis tüm filmlerin sonunu bugün degil yarin merak edeceksin. Sularin akmasi ve yolunu bulmasi icin, cogunlukla bir fasilaya ihtiyac var. Bu sudan uzak durmakla, akisa pek de sahit olmamakla yasanacak bir fasila. Kac kacabilirsen, en nihayetinde rüyada gelip seni bulana kadar.

Ada'dasin. Ne bagliyor seni buraya? Gormedigin ama bildigin hikayeler mi? Niye gitmek istiyor ve dolasmak istiyorsun sokaklarinda? Adada olsak simdi su an su vakit dedigin gibi yine tekrar rüyadasin. Uyandigin anda unuttugun o mekan, neresiydi? Ne haldeydiniz? Basi omzunda.. Fasila ile olusan boslugu anlatiyordu. Anlatmayi her zamanki gibi cok seviyordu. Sana mi anlatiyordu dinleyesin diye, yoksa o anlatiyordu da sen dinlemek zorunda mi kaliyordun? Seviyor muydun, sormus muydu? Sevmek koca bir deniz demisti bir dostun sana. Unutmus muydun? Hayir. Hep kafanda. Ne zaman sevmekle ilgili bir sorunun olsa, cikartip onu koyuyordun masaya. Sevmek koca bir deniz, sevmek koca bir deniz...

Denizden cikti. Ilk defa denizden cikarken gördün. Geldi, havluya sarindi. Hemen anlatmaya basladi. Ne ara birikti bu kadar hikaye? "Sordun ya kimlerlesin, neredeydin.. Onlari anlatiyorum" dedi.

Yine bir rüyadasin. Inandigin hikayelerlesin. Bazi ipler saliniyor önüne, bunlari tutup cekiyorsun. Iplerin ucunda kagitlar geliyor. Kagitlarda yazilar var. Yazilarda sen varsin. Sana seni anlatiyor birileri. Tüm bunlar uyanmana ramak kala. Gozunu aciyorsun, rüyadasin. Kapatiyorsun, devami icin.
Oysa simdiye kadar ciktigin sinema salonlarina hic geri dönmedin sen?
Film orda kaldi. Devami icin, yine bir baska aksam rüyaya yatacaksin.
Kaldigi yerden lütfen.. Merak ediyorum.
Sonunda ne olacak?

***
Restoranda bir Fransiz aile ön masada. Ufaklik, 2.5 yaslarinda.
- "Comment t'appelles-tu"
- "Je m'appelle Jean-Paul"
JP: "Monsieur, regarde-moi,
regarde-moiiii!"
JP: "Monsieur, pouvez vous me donner les prix"
- "Oui, Biensur..


Tuesday, November 10, 2009

Rüya #12



Dün gece Valencia formasi ile Ali Sami Yen çimlerindeydim. Rakibi hatirlamiyorum ama mac sonunda Barcelona tshirtlu bir firm, diger kale arkasinda bekleyen Ingilizleri pataklamak icin sabirsizlaniyorlardi. Takimda Carboni var miydi emin degilm, sadece oyun boyunca frikikten bir gol atmanin pesindeydim. Eski Acik tarafindaki kaleye dogru bir frikik kullaniyorum sol içle, zimba gibi uzak kose dibine vuruyorum gol oluyor. Dönüyorum Numarali'ya kollarimi kaldiriyorum, tribunde bugüne kadar ASY'de gördügüm ne kadar sima varsa hepsini tek tek görüyorum. Film seridi gibi gecmekten cok tek kareye sigmis kafalar gibi. Bu kadar huzurla uyandigimi hatirlamiyorum. Pazar aksam bitmesin dedigimiz Lyon-Marseille maci gibiydi rüya, uyanmak istemedim. Kostukca kossam, vurdukca gol olsa. Ikinci golü hatirlamiyorum. Ilk cayla birlikte PlayStation'i actim, Valencia'yi alip PES'te birine gol atmam lazim.

Mactan sonra arabada:
- Ne kadar verirler ki bunlar transfer ücreti sana?

