Monday, March 29, 2010

Reputasyon

"Vakıf kur vergiden düşersin"le büyüyen bir toplumun fertleri sosyal yardımlaşma faaliyetine girince şüphe duyulmaz mı? Her şey ya reputasyon içinse?

Ah gerçeklik, vah gerçeklik, çamura bulanmış cılız gerçeklik.

En sevdiğim şey tivide bütün gece reklam izleyen bir ulusun, herhangi bir eylemi "reklam yapmak"la yaftalamasidir. Ve kaldı ki her iki kişiden biri bu ülkede reklamcı, reklam yazarı, yönetmen, kompetan, guru ve uzmandır.

Kartvizitinde isminin altına "ne yazsam"cılık her daim rövaçtadır, sevilir.

Sosyal Yardımlaşma Organizator Başkan Yardımcısı Uzmanı


***

Olasılık hesabı, biliyorum iyi birşey değil-dir...
Dostlar duyarli görsün'den iyidir, ama.

Shutter Island

Sence hangisi daha kötü olurdu?
Canavar olarak yaşamak mı...
...yoksa iyi bir insan olarak ölmek mi?


Yönetmen: Martin Scorsese
Senaryo: Laeta Kalogridis , Dennis Lehane (Eser)
Görüntü Yönetmeni: Robert Richardson
Oyuncular
Leonardo DiCaprio (Teddy Daniels) , Mark Ruffalo (Chuck Aule) , Ben Kingsley (Dr. John Cawley) , Michelle Williams (Dolores Chanal) , Max von Sydow (Dr. Jeremiah Naehring) , Jackie Earle Haley (George Noyce) , Emily Mortimer (Rachel Solando)

Saturday, March 27, 2010

Kırdan Kente

Devrim kirdan kente olur...
Olursa böyle olur.

4 Ekmekli Adam


Ayin son Cuma'sinin rutin futbol sohbetleri icin Odakule onundeyim. Geciktim, cocuklar mac izlemeye bir yere gecmisler. Bir kahve alip biraz dikildim, turladim, sonra kenara bir yere yaslandim. Etraftaki wi-fi hotspot'lari taradim. Beyoglu Belediyesi'ninki free imis. Kullanmak istedim. Logluyoruz sizi, bize bilgilerinizi verin ekrani cikti. "Pışşık" dedim. Elinde bir posette 4 ekmegi bir adam yaklasti. Yanimdaki demirlere torbayi asip "Selam efendim" dedi. Selamlar dedim.

- Hava soguk
- Eet, ama guzel hos bir soguk, los bir soguk

Cebinden sigara pakedini cikartmaya calisirken "Hastalikli tutkularinizi birakin, salin, serbest kalsinlar " dedi. Ben oyle anladim. Sigaraya olan bagimliligini icerek, rahat rahat tüttürerek salmaktan bahseden ve dahasi daha ilk dakikada patlattigi aforizmadan "adamimi buldum" dedim.

"Ne guzel soyledin" dedim "Tutku hastalik haline gelmisse, salip birakmak lazim.. akisina.. su yolunu bulmuyor mu zaten". Tutuklular dedi ne istiyorlar, biraksinlar onlari da ama utopya pesindeler, sosyalizme inanmiyorum dedi. Bir saniye ben yanlis anladim dedim.

Galatasaray'dan geliyordu. Meydanda hasta tutuklu yakinlarinin tutuklularin serbest birakilmasina dair eyleminden bahsediyor. "Hastalikli tutkular" anladim ben cok pardon dedim, ama o da guzeldi. "Bunlar da bir tür tutkulu iste. Ona inanmislar.. Ama ah be abi devrim mi kaldi devrimci mi kaldi. Sosyalizm mi kaldi" dedi. Zaman bu kalmaz, degisir, donusur. Uzerine boza kivamina gelen beynime ardi ardina bir komunizm bitti gitti tiradi. "Cok propagandif konusuyorsun" dedim. Ben inanmiyorum bu kadar buyuk yiginlarda sosyalizm yasanabilecegini, Rusya yapamadi iste. Kabile gibi, birbirini taniyan birbirine benzeyen daha ufak olcekli yerlerde belki bu sistemde yasanir ama burada yasanmaz. "Boyle kaypakligin karakteristik ozellige donustugu bir toplumda bu kadar dirayet gerektiren rejimler tabi tutmaz. Cografyanin mayasinda yok.. Sürülük var; yoneten ve yonetilmeye dunden razi olanlar"

Ne is yapiyorsun dedi, "Internetlerle ugrasiyorum" dedim. Sen diye sorunca: "Cok dusundum tasindim, herseye girdim ciktim, karar verdim, hicbirsey yapmamaya.. hicbirsey yapmiyorum" dedi. Belki de en guzelini sen yapiyorsun dedim. Saclari da kestirdim ama sapkayi cikaramiyorum dedi. Niye neyden cekiniyorsun ki dedim, bilmiyorum uzayincaya kadar takiyorum. Cikar, cok da yakisikli cocuksun, bak pufur pufur, yasasin keller.


