Thursday, March 13, 2008

Mantar

Mantarkasar

Evde kiremit düzenekli atesli bir firin yok. Taşev projesinin onemli detaylardan biri olacak. "Ben et yemem ama" diyince mantarlarin üzerine taze kaşar eriyiği. Yağa gerek yok fazla tavada. Eskiden "yagsiz tava" derlerdi bu teflonlara. Yine de yag koymak gerekiyor. Mantar dedim kiremit üzerinde cok daha leziz olur. Sonra dedim ki "Acaba mantar kendini et zannediyor mudur"

Tuesday, March 11, 2008

Toplantım Var

Külliyen yalan olma ihtimali cok yüksektir: "Toplantida, der misin" yalani yüzünden zaten is hayatinda toplanti yapmanin bir ehemmiyeti kalmamistir. Filmlerden akla gelen karisini aldatan bir koca ve onun bitmek bilmeyen toplantilari. Yani böyle büyüyen bir dünya ve nesil. Plaza dunyasinda calistigim zamanlarda "kurumsal" is yapilarinin vazgecilmez mihenktaslarindan biriydi bu toplantilar. Ota, boka ve hatta inanamayacaksiniz "kila" bile toplanti yapilirdi, yapardik. Toplanti yapilacak, yap. Bir süre bunun aslinda yapilmasi gerektigi icin degil, üstlerinin onlarin da kendi üstlerine karsi "calisiyor ve organize" görüntüsü vermsi icin yapildigini idrak ediyordu herkes. Kuzu kuzu bir teslimiyet. Pek tabi ki "Bizim toplantilarimiz hic oyle degil" diyecek birileri cikacaktir. Hatta her dakikasi stres yüklü gecen, üste raporlamalarin oldugu aysonu, yilsonu toplantilari var ve masadaki icecek ya da kurabiyelerden olup o zangirdamalara sahit olmak isterdim. Birkacini da yasadim. Bolca yalan, bolca sallama, "yapariz, ederiz, aa tabi canim o isin bicilmis kaftan onlar, bizim ekiplerimiz bu isi cok kisada sürede halledecektir"ler, ler, ler..
Tutulan notlar, verilen sözler, pazarligi yapilan terminler, terfi icin kendini departmanin önünde bir adim öne atma cabalari, kizina "kendini iyi sat" diyen annelerin kocalarinin "kendini iyi pazarla, herseyden anliyorum intibai ver" dedikleri ogullari.

Reklam ajanslari, "kıreyatif" ortamlarda seken yeni'ciler, zart medyacilar, zurt digitalcilerin görece daha esnek bir toplanti anlayisi vardir. Adi unutulmaya yüz tutmus "brainstorming" dalgasi henuz yurdu yeni sarmisken kimsenin agzindan eksik olmuyordu bu laf: "Haydi cocuklar beyin firtinasi yapalim"

- O firtinada kaybolup geri gelmesen diyorum sanki....

Bu beyin firtinalari da ortaya atilan bazi kipcak ve orjinal fikirlerin ulkenin gorece daha az büyük sehirlerinden "büyüksehire" hirsla gelen "ince bilekli" kizlari tarafindan calinip, patronajlara alli pullu satilabilir oldugu da bu brenysitorminklerin sonunu hazirladi. Baktilar isin dogasindaki mekanizma bu topluma ters calisiyor. Farkli kirintilardan bir kartopu olusturmaktansa, vasatlar, kabillerin dilinden dökülenlerin avinda. Yakalayacak, tutacak, paketleyip satacaklar. Bay cokbilmise yine servisle trafikte bol hülyali planlar.. Ince bilek "gösterdigi üstün performans" ile kendine özel bir oda, neredeyse onda dedike edilmis bir kahve makinesi ve tüm hinligi ile manzaraya bakiyor... Oysa sen de az hayalini kurmadin "O camdan bakarken beni düsme korkusu salar mi"nin. Bir gözün de internet bankaciligi ile hesaba düseyazan haysiyetsiz mangirlarda...

Ciddiyet düzeyi, süreleri, kiyafette kendimin modacisi'ligi gibi sehvetengiz halleriyle hala birtakim toplantilara girip cikiyorum. En olmadi kendimle toplanti yapiyorum. Ama bu toplantilar baktim kisisel bazda da su plazalarin bir halta yaramayan toplanmalarindan farkli olmuyor. Notlar, not kagitlari, sunlari böl, sunlari gönder, yapilacaklar listesi, asilacaklar listesi, kesilecekler listesi, öpülecekler, faydalar, zararlar...