Wednesday, June 10, 2009

Rüya #11


Tam olarak nereye gittigimizi hatirlamiyorum. Bir yere oyle valiz valiz toplanip gittigimizi de hatirlamiyorum. Ama bu siralar yolculuk planlari yaptigimiz icin oradan sirayet etmis olabilir. O valizlere sanki neyim var neyim yok yuklemisim gibi. Platform ustundeyiz, bir gemi zannediyorum. Uzerinden ucak kalkabilecek kadar genis platformu olan bir gemi mi yoksa zannetmek mi bu onu da bilemiyorum. Sol arka tarafimizdan goge dogru bir ucak kalkiyor. Ucagin kalkisina yerden bakiyoruz. O ucakta olmaliymisiz da son anda vazgecmisiz gibi, sanki. Ucak cok dik yukseliyor. Ucagin icinde iken bu kadar dik mi yukari dogru hareket ediyorduk goremiyordum, ama sanki biraz fazla dik gidiyor ucak. Sonra yere paralellesiyor. Bu esnada sag taraftan yukarlardan bir baska ucak geliyor, kalkan bizim ucaga dogru. Paralel halden tekrar burnunu kaldirip yukselmeye calisiyor. Olmuyor, bir anda burnu egiliyor, ucak buyuk bir suratle denize cakiliyor. Gemide ya da platformdaki herkes avaz avaz bagiriyor. Ucakta herkesin bir tanidigi var. Biz de o ucaga binmekten son anda vazgecenler. Bulent'e bakiyorum, ucaktakilerin kim oldugunu biliyoruz. Aklim valizlere gidiyor, neyim varsa gidiyor. Mal canin yongasi mi ne. Paul adinda biri gelip kendini takdim ediyor. Bir tekerlekli masa uzerinde oksijen maskeleri dagitiliyor. Herkes takmaya basliyor. Ucak denizde, derinliklere gomuluyor. Uyaniyorum, ucak denize dusse icinden nasil kurtulabiliriz diye dusunmeye calisiyorum.


Tabiri suymus:
Rüyada bir uçakta olduğunu görmek, önünüzdeki engelleri aşarak yeni bir sınıfa yükseleceğinize işaret eder. Yüksek bir bilinçlilik durumuna sahip olarak, daha geniş bir özgürlük ve farkındalığa kavuşabilirsiniz. Uçaklar arasında aktarma yaptığını görmek, karşınıza çıkacak önemli bir yol ayrımıyla tabir edilir. Sizi beklemediğiniz noktalara götürecek önemli değişiklikler, tekliflerle karşılaşabilirsiniz. Rüyada uçak kazası görmek, kendinize neredeyse imkansız hayaller ve amaçlar koyduğunuzla ilişkilidir. Uçak kazası rüyası, hayal kırıklığı tehlikesine işaret eder. Başka bir yorumda, bu rüyalar özgüven eksikliği, kendi kendini baltalama ve kendinden şüphe etme ile ilişkilidir. Kaza yapan uçak kendine inanmayan kişiliğinizdir. Güç eksikliği ve belirsizlik de uçak kazası rüyalarında öne çıkan duygulardandır. Uçağın kaçırıldığını görmek, bilinçaltındaki rahatsız edici ve geçmişle ilgili duyguların dışavurumudur.

Wednesday, April 29, 2009

Rüya #10


foto by nickwheeloroz


zoteyze, rüyamda etiler'de
çicekçi acmissin
bizim bi tanidik da senin çicekçiyi soyuyo

g.





***

bir çiçekci acmadigim kalmisti.
sonu da güzelmis.
tam benlik.
zoteyze ben oluyorum, eet.
yillardir gizli kalmis bu kimligim de ifsa olmus oldu boylece.

Tuesday, January 6, 2009

Pre-Napalm Sendromu

Bu aslinda rüya #09



Konsere sayili gunler kala boyle bir ruya gorebilecegimi dusunuyordum. Birkac hafta once bir West Ham macinda golle birlikte onlere dogru yigiliyoruz. Barney altimizda kaliyor. Aklima Olimpiyat'ta Petre'nin golunden sonra olanlar geliyor, cekip cikariyorum Barney'i hemen.. Dün aksam cok acaip birsey oldu. Konserin Kemanci'da oldugu belli ama bir maca gidiyoruz Ali Sami Yen'e, yeni acik giselerinin oradaki bir guvenlik kontrolunde Barney ve Shane (Embury) var. Barney, sari uzun saclari gorece daha eblek oldugu zamanlar. Kisa sort falan. Konserin yeni acikin altinda olacagi soyleniyor, mac saati ile ayni ama. Bu da mac saati ile ayni ana denk gelen konser, aktivite kabusuna gonderme galiba diyorum, ruya devam ederken. Alt kata inecegiz diye bilet aliyoruz, bakiyorum konsere gelmicem galiba abi diyen Alexis'i goruyorum gisede. Gisedeki kiza cebimden cikarip keyboard veriyorum, benden keyboard istiyor cunku. Yanimda kim varsa cebimden keyboard cikmasina cok sasiriyor, oysa bayagidir benle birlikte yasiyor ve cebimdeki keyboardu farkedememis. Neyse diyorum cok da garip birsey degil farkinda olmamak. Iceri girecegiz, aklim macta bir yandan. Ama asagi indigimiz yol yeni acikin oyle altlarina giden bir yer degil, dupeduz bizim evin alt katina iniyoruz. Apartmanin alt kati in in bitmiyor. Ne zaman bu kadar kat ilerledi diyorum asagiya dogru, yeni gelen kapicinin isi olmali mi diye supheleniyorum. En sonunda bir hangara geliyoruz, buradan bir acikliga aciliyor. Bu aciklik, 4 apartman arasinda kalmis bos bir arsa, cocuklugumuzdaki gibi. Boyle kistirip kalmis arsalarda oyun oynamaya calistigimizi, ozellikle Nisantasi'nda dutlugun oradaki araziyi hatirliyorum. Dutlara dalar, yakar top oynar, dutcunun bizi kovalamasini beklerdik. Kor topal inilen bir merdiveni vardi, cok korkardim. Seneler sonra Petre'nin golu sonrasi yikildigim koltukta baslayan o cetrefilli yolun, bu arsaya bakan bloklardan birindeki bir doktorun muayenehanesinde sonlanacagini pek kurgulamamistim acikcasi. Ruyalar da boyle oluyor. Napalm diye indigimiz arsadan sahte bir grup cikiyor. Turkce konusuyorlar ellerinde alet olan insanlar, zaten ortalikta Barney de yok. Bir kiz etrafa satasiyor, az kisi var. Uyaniyorum, musteri ariyor, maç kaç kaç diyorum.. "Pardon" diyor.

Tuesday, November 18, 2008

Rüya #08


Bir isten ya da nerden geldigimi tam bilmedigim sekilde Akmerkez'in onunde indim otobusten. Gunduz Tolga'nin "Graffiti sanatcisi Akmerkez'de imza dagitir mi" cikismasindan girmis olsa gerek Akmerkez ruyaya. Karsi kaldirima bakiyorum, benim Kuzu orda. Ama kaput. On tekerlegini caldiklarini ve yerine bir mountain-bike tekerlegi koyduklarini binip de gitmeye calisinca farkediyorum. O esnada tam eski High-End'in onundeki yolun ortasindan gecen santrfüjde bir yikama aleti yolun oteki yakasindan birikmis su birikintisinin uzerine cila yapiyordu. Arac arkaya devrildi, devrildigi anda kuzu durdu, on tekerlegi o anda farkettim. Aglamaya basladim. Eve geldim ama nasil geldim hatirlamiyorum. Orkun ve Cenk salondalardi. Ikisi de daha once bana hic gelmediler. Koltuk almisiz yeni. Orkun'a ne icersin dedim. Bir viski dedi. Cenk domates suyu istedi. Biz eve hic domates suyu almadik hayatimizda. Ya da ben animsamiyorum. Kafami saga cevirdim babam koltukta oturuyor, Cumhuriyet'ini okuyor yine. Icki servis ederken "sen de ister misin" dedim. Ben icmem okuyacaklarim var dedi. O uzun koltukta yaninda 4 kisi daha oturuyordu ve onlarin sol elleri yukari uzanmis, otobuste ayakta durup tutamaklardan tutmuslar gibi bekliyorlardi. Hicbirini tanimiyorum ya da taniyorum simdi soylemek pek isime gelmiyor. Uyandigimda 2 bardak soguk su ancak kesti kurumus agzimi...

Tuesday, September 16, 2008

Rüyalar


Rüyalar gündelik hayatin akisini etkiliyor, alt-üst ediyor. Altediyor.
Rüyalarin bazilarindan gercek hayata donmek, aynaya bakmak, normale donmek zor oluyor.

Saturday, June 21, 2008

Rüya #07

tarihe taniklik etmek
2008 yilinda yasayanlar futbolun 150 yillik tarihinde bir mucize serisine tanik oluyorlar.

Dün gece 02:30 gibi sokaga cikip turladim, bir yanda fotograf makinesi. Cantadan cikarmadim bile. Sokaklar les gibi. Kapatilan yollar, cam kiriklari, siseler. Bir corba icip geri dondum. Yattim. Sonrasi... sonrasinda Sisli'de motordan inip yurumeye basliyorum. Tam solumda karsi kaldirimda biri yürüyor, bakiyorum Volkan. Volkan Demirel.
- Abi ne işin var burda, daha 4 saat önce maçtaydin
- Ne bileyim
Volkan maçta oynamadı. Rüştü 90'dan top çıkardı. Maç ordan dönsündü. Çekirge 3. kez sıçramaz mıydı. Volkan naber?

Saturday, April 5, 2008

Rüya #06

temsili boran ağa
Son günlerinizde ne israrla tekrar ediyor, empoze ediliyor, enjekte ediliyorsa, bunlarin rüyalara girmesi kacinilmaz. Boran Aga'dan kacamadim birkac gündür. Israrla baskisi var uzerimde. Dün gece de Bora Aga'yi suluyorlar. Evet dupeduz suluyorlar cocugu. Kalcasi, penisi burnumun dibinde. Bir yerlerim degecek ya da su sicrayacak diye uzaktan seyrediyorum. Bu foto cekim platolarina oldum olasi tavimdir. Malzemeler, isiklar, tripodlar, monopodlar, kirilan potlar, egilen bacaklar, yapmacik bakislar, ler ve lar. Uyandim tuvalete gittim, sehpada MenHealths, arka kapaginda Boran Aga..
Bir de senin icin idrarlamaliyim boranaga...

- boran aga kim lan?
- ben de bilmiyordum, öğrendim.


Tuesday, February 5, 2008

Rüya #05



12 saatlik uyku, deliksiz. tam lazim zamanda. ama makaslanmasi şart sahneler. "olmasaydi". öyle ki bu sabahki koşudan alikoydu.

***

ayni anda ikisine, bir ötekisine, bir berisine...

Sunday, January 27, 2008

Rüya #04


Memet'in evde ne isi var, gelmis ama. Git diyemem. Keske hep kalsa burda. Zaten bazen gelecek ve kapi acilacak, anahtar bufenin uzerine o her zamanki sesi cikartacak sekilde firlatilacak diye beklesiyoruz. Herkesin ölmüs olmasini anlayabiliriz ama Memet'in ölmüs olabilecegi anlasilir degil, anlamiyoruz da. Anlamadigimiz icin, anlamadigi ve darlandigi anda aglamaya baslayan ufak cocuklar gibi aglamaya basliyoruz. Sonra salonda birileri var, kim olduklarini biliyorum ama sanki simdi telafuz edemiyorum. Eve de birileri girip cikiyor gibi. Ölü evi gibi. Ölü evine gelenleri Memet agirliyor. Her zamanki misafirperverligi ve nezaketi ile. Kimin öldügü de belirsiz. Yani sürekli ölenlerden menkul bir ölüler dünyasi nufuz etmis rüya alemine. En son öldügünü görmüstüm Memet'in bir rüyada. Uyandigimda Memet ölmüstü. Az once uyaninca odasina gittim baktim Memet gelmis mi orada yatip uyuyor mu diye...

***

hakikat sorgulanmaya basladigi anda
kopar teller cakar firtina

sabah aksam sordum durdum
"noldu bize ana ana ana ana"

Saturday, January 19, 2008

Rüyamda görsem inanmam

zaten öyle degil mi

Rüya #03


Heryerde herseyden kacabilirsiniz, bir rüyada kacilmiyor. Izlemek zorundasin. Yillar sonra olmasa epey süre sonra nasil oldugu basladigi bilinmez sekilde karsilasmak, gereksiz bir samimiyet, saskinlik verici işler/hareketler. Rüya ya, sapitmasa olmaz. Peki bizim uyudugumuz yerde bu öteki uyuyanlar kim? Ya garda neden tren kapisinda yatiliyor, oteki kisi kim. Ya ertesi aksam gidilen vaha neresi, hangi club... Icilen ickiler ne, gercek hayatta var mi bunlardan. Olsun zaten tadi kalmadi da rüyanin... derken telefon caldi, calismaliyiz, Kosta aradi. Atla gel dedim, calisalim. Calisirken de kaciyorsun cogu seyden...