Telefon caldi, cocuklarin yerini ogrendim. Ekmek posetini astigi yerden alan dostum "Haydi gorusuruz" diyerek uzaklasti. Belki bir daha, Odakule'de...

Thursday, March 25, 2010

Masal

Aslinda hepimiz cok guzel bir masal dinlemek isteriz.
Bir hayat ne zaman güzeldir bilir misiniz; bir masali oldugu zaman...
Anlatacak bir masal, yasanacak bir masal ve dinlenecek bir masal.

Sunday, March 21, 2010

Dear John



Şair bu dizelerinde bize "mektup yazin" diyor...

Keko



Keko Çiçek
, Elazig depreminden sag kurtuldu.
Galatasaray, Keko'yu alip Trabzon'a gitti.
Yasasin Keko!

Friday, March 19, 2010

Taksi Günlükleri #003


Sabah doktora odaya geldiginde ayaklarim ortunun altindan disari uzanmis, yari baygin uyukluyordum. Tanimadigim birinin evinde uyuya kalmis, ev de sahipleri tarafindan baskina ugramis, tamamen "bu saniye buradan acilen kacip gitmeliyim" ruh hali. Ortu kenarindan gozu uzattim, o bilindik sahne: Bir pansuman ekipmani arabasi, basinda bir hemsire ve eldivenleri gecirmis operasyon halindeki doktor. Tam kafayi ceviremiyor, sesini duyuyor, sesinden de doktorun tipini tahmin etmeye calisiyorum. Ufakliktan beri oynadigim bir oyun. Otobuslerde arkadan sesi gelen insanlarin tiplerini tahmin etmeye calisir, donup bakinca bulursam, yaklasirsam gol atinca tellere kosan futbolcu kadar seviniyordum. Doktorun tipi tutmadi. Acilen toparlanip odadan ciktim. Aksamki adami arayip "arac ayarlayamayacak kadar" bitkin hissediyordum kendimi. Kapidaki ilk taksiye isaret yaptim. "Bir'den mi gideyim, İki'den mi" dedi. En cevabini bilemedigim soru. "Bir'den" diye yanit verdim bu alaca bulaca kazakli janti-delikanli kardese. Gözleri fildir fildir etrafi kesen göz rot balansi kaymis sofor... Kopruye dogru trafik sıkıştı, sağdan bir Mini yanaştı. Sofor kendini kadin soforun gormesini o kadar istedi ki, atmadigi salvo kalmadi. "O sana bakmaz" diyemedim, diyemeden eli telefona sarildi. "Tatlim nasilsin" dedi. Ruhu daraldi, sevgilisini aradi derken, karisi cikti: "Cocuklara yeni birseyler al da bu hafta studyo cekimi yaptiralim" dedi. Baska olmasa da bu zaman icin yeni bir dünya ile karsilastim. Bizi de ufakken fotograf studyosuna fotograf cektirmeye gotururlerdi. O zamanlar hersey analogda ve fotograflar fotograf kagitlarinda icra edilirdi. Aklim Kurtulus'ta Hakki Abi'nin dukkanina gitti. Ozenle giydirilmis cocuklar ve kompozisyonlu fotograflar. Saclarim kivircik ve uzun, ay seklindeki bir hasir buyukce koltugun uzerinde ayakta duruyorum, suratimda tebessüm. Sofore omuz uzerinden uzanip diyecektim: O fotograflari sonra günün birinde yirtmak zorunda kalma...

Taksi Günlükleri #002



Hastane kokusu diye birsey var. Her hastanede ayniysa bu koku, "hastane kokusu" diye birseyin uretilip hastanelere sikilmadigi ve bunun insanlar uzerinde %80 tansiyonu dusurme ve insanin kendini kotu hissetmesine yol acan bir esans olmadigini kim iddia edebilir? Alisveris merkezlerinde insanlari tuketime iteleyen kokular yerlestirmek gibi. Gece 03 gibiydi, attim kendimi refakat odasindan. Kapidan cikana kadar tansiyonum dustu. Kapidaki ilk taksiciye "Lutfen beni iyi corba icecegim bir yere götürür müsünüz" dedim. Sofor dusundu tasindi, elindeki bas konus'undan ekibi aradi. Yakinlarda iyi corbaci neresi var dedi. Bir tanesi Cengelköy dedi, bizse Göztepe Medical Park'tayiz. "Cengelköy'e gideceksek, Apik'e gidelim" demedim. Neyse ki yine ben verdim rotayi "Kiziltoprak" dedim. Zaten "Emmi" de oradaymis. Bir sokak, sonraki sokak, geri dön derken güc bela yeri bulduk. Otantik ve Zeugmatik. Duvarlarda garip Antep gravürleri. "Hanci bana bir corba" diyebilirsin, öyle hissetmek istersen diyebilirsin. Bizim kendimizi nasil hissettigimiz zaten hep dediklerimizle alakali degil mi. Agzimizdan ne cikarsa ona göre egilip, bükülürüz. Roka yigildi, mercimek geldi. Corba gecer oyu aldi. Sofor birakirken "Beni ararsan tekrar gelip alirim, ayni paraya" dedi. Garip muhabbetlere, garip insanlara ezelden beri takiliyorum. Kalkasim gelmedi, bir corba daha, bir corba daha derken, bitirimi, fönlüsü, alemden cikani, daltonlusu, sessizi, hirlisi, hirsizi... Herkes birsey anlatiyor. Kafasi güzelken insanlar hic mi sacmalamadan duramazlar ve bizim guzel insanimiz dukkan esrafi ile gedikli müsteri oyunu oynamayi ne cok sever. Fenalik geldi, benden once masasindan kalkan adam cikis kapisini bulamadi. Cunku icerden tum kapilar disari aciliyor gibi, ona da soylemistim butun yollar sana cikiyor gibi. Garson ekipasyonu topluca biyikaltindan güldü, bense gizlemek geregi bile duymadim. Tatli sarhos, cakir keyif.. Aradim, "kos yetis gel al beni bana burasi da basti" dedim. Yine sonraki sokaktan cikti sofor, yanlis girmis. Kafa kafaya karsi yonden gelen arabaya cakacakti, uzaktan seyrettim. Onumde de frenli mrenli fiyakali durdu. Daha hastanenin onunden binerken 5 dakkalik yolda bana kisa film senaryosu anlatti. Niye bu yakinlik bilemiyorum. 35 lik bir arkadaslari, "bekarmis" bugune kadar, ilk defa bir kadinla aralarini yapiyorlarmis, ben de onun uzerine gelmisim, cikmisim hastaneden.. Yani film cekiliyormus, akillari orada. Ben arada bir git - bir gel ile girince, "araya parca giren" filme dondu is. O yuzden donus 5 yerine 2 dakikada oldu. "Ne bos oluyor bu yakada yollar dedim bu saatte".. Orali bile olmadi. Hastaneye geldik, yolda 2 cevirmeden tiris gectik, inerken: "Sabah arac lazim olursa ara, ben sana arac ayarlarim" dedi. Tesekkur ettim, belki sabah arac kalmayabilirdi sehirde. Kaydettigim telini sakliyorum, o yöreye düsersem bir daha, filmin sonunu soracagim.

Tuesday, March 16, 2010

Balıkçı Sabahattin



Cumartesi aksam, cocuklar, masa, güzel masa, giriste güzel insanlar, blog, ayse, minimuzikhol tayfasi, mersenne, leyla leyla, kalabalik, los, cadir, isik, sicak, torik soyada, levrek marin, fener kavurma, midyeli pilav, azar azar, raki buz bol, likir likir, sohbet, raki, kikir kikir, konular, mevzular, vakalar, karides tava, kalamar izgara, güvecte müvecte, rakilar, rakilar, memleket kurtarma, kürt meselesi, Galatasaray, futbol, nostalji, kadinlar, fikir ayriliklari, asabiyet, gerginlik, biraz anadoludan gorunum, biraz siyaset meydani, arka masa ön masa, garson, bardak, pecete, meyve, dondurmali irmik, Cankurtaran, taksi, Erol Tas'in kahvesi, Ahirkapi Balikcisi, sözler, sözler, sözler...

Tek derdimiz hafizamiz. Bir onu maglup edemiyoruz.

Seyit Hasan Kuyu Sok.
No:1 Cankurtaran - Eminönü / İSTANBUL
Telefon: +90 (212) 458 18 24

(Rezervasyonsuz gitmeyiniz, kiciniza icmeyiniz)