Dövdüreceksen - Part 2
Dabe Alan saldirisi devam ediyor..
(via http://www.flickr.com/photos/bearandyeti/4094138335/)
Dabe Alan saldirisi devam ediyor..
(via http://www.flickr.com/photos/bearandyeti/4094138335/)
Kış geldi farkinda misiniz? Artik surata çarpan ruzgar ferahlatmiyor burun deliklerimden girip, kicimin en derin hatlarina kadar vuruyor. Hala tshirtle bindigim kuzuda tir tir titreyerek gidiyorum. Ama bir eldivensiz olmuyor. Kesik parmakli eldivenler, yerini orumcek adam ellerine birakti. Neden cifte almadim diye hayiflaniyorum bu orumceklerden. Oysa ben herseyi iki tane alirim, yedekli calismak iyidir.
Muhsin Okuyucu'nun OK'u, Kozyatagi'nin KO'su: OKKO
Bir memleketin medenilesmesinin ve batililasmasinin arkasinda ben genis, büyük vaha gibi şarküteriler ararim arkadas. Icine girince kendimi kaybedecegim, Sudan salamindan, Etiyopya pirincine kadar Dünya'nin envai cesit lezzetini bulayim, hepsiyle mükellef bir sofra kurabileyim diye. Paris'in Le Grande Epicerie'sinden olsun demiyorum ama su koca sehirde adam gibi sarküteriler olsun artik. Cok mu sey istiyoruz devletten. Devletten istemeyip adina semtin ilk harfini verecek kadar Kozyatagi ile gonulbagli Muhsin Bey kurmus 1994'de Okko'yu ama meshurlugu post-2000'lere rastliyor. Once Ulus, sonra Astoria subeleri namina nam salmis.
Birkac kez ne kadar medeni bir ülke olmusuz onu denetliyeyim diye Ulus'taki subesini tavaf etmisligim var. Bir sarkuteri yani bizim bekledigimiz olculerde bir sarküteriden ziyade "parayi bol bulunca sürecegi baldir bugün sakat sacacagim sarkuteri burada ama" gibi olmus burasi. 15 dakikada maasi birakip cikmis, ustune bir de eve servisleriyle birakilmistim. Marketten eve beles geldigime mi sevineyim, o zamana kadar ki yedigim en pahali dana nuara mi bilemedim. "Ama biz ozel usullerde firinliyoruz". Milleti o kadar kaziklamaya gerek yoktu. Tüm subeleri kapatip ortaliktan topuklamislar. Gecmis olsun, Okko yenilince biz de yenilmis sayildik.
Dün gece Valencia formasi ile Ali Sami Yen çimlerindeydim. Rakibi hatirlamiyorum ama mac sonunda Barcelona tshirtlu bir firm, diger kale arkasinda bekleyen Ingilizleri pataklamak icin sabirsizlaniyorlardi. Takimda Carboni var miydi emin degilm, sadece oyun boyunca frikikten bir gol atmanin pesindeydim. Eski Acik tarafindaki kaleye dogru bir frikik kullaniyorum sol içle, zimba gibi uzak kose dibine vuruyorum gol oluyor. Dönüyorum Numarali'ya kollarimi kaldiriyorum, tribunde bugüne kadar ASY'de gördügüm ne kadar sima varsa hepsini tek tek görüyorum. Film seridi gibi gecmekten cok tek kareye sigmis kafalar gibi. Bu kadar huzurla uyandigimi hatirlamiyorum. Pazar aksam bitmesin dedigimiz Lyon-Marseille maci gibiydi rüya, uyanmak istemedim. Kostukca kossam, vurdukca gol olsa. Ikinci golü hatirlamiyorum. Ilk cayla birlikte PlayStation'i actim, Valencia'yi alip PES'te birine gol atmam lazim.
Mactan sonra arabada:
- Ne kadar verirler ki bunlar transfer ücreti sana?
Ufakken kaykayla Bebek yokusundan kaysak asagida nasil dururuz diye kafa patlatirdik. Kaysak kismini halletmistik sanki de sonunu dusunuyorduk.
Oysa sonunu düsünen, eet kahraman olamaz ama mundar olur, olabilir.
Sister Nancy photo by Jared Zillig
PlayStation3'te "Skate"e sardim. Demosunu kurcaliyorum ve oyunun full versiyonunu almaya karar verdim. Bebek Yokusu kadar olmasa da anilari tazelemeye ihtiyacim varmis. Zaten unutmak demistim ya...
Bu esnada Sister Nancy sürekli calsin arkada.
Unutmakla problemim var. Unutmamam gereken seyleri unutuyor, unutmam gereken seyleri unutamiyorum. Hersey arapsacina dönüsüyor, bazen icinden cikilmaz bir hal aliyor.
Bazi seyleri yazmazsam unutuyorum. Bu yüzden kirtasiyelerin defter-kagit koridorlarinda saatlerce dolasiyor, kucakla defter-kagit-kalem alip cikiyor, calisma masasinin üstünü defterlerle kapliyorum. Hepsine ayri ayri notlar yazip, sonlari onlari temize cekmek icin baska bir güzel defter aliyorum. Yazmazsam kötü oluyor, yazmak zorundayim, aklima gelen herseyi.
morningglory.co.kr