skip to main |
skip to sidebar
Hersey okulda bize pekistirmeyi ogretmeleri ile basladi. Pekistirmek zorunda kaldiniz, herseyi, tas tamam, güp güzel bir sekilde. Hicbirsey pekismeden duramadi, kalamadi ve hatta yetemedi, kimseye. Durmadan pekistirdik. Pekistirmediklerimize kimse yüz sürmedi. Hergün sevmek zorunda oldugunuzu belirtmek, her gün ne kadar iyi iyi cok iyi insanlarla yasadigimizi paylasmak, ne kadar harika imkanlara sahip oldugunuzu o imkanlarin baslarina güp güp güp güzel kelimeler getirerek, yani pekistirerek anlatmak zorunda kaldiniz, birakildiniz.
Kisaca mi, bütün sorunlar pekistirmek zorunda birakilmakla basladi.
Ot gibi kalamadin, su gibi akamadin. Ya kupkuru ot dediler sana ya da ne sert susun, icilmezsin, bir boka da benzemezsin.
Pekistirme kardesim, birak kalsin öyle.
Benim gibi iflah olmaz kırolar için, altın suyuna batırılmış:
Dore Forever


Nike'i aldatabilecegim yegane adidas serisi, Vintage modeli. Limited Edition.
"Beni sakin aldatma, olur mu?"




Evvelki hafta Haberturk'un kadrolu tarih hocasi görevinde istigal eden Murat Bardakci gecenin cok demli bir saatinde sahane bir abesle istigal edis eyledi. Siir nedir'li giden lafi, siiri tamamen failatün düzlemine, Divan edebiyatina cekip, yakin dönem sairlerine salladi: "Onlara ben sair diyemiyorum. Düz yazi, o da ne canim. Bu yazdiklarina siir mi denir. Hemen yazarim sana bak" diyip birseyler tellendirdi. Hay aksi dedim, İlhan Berk ve Melih Cevdet Anday telefonla baglanabilirler miydi acaba, "senin ben defterini dürerimmmm"
Üç Kez Seni Seviyorum Diye Uyandım
Üç kez seni seviyorum diye uyandım
Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
Bir bulut almış başını gidiyordu görüyordum
Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün
Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum
Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün
Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım
Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim
Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum
Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun

Kopana kadar olan kiyameti anlattiginda her defasinda sasiriyorum yasadiklarina. Hep ayni seyleri nasil yasiyorsun diyorum. Benimkisi takinti diyor. Özünde hersey pek ala o ya da onlarin da idrak edebildigi, yasadigi gibi bir film gibi, su gibi akabiliyor ama hersey benim kurgumdan ibaret. Ben ne istersem o oluyor. Bunun icinde iken, kendim de cok kurulu bir hegomonya oldugunun farkina varamiyorum, her biten filmin salonundan cikan izleyici gibi ben de ayrildigim evleri, bitirdigim ilisikileri dönüp düsünüyorum, tekrar ve tekrar. Cok icerliyorum benden sonra serpilenlere, cok garibime gidiyor egilim degistirenleri görmek. Hepsi birer derstir diyenlerle hep dalga gectigimi sen de biliyorsun diyor. Ben birsey bilmiyorum, seni taniyamadim, taniyamiyorum da, üzülüyorum haline. Ne var halimde diyor. Baksana acik ve net kendin de itiraf ediyorsun bu tutku degil, ask degil, bu sevmek hic degil, sen takintiyi yasiyorsun. Güzel ama takinti diyor. Beni besliyor, ayakta tutuyor. O zaman kullanip atiyorsun. Hayir tam öyle degil, üstelik eger bir kullan-at varsa bu tek tarafli degil ki hayatta, herkes birbirini kullanip atiyor. Düsünsene hayatin bir tencere fabrikasi gibi oldugunu. Ürettim hatti o kadar paramparca ki, tencereleri ve kapaklari senkron üretmiyor. Ayri ayri üretip sonra kiminki hangisinin kapagi diye aranip duruyorlar. Gün de böyle degil mi, soluk da böyle alinmiyor mu, bir eşlenme, eşelenme süreci degil mi tüm bunlar. Tencerelerin yuvarlanip kapaklarinin bulundugunun zannedildigi yerde benimkisi sadece tüm kapaklari cevirip bakmak... Ne ben tencereyim, ne de bana uyan bir kapak yok zaten. Odalarda kapaksizim...

Son seçim sloganını açıkladı:
"Hay batsın bu insanoğlunun sahip olma egosu..."
Adam sinir bozucu şekilde her şeye gülüyordu.
İstisnasız her şeye. Sordular "deli misin nesin". Söyledi: "sadece her şeyin farkındayım"
Ölmekle yaşamak arasında 1 saniye varsa, sorunlar ile çözümler, bunalma ile rahatlama, buhran ile ferah arasında da 1 saniye vardır. Az önce vardı, simdi yok. Az önce yoktu, şimdi var.
Biliyorum cok zor ama, tekrar tekrar düşünerek;
her şeyin arasında sadece 1 saniye var.