Monday, January 14, 2008

Rüya #02


Döşek/yatak kizaga dönüştü. Böyle planli bir rüya saldirisi epeydir olmamisti. Bu kaymak/kaydirak hallerinin ufakken öykünülen bobsleigh'a son binen adam olma hayallari ile alakasi vardir illa ki. Canada takimina tavdim galiba.
Öyle bir kar ki, 86 kisini aratmiyor. Nispetiye'ye çullanmış. 3 kişi bobs'u alip caddeye cikiyoruz. Etraf 80'lerdeki gibi "az yapi". Mesela toprak saha var akmerkezin yerinde. Bugün Maya Uptown olan yerdeki "Aşıklar Tepesi"ni kaç kisi animsar. Ordan Bebek'e kaymak fena fikir olmazdi. Ha Cagliari kis olimpiyatlari, ha Bebek'e "son inis". Neyse Nispetiye'den bobsleighla geciyoruz, biz bunun ucuk kacik bir is oldugunda o kadar kani gözlerle aval aval bakiyoruz ki bir normal karsilama karsisinda kalkip meydanda nalbura bobsleigh'i satiyoruz. Umdugunu rüyada da bulamamak. Eve dönerken mahalledeki iki bakkaldan kil olani bizim bob'u nalburdan almis, tam evin önünde bize carpiyor. Aciyla uyaniyorum, sag ayaktaki ödemi kitapliga carpmisim... bobsleigh-kuzu yakinlasmasi' 08

Saturday, January 12, 2008

Rüya #01


Gümüşsuyu'ndan asaği bir döseğin üzerinde yatarak kaymanin neye isaret oldugunu bilemiyorum. Yokus tam Gümüssuyu da degil, oladabilir, olmaya da bilir. Sanki birkac yokusun kolaji gibi. Sonucta epey kaydiktan sonra sola bir keskin viraj var. Oyle guzel giriyorum ki viraja. Bu arada yataga yön verirken yuzu koyun yatan bedenin yataktan firlayan ayak uclari ufak sandalin motor kanatlari gibi... sonra ne olduysa bir ara soldan gelen bir otobus bizi sikistirdi, kaldirimla otobus arasinda kaldik, üzerime durak yolcusu bosaldi... bir ara da otobuse binmisiz cirilciplak, soforun tam yanindayiz, sofor direksiyon havzasindan kolonya cikartiyor bidonla, bize ikram etmiyor ama.. buradan call of duty 4 sahnesi zanni ile gectigimiz film cekim alani/platosuna nereden düstügümüzü anlamiyorum, en son kacarken bildigim bütün küfürleri salliyorum. ablukaya aldigimiz binadan uzerimize yaylim atesi acilacak isareti geliyor ve birlikle ayni anda binayi sarip ates etmeye basliyoruz, ama benim uzerime roket firlatiliyor. roketlerden kacisim, toprak sahada asagi mahalleyle yaptigimiz ve koyup galip bitirdigimiz mac sonrasi cikan arbededen kacarken, gelip kaşimi yaran taşa dönüp son bakisim gibi. orada tas gelip ka$imi yarmisti, burada roketler bedenimi siyiriyor. bir tanesi sag baldirimi resmen oksayarak geciyor, bir tanesi kafamin arkasindan. kosarken arkama bakip arada ates etmeye calisiyorum ama altin sarisi roketler agzima sicacak su köşeyi dönmezsem, neyse ki sokagin köşesinden dönüyorum tam oh diyecegim sokagin basinda yerde döşek... içim kabariyor, uzaniyorum, uzaninca telefon caliyor uyaniyorum... telefonda Tarik var "Ya abi bu Bandirma'da otelde sen mi kalmistin, ben nerde okudum, suan galiba orada bir oteldeyim ve limanda ayni gemilere bakiyorum... bir garip geldi".. telefonu kapatip mutfaga gidiyorum, bir bardak soguk kola beni kendime getirecek...