Showing posts with label business. Show all posts
Showing posts with label business. Show all posts

Friday, September 10, 2010

Simona La Mantia

Rai-Sports'da sabaha kadar Notturna di Milano 2010'u izledim.
Kendisi yüzünden. Arkadaş atliyor...

"Simona La Mantia" from Casa Decker on Vimeo.

Friday, January 23, 2009

Sev, Söv, Arpacık: Hey Ofisboy!

043

Ya seveceksin ya söveceksin bu hayatta. Ortada kalani kurtlar kapar, kuzular meler.
Gayrettepe'de iki otubus arasinda kalip avaz avaz bagirmistim: Kurtarin beni...

Yil kac hatirlamam lazim, 89 yazi olabilir. Bir tercumanlik burosunda calisiyorum Zincirlikuyu'da, ilk isim sanirim. Yazi degerlendirme vaziyetleri. Cok koymus bana. Her yaz agaclara dalmali, eve gec gelmeli, tum gun futbol turnuvalari cevirmeli batak bir serseri hayat var. Yani kendimizi sokak cocugu zannediyoruz. Kizlara müstesna kurlar, cekirdek yerken herkesin sustugu garip aksamlar. Paket paket cekirdek bitmeden koloniye hareket gelmiyor. Gece saklambaclari, japon elmasi, daha o günlerde marka savaslari. Yazlar tukenmis iste, o yaz is tutuyorum Zincir'de. Kuzenin cok yakin dostu eski reklamci, metin yazari Nese abla'nin yaninda ofisin telefonlarina bakiyorum. Cevirileri goturup teslim ediyorum ya da gidip ceviriye gelecek evraklari teslim aliyorum. Geze dolasa degil, kostura kostura geri geliyorum her gittigim yerden. Mavi kartim var, otobusten otobuse sekerek yasiyorum. Hayatim ekseri Zkuyu, Taksim, Maslak arasinda geciyor. Arada Topkapi gibi ucubik yerlere gidiyorum. Hic suricinden gecip, arkalarda fabriklarin oldugu karanlik yerlere gitmemistim o zamanlar. Bir ilac fabrikasina giderken ve donerken korktugumu animsiyorum. Haftasonlari ofiste dil kurslari oluyordu. Ufak cocuklara ingilizce dersi veren bir ingiliz kadin var. Bu kadin bana cokca, mahallede arka apartmanda oturan donemin Cakma Tanju'su Emrah'in bahceye attigi playboylardaki kadinlari animsatiyordu. Olsun saygida kusur etmiyordum. Ders aralarinda bir ufak servis arabasina meyve sulari ve biskuvileri hazirlayip cocuklara servis ediyordum. Ders bittikten sonra ofis bana kaliyordu hafta sonlari, cumartesi koca bir ogleden sonra kocaman bir ofis. Mutlaka ofiste belli yerlere birakilmis paralar oluyordu, bozuk ya da degil. Bununla sinandigimi dusunuyordum, sonraki yillar is hayatinda benzer taktigi uygulayanlari gordugumden biliyorum. Calisan guveni test etme. Komik birseydi ama en bilinen taktiