self-esteem: maça 45 dakika kala çıkıp gittim. maçtan sonra çay içmek için oturduğum yere iki taraftar geldi yanıma oturdular. ntvspor'dan maç arkasını takip ediyordum, laf attı Rıdvan ne diyor dedi. Dinlediklerimi söyledim. Maçtan laf açıldı, kaybettik. İlk kez kaybetmişler geldikleri bir maçta. Nerden geliyorsunuz dedim. Düzce'den dediler. Cumartesi gelmek de zormuş. Mesai olduğu için. Ne iş yapıyorsunuz dedim. Otobüs şirketinde muhasebe ile uğraşıyorlarmış. Küçük olan pek konuşmadı. Bana döndü, 18:15'de çıktınız evden ha dedi, evet dedim. Biz 11:00'de çıktık dedi, güldü. Erken girmişler maça. Hep saygı duydum bu insanlara ve mesafe gözetmeksizin sevmelere... mesafe ve sevmek hep zordur.
Bazen doğal yollardan, bazen kurguyla da olsa, sonuçlarını görmek için
kimi olayların; bazen beklemek, bazen sabretmek, bazen salıvermek,
olduğu yerde patlatmak, yıkmak, bazen bozmak ve paralamak gerekiyor.
Sonuçları ne olursa olsun, ne kaybedeceksen kaybet. Ne kadar sürecekse,
sürsün. Gerçeği ve özü görmek kadar önemli bir şey yok hayatta. Hakikat, tek istediğim.
Tüm defolar ortaya çıktı.
Bütün pullar döküldü.
Güzel tüm hikayeler boka döndü.
İnandığın her şey çukura düştü.
Güveneceğin hiçkimse kalmadı.
Tükendikçe tükendi, azalarak bitti.
Yokoldu, gitti, bitti.
Son.
"Ona kötü denebilecek bir söz söyledim. Takıldı ve birkaç kez tekrar etti. Kötü olabileceğine, kötü denebileceğinin farkına o zaman vardım. Bu sözü onu kırmak ister gibi bir niyetle mi, yoksa bunu neden yaptığını insana sorgulatır bir kafa karmaşıklığında mı söyledim bilmiyorum. Karar veremiyorum. O söz, şimdi silinemeyecek kadar bellekte. Bazen bir söz, herşeyi yerle bir edecek kudrette. Sen bir şeyleri içinden çekip çıkarıyor sanarken, aslında olan biten her şeyi gömüyorsun, farkında olamıyorsun.
Büyük bir işçilikle bezemiştim oysa sanki bu yolu. Yapmak ömür alır, yıkmak bir saniye hiç beylik olamayacak kadar gerçek artık."
Her bir karakterinde kendinden birşeyler bulabileceğin, onlarla derdest olabileceğin, savrulup paramparça hale geleceğin, başından kalkamayacağın bir hikaye. Biraz senin hikayen, biraz izlediğin hayatların. Bizi tokatlayan her şeyi sevmek gibi kötü bir huyumuz var. Kendimize getirdiği için mi, ağzımıza sıçtığı için mi? Bunun bir melodisi olur mu peki? Olmuş.
Hayatta bazı şeyler ısrarla olmuyorsa, ısrar ediyorsun ve olmuyorsa, onca zamana rağmen olmuyorsa, onca çabaya rağmen olmuyorsa; hayat sana bırak diyor da sen farkında değilsin sanki. Bırak evladım, bırak. Olmuyor.
Ben her gece ölüyorum, ertesi gün doğabilmek için. Ve tüm yaralarımı sadece müzikle sarabiliyorum. En gerçekçi onlarla dökülüp saçılabiliyor, neyim varsa boca edebiliyorum. Olmasalardı, olmazdım. (A'Park'ta 2.5 saat kıpırmadan)