Hic tanimadigin birileri ile yapilan o ilk toplantinin maymun halini ise seviyorum aslinda. Ama yillardir asamadigim bir problemim var. Su giristeki kartvizit degis tokusuna kafam basmiyor. Uc asagi bes yukari biz sizin kim oldugunuzu biliyoruz, siz de benim ve yanimdakilerin. Neden orada oldugumuz ise cok acik. Uzerinde konusulacak bir is var. Yani sokaktan gecerken islikla sizi toplanti odasina cagirmadik ki. Bu kartlar da ne? Hic kartvizitim olmadi mi, oldu tonla. Ama bu jönler gibi hizli kart cekemedim, nereye koydugumu hatta gecmisinde cantamda kartvizit tasiyip tasimadigimi bile hatirlamiyorum. Hep bir mahcubiyet. Bir de kalabaliksa karsidan gelen kart yigini altinda ezildikce ezilme. Aklimda komsudan gelen tabagi bos geri vermeme ritueli var. Uzatilan karta karsi cantamdaki mp3 playeri versem ayip olur mu acaba... Ya da guzel bayana toplanti boyunca bakip ona ne kadar guzel oldugunu hissettirsem. Offff kartvizit offf.

Sonra sonucsuz kalan toplantilar yiginindan kalan o kartvizit çöplügü. Gecen gün birkac karta rastladim evde. Vay be dedim, ne kadar guzel partner olamamistik o adamlarla. Avantajliyim, karsi tarafa bu sican is namina beni hatirlatabilecek bir kartvizite sahip degil. Bütünüyle anonimim. Arkamdan karti bile yok diye güldülerse?...

Artik toplanmamaya, gittigim toplantilarin de bir seyi toparlayip toparlamadigina bakmamaya calisiyorum. Toplanma kavramina olan inancimi yitirdim. Is üretilmiyor, alinan kararlar bir halta yaramiyor. Toplanti var stresi de cabasi. Odevini yapmayan ogrenci ile isi toplantiya yetistiremeyen calisan. Galiba hayatimin butun toplantilarinda evde sulari kesik nesle denk geldim. Sizin toplantilarinizda gercekten toparliyor musunuz? Ha? Yaninda kartvizit tasima adedi kactir? Bir kartvizit yaptirsam fena olmayacak, belki de isin tüm sirri burda.


Friday, March 7, 2008

Hayatın Hareket Sahası

"Özel yaşam" denilen seyin aslen ne kadar özel oldugu, özel kaldigi, özel sifati ile tasarlananin aslinda bir tür dokunulmazlik sahasi mi elde etmek oldugu biraz karisik. Biz, kimse giremesin istiyor ya da kapisindan istedigini sokabildigimiz bir gece klubu gibi görebiliyoruz özel hayati. Akla cokca gelen yatak odasidir özel hayat diyince. Kim, kiminle nerede hangi saten carsafta sevisti? Ne kadar süre sevisti? Tatmin edebildi mi? Sabaha kadar kac kez bosaldilar? Özel hayat sorgusunun en tepesinde oturan merak kirintilari bunlar. Piramidin tepesinden asagi dogru inince iste daha az önem arzeden detaylar cikiyor. Bu kadar muglakligin, networklerin bu kadar dallanip budaklanirliginin ve iletisim aginin dehset verici delişmenliginin bizi icine soktugu girdap bu.

Bu blogda bile şahsen kendi hayatima dair bazi seyleri acip sactigim, teshir ettigim açıkca görülüyordur. Bunu bir dönem hayatını Dr.Kimble formunda yasamak zorunda kalmis biri olarak bir "patlama/bosalma" olarak mi almak lazim, yoksa gizleyecek saklayacak bir "özel hayat" olmadigindan mi bilemiyorum. Zaten defaaten blogun yapilis amacinin yakin es*dosta anlatacaklari, onlari bir yere toplayip gunluk-haftalik olarak izahat vermekten ve hosbes sohbetin zaman zaman firsat edilememesinden dolayi bir "havadisler" ovasi oldugunu belirtmistim, pimpirik açıklama modülü. Kiminle ne kadar sevistigimi zaten merak eden yoktur. Ama biz baskalarininkini merak ediyoruz. Şan, şöhret, kiskanclik terazisinde kantarin cektigi yük kadar merakla doluyuz. Potansiyel yeni sevgili adaylarinin seks hayatini merak ediyoruz mesela. Nasil bir birikimle geldikleri, "özel hayat" gecmisi bizi cok irgaliyor. Ya kaldigi yerden maci devralip "nerden cikti bu 4. hakem ibnesi de" kivaminda yol aliyoruz ya da tökezleyip düsüyoruz.

Yukarda adi gecen delişmen iletişim ağı ve şaşırmış network, artık kendi şöhretini de kendi merak havuzu ve magazinini de kendi yaratıyor. Artık insanlar kendi medyalarını kendileri kuruyorlar. Kendilerine o süslü şöhreti imal edebiliyorlar. Ne üretip üretmedikleri, ürettiklerinin kıymeti harbiyesi, "özel hayat"larının içinden, hem de tam göbeğinden geçiyor. Ve bizler gözlere sokulan bu bombardımana istemesek de maruz kalıyoruz.

Kendinden menkul şöhretizmin "allahütealası", -elbette bak böyle bahsettikçe "kullanımahazır" şan'a biz de tuğla ekliyoruz, ama garabeti dillendirmedikçe, okuyup, gözleyip, dinleyip de tanık olunan garabeti dillendirmedikçe nasıl koyabilirim diyorum akşam yastığa kafamı. Bu yüzden yazmak ve çizmekle insan arasında vicdani bir ilişki var.- kimin en son çiğneyip yere tüküreceği merakla beklenen, tuttuğum takımı tutmasına canımın fena sıkıldığı, zaman zaman hak teslimi de ettiğim, varlığına sadece kendisinin de çok kullandığı "vasatların iktidarı" çercevesinde bakılabilecek "Zet generay$ın" insani Oray Eğin'in dogumgunu partisine, televizya'nin "cici" cocugu, intihal ekspertizi Soner Yalcin'in hazirladiklarinin ekrandaki okuyucusu "Cuneyt" Bey'in sahibisi oldugu "Odatv" adli internet sitesi (bakın şöhret buraya kadar gırla geldi) milyonları ilgilendiren bu doğumgünü partisine dikkat çekmiş. Hayattaki tüm gereksiz detaylara tutulmuş bir insan evladı olarak, size linkini vereceğim ama yazının "en bombastik" kısmına yazıyı okuduğum andan itibaren 2 saattir takılı kaldığımı belirtmeden geçemiyeceğim diyince çok klişe cümle sonu olacak, geçebilirim tabi ki ...
Magazin programlarinda sinir uclarini, kilcal damarlari patlatan bir tonlama ile OLAY OLAY OLAY diye ciyaklayan bir adam var. Kendisine rastlasam bira diye kezzap ismarlamak istiyorum. O tonlamayi hatirlayip okuyun lutfen:

İSTANBUL İSTANBUL OLALI BÖYLE PARTİ GÖRMEDİ! ODATV.COM CANLI YAYINLADI!

Dün gece İstanbul'da uzun süre konuşulacak bir doğum günü partisi yaşandı. Gazeteci Oray Eğin'in doğum günü için Levent'teki evinde verdiği parti, tam bir ünlüler geçidine sahne oldu.

"Evin tüm mimari planları masaya yatırıldı. Arka çıkış kapıları sürekli kontrol edildi."


Şaka değilse temaşa, gerçekse lümpen burjuvazi. Evin mimari planlari, evin mimari planlari, evin mimari planlari, evin mimari planlari... Karnima agrilar girdi. Tuvalette oturup bu ayki Home-Art'a gözatayim ben biraz, dönecegim...

Müsait olan "gazeteci kime denir" onu bir arastirsin. Bu entrikasyon alemin fertleri ile aynı şehiri paylaşmanın derin üzüntüsüne hep beraber sahil yolunda gark olabiliriz, bu akşam 00:30 suları...

Thursday, March 6, 2008

Driving to Heaven

Tiesto, Driving to Heaven: Trafige her cikis cennetten ya da cehennemeden ayirtilmis bir yer gibi. Kumarin böylesi. Her yolun varilacak noktasina kadar bunun bir son sürüs olabilecegi düsüncesi ile yol almak. Bu "düsünme, cagirma, cekme kendine" tavrindan da sikildim. Bir trend gibi yayilmis bu mikrobik vaka herkesin birbirine tembih, nasihat dersleri vermesine neden oluyor. Isin fenasi bir ara ben de hocaydim o derste. Yani ben sagdan firlayip bana toslayabilecek köpek sahnesi ile gidiyorum motorda... Carpisinca ne olacak? Ona olay mahalinde bakacagiz


***



Bayildigim islerden biri: marketten maksimum yükü motora yüklemek ve onla eve donmek. Hurdacilik günlerine özlemden ya da motorda 3 kisi gidenlere öykünmekten olsa gerek. Bu alanda sahsi rekorum 1 kic alti, 1 canta olmak üzere, bacak arasina 4, sag gidonda ele 1 tane ile toplamda 7 büyük poset dolusu alisverisi 1km tasimak. Sanki tutmasalar o halde Fethiye'ye bile gidebilirim.

Jimmy Scott

sesten bagimsiz bir görüntü.


Wednesday, March 5, 2008

24saat


Telefon caldi, actim. Arayan son 24 saatte bir dizinin ortalarindan hikayeye katilmis birinin sesi: "Bizde sezon 3 var mi" dedi. "Var dedim, eksiksiz." "Bir kopya hazirla istiyorlar. Karsiliginda "24"u alacagiz". 24, Jack Bauer. Uygunsa, müsait aralikta eritilebilir. Detox dedi bayan G. gecen gün bu seanslar icin. Bastan asagi olmasa da soldan saga dogru, 5 harf: Detox. Ruhunu terbiye etmen gerekiyor, zaman zaman kurgu bir alana adim atarak. Filmler, diziler, sinema, tv ekrani ya da perde.

24 icin anlasmadan 24 saat once, Scofield'in serüveninde birinci round geride kaldi. 24 icin anlastiktan 24 saat sonra round iki icin kosarken telefon caldi "Isi bitirmek icin 24 saat süren var"

Sanal ile gercek birbirine karisti, ben Jack Bauer degilim ama 24 saatim var.
"Herkesin götünü kurtarmasi icin son bir 24 saati vardir" - Hamdi "Trofolo" Varol

Hepinizi saten carsaflarda severken, bir aksam üstü...

Monu

Monuye baktigimiz, yemek yiyecegimiz manasina gelmez...

Sunday, March 2, 2008

Foka Vur

Bundan daha embesil bir banner görmedim....

run fast - intifada

t-shirt: "run fast intifada"


unofficial nike t-shirts

$10





Run Fast

Saturday, March 1, 2008

Kir Gönlünün Zincirini


Dün aksam Cuma'nin "Lost" gecesi klasikligi ile bay Storofor'un evinde senkronizasyonu kaymis 405'i 2 saat 45 dakikada izleyip, kafada manyetik alanla eve dönünce uyku tutmadi tabi, tvde hoşbeş türk filmi ariyorum. Gece 03 sonrasi deli bir film kusagi oluyor. Izledigim bazi psikopat Türk filmlerini tekrar tekrar izliyorum. Bazen acaba millet olarak izlemedigimiz Türk filmi var midir diye düsünüyorum. Izlemedigim bir Türk filmi ile karsilasmak beni heyecanlandiriyor. Sokakta yerde para bulmak gibi. Vahi Öz dönemlerinden bir izlenmemis film mesela... Oh!

Neyse Türkmax'de Orhan Gencebay'in "Kir Gölününün Zincirini" diye bir film basladi. Eray Ozbal, Tecavuzcu Coskun ekibini gorunce baliklama daldim bir bardak tonikle filme. Bastan sona ariza bir film ama ben dagildigim sahneyi anlatacagim: Iste Orhan, Mujde (Ar)'ye asik, esas abi olarak şanı şöhreti parayi mali mülkü götürüyor. Yanındaki sığıntı arkadaşı da tüm bunlar olurken arada isyan ediyor, ah müjdeyi ben de yesem, ah bu para şan şöhret hep sende be Orhan diye.. filmin sonunda, ayri asiklar Mujde ile Orhan kavusmus, kukumav kuslari oynarken, uzaktan gelen siginti arkadas Orhan'a 2 el ates edip vurur. Orhan, mujde'nin kollari arasinda yere yigilir. Mujde aglamaya baslar. Siginti kosup "Orhan ölme, yaptim bir esseklik" der. O esnada itiraf eder, "Orhan hersey sende, para sende, kari sende, mal sende, şöhret sende.... Müjde de sende ben de aşıktım ona oysa ki" diyince, Orhan kucaginda yatan Müjde bir anda 7 ceddine kufur edilmiscesine vaziyetini aninda degistirip sigintiya bir tane tokat cakar. Bu ani gelişen tokat filmin en psikopat sahnesidir ki film komple psikopat bir seyirdedir zaten.

Coskun'un havuz basindaki konclu beyaz corabi, converse'li kostümü ve Müjde'nin babasinin Orhan, kiziyla yattiktan sonraki "Kizim ben de birsey oldu sandim" gevrekligi üstümüze iyilik sagliktir. Denk gelirseniz kacmasin... Yemeyin, icmeyin denk getirin ya da.