Tuesday, March 16, 2010
Monday, March 15, 2010
Sunday, March 14, 2010
Un Prophete (Peygamber)
Güç kaybolmaz sadece saf değiştirir.
Güç depolanmaz, varken kullan, varsa kullan....
- Malik Djebena'nın ağzındaki jilet ve kanama
- Noel Baba şapkası takan Müslümanlar
- Geyiklerin yola atlaması ve çarpışma
- Başka bir evrene, dünya dışına gidip-gelmeler (uyuşturucu)
- Ryad'in geçici zevk ve sefası
- Cesar Luciani: Tanrı!
- Marcaggi'nin zırhlı arabadan indirilmesi
- Oku! Allah'ın adıyla oku!
***
Herşeyden ve herkesten kaçabilirsin. Kanserden asla...
Huzur içinde uyu Ryad!
Sahtiyan
1.
zaplar taşar dersim koyaklarından
selleri kadife uçları mermi
ve günahına emanet edilmiş çocukların
adağıdır mermi çekirdekleri
2.
hangi izini sürecek şimdi bu dolaşık kimlik?
feodal, ince bir dal gibi
bıyıklarıma tırmanan
kendine tutkun göllerin o yaman geyiği
gizinin ormanına vardıkça
bize kendini aralayan
avlardan, avcılardan artakalan sahtiyan
açıklar tarihin kefenlenmiş gizini, bundandır seyrekliği
geçer devran, geçer günler, geçer ömür elbet
dağa çıkmış bir şairim ben
ah! kimsenin görmediği
3.
gözlerim, o demir ayazı
eski söylencelerin kutlu demircileri
masalımın lanetiyle dövmüşler gözlerimin rengini
bin ırmakla su vermişler, buza kesmiş,
bir ayaz gibi, kelepçelemiş kendine ateşini
gözlerim, şimdi kör dinlemesi
bu yüzden bakışlarımda süreğen o anlam gerginliği
gözlerimin seyrekliği nefti
boynumdaki hamayılla birlikte, kanayan bir yaz ikindisi
on yıldan beri
dövmegüllerle alnıma nişan düşüren o aşiret töresi
tarihin önünde huzura çıkar sual eder hüviyetini
yüreğim kar altındadır
cehennemler göçebe
ve bedenim, o sınır iklimi
gün gelir açıklar kendini
zaten kim yazabilir ki sanayileşmekte olan bir toplumun bütün cehennemini
doğru okunmuşsa kitaplar -bir hayat, 'çok kişi' yaşanmışsa,
artık her çelişkide bir dram güzelliği, bir ağıttan silkinen tragedya inceliği, bir yanımda o yaman geyik -ormansız gezdiremediğim-,
sonra mürekkep karanlığı -yazarken yalnızlığım-,
tenimde buram buram sahtiyan -artakalan avlardan, avcılardan-
ve kaşımın tetiğinde titreşip duran nişan
-mm-
Thursday, March 11, 2010
Corey Haim & Köfteci Ahmet
Pazartesi günü sehre camur yagmis ya da twit mesajlarindan anladigimiz kadari ile "turuncu bir toz bulutu" cokmus, sehir kirmizi olmus. O esnada Eskisehir'e dogru yola cikmis, basimiza geleceklerden bihaberdik. 24 saat icinde Istanbul'a geri donduk. Uzerine ortmedigim motoru bugun bir kontol edeyim dedim. Motor uzerine kocaman bir hayvan diskisi birakilmis gibiydi. Yikamaya goturdum. Her zamanki yere, Ucaksavar Cengiztopel'deki yikamaciya. Daha girerken dikkatimi cekti, köfteci Ahmet'in baraka-koftecisi yoktu. Yerinde yeller esiyor. Motor bir sudan gecti, sabunlandi, bir su daha, bir su daha anca arindi toz bulutundan. Kurulama, cilaya cekti cocuk. Dayanamadim, gelecek cevabi tahmin ede ede "Ahmet abi nerde, kofte ocagi ne oldu" diye sordum. "Haberiniz yok mu" dedi.. "Neyden haberim yok mu" dedim.. "Ahmet abi'yi kaybettik". 2 yildir kemoterapi gordugu, sonunda da bir ara bana "Kurtuldum, temizlendim" dedigi bir kanser mücadelesi yasamisti. Ben artik kurtulduguna inanmistim. Yüzünün ici gülüyordu.
Oyle degilmis, bitmemis, ama Ahmet abi bitmis. Tükenmis.
"Kurtulduguna inanmak"
***
Eve geldim. Vigo'nun twitter mesajini gordum: "Rip Corey Haim".
Corey Haim'i ben 80'lerden Blue Jean dergisinin 2 ayda 1 verdigi stickerlerindan hatirliyorum. Bir de suphesiz efsane film The Lost Boys'dan.
Neden sevdigimizi bilmedigimiz insanlari kaybettigimizde neden bu kadar fazla üzüldügümüzü biliyorum: "Başkasının acısını hiçbir zaman hissedemezsin.
Yalnızca ölümlerini hissedersin."
Vespa #33
DurmusCetinAkman yollamis. Berlin'den.
Feci kitsch olsa da, tam bir flower-power Vespa'si.
Durmus'un da dedigi gibi ancak "süs" olur bu.
Sunday, March 7, 2010
Sanal mı Gerçek mi: Anonimite Devri Bitti!
Bu hayatin miladi 95 sonlari diye biliyorum. 96 senesinde Selpak'ta staj yaparken "bu endüstri muhendisligi beni kesmeyecek" diye dusunup mesaiden sonra sirkette kalip web sayfasi tasarlamaya calismamin beni cikaracagi yoldan bihaberdim. Sabah 05'e kadar sirkette kalir, internette herseyin altin ustune getirir, kaydetmem gereken seyleri disketlere kaydeder, taksiye atlar eve gelir evdeki pcye bosaltir, dusu alip 08'deki mesaide yeniden sirkette masamin basinda olurdum. Toyluk iste, enerji alabildigine yogun. Uyumadan hafta boyu tutundugumu dün gibi hatirliyorum. Bir süre sonra bunye kaldiramaz oldu. Bolum patronu callback yapmayi da ogretti. Insani saatlerde eve gelip, sirketteki networke baglanip callback ile kendi modemimi arattirip sirket uzerinden internete cikardim. Internet pahali birseydi ve daha dial-up ile fahis faturalar odeme donemi baslamamisti. Gece 00'sularinda patron arar "bagli misin cik ben girecegim" der, beni hattan firlatirdi. 16bit jpglere omur baglanan, gezdigim her web sayfasini teleportladigim uykusuz geceler. Bugun fiber optikler uzerinden hayatimi idame ettirecek isi uretebiliyorsam, butun temelini aslinda o gunlerde attim. Uyumadan, ogrenmeye calisilabilecek herseye kulak kesilerek. Bunu niye anlatiyorum, lafi suraya getirecegimden, daha o zamanlar bu evrene "sanal" denilerek bunu kapi disarisindaki hayattan ayirma, paralel bir evren gibi dusunme bicimi hakimdi hayata. Oyle ye baska isimler kullanirdik, kim oldugumuzun onemi yoktu, anonimite bir sekilde onemliydi. Kimseye nerde ne yedigimizi, nerede uyudugumuzu, ne ictigimizi soylemekle sorumlu degildik. Zaten kullanici bilincinin ortak algisi uc asagi bes yukari böyle sekillenmekteydi. Bugun gelinen noktanin kivrimlarinda "ismi-cismi" ile varolmanin bir tür herkesin kendini "marka" zannetmesi ya da "kariyer planlamasinin ilk adimi" sanilmasi isini o zamandan kurgulayanlar da yok degildi. Bunlarla ya da otekilerle, otekilestirdiklerimizle gece gunduz konusur, birbirimize hikayelerimizi anlatirdik. Bu baglanma hali sonra "gercek hayati esir aldi". Aliskanliklar, zaman planlamalari, egilimler degisti. Görece bu degisime muhafazakar bakanlarin, duranlarin bugun o zamankinden daha kati sekilde "baglanmis" oldugunu görünce sadece tebessüm edebiliyorum. "Sanal" diye asagilanan, alt bir hayat, asagida bir yasam formu olarak dudak bükülen bu kablolarla donandigimiz halin bugun daha fenasi kablosuz olarak her statüden insanin hayatini yonetir duruma gelmis halde. Ama biz ya da bazilari, ya da birileri "sanal" ve "gercek ayrimi yapmaktan hala ve hala kendilerini alamiyoruz/lar. Oysa bana göre hayat bundan 15 sene once de gercekti, suanda bu dinamikleri ile de gercek.
***
Sosyal ağların artması, dikine enine her konuda bir sosyal ağın üremesi ile beraber bu mecraların bir yönüyle iş, bir yönüyle hayat içinde konumlanma alanlarına dönüşmesi ve özellikle Facebook sonrası kendini tanımlama biçeminin artik bir handle-name (nick) üzerinden değil direkt nüfüs cuzdaninizdaki ad üzerinden yapilmaya baslandigi bir dönemde internetin ilk zamanlarindaki "anonimite" hali artik kalmadi. Yok denecek kadar azaldi. Cunku artik "kendince" herkes herkesi taniyor, tanimak istiyor ve hayati yasayis sekillerini artik bu "sanal" hayat belirliyor. Gezdigimiz, dolastigimiz yerleri an be an twittliyor, lokasyon bazli servislerden yayinliyor, yedigimiz yemegi aninda notluyor, 1 saat icinde kendimize sehrin filanca kahvesinde bulusacak yeni arkadaslar edinebiliyoruz.
Zamanin devinimi bunu yönlendirirken insanoglunun bunu bir hatla ayirip gercek degilmis gibi yapmasi ve sanmak istedigi bir alan icine sikistirmaya calismasi kendi trajedisi olsa gerek. Yine de anonimitenin internetin en korunmasi gereken niteligi oldugunu savunuyorum. Ne söylendigi, nasil söylendigi ve ne mana tasidigina bakamayanlarin 15 yil once de bugun de bundan sonrasinda da takilacagi sey elbette isimler-cisimler olarak kalacaktir. Takilmaya luzum yok.
Unutmadan, benim adim Zoban. Zoban Ra. John Doe gibi. Ne önemi varsa.
Saturday, March 6, 2010
Thursday, March 4, 2010
Harry & Tonto
"Başkasının acısını hiçbir zaman hissedemezsin.
Yalnızca ölümlerini hissedersin."
Bilirsin, Tonto,
ben çok gençken...
bütün ülkeyi dolaşmayı düşünürdüm.
Gerçi hiç gerçekleştiremedim.
Annie ile tanıştım, ve o kadar.
Çocuklar, aile, iş.
Annie'nin hatası değildi.
Yok, iyi zamanlarımız oldu.
Ama, bilirsin, belki-
belki yeteri kadar...
zaman ya da para olmadığını düşündüm.
Ve diğer yönden, aslında vardı.
Gerçi iyi zamanlarımız oldu.
İyi zamanlar
Saranac Gölü, Cape Cod-
güzel yazlar.
Annie yüzmeye bayılırdı.
Benden iyi yüzerdi.
Güçlü kulaçlar.
İnsanlar o kadar ufak birinin...
suyu nasıl yardığını merak ederlerdi.
Harikaydı.
Sana bir şey diyeyim, Tonto.
Acıdan çok korkarım.
Uzun süre acı çekmektense...
şöyle... çabucak gitmek isterdim.
Ah, Annie çok acı çekti.
Acı çekme kısmı, ölümden beterdi.
Sabah onu öyle görmekten korkardım.
O hiç şikayet etmedi.
Asla.
Bu benim özelliğimdi.
Wednesday, March 3, 2010
Subscribe to:
Posts (Atom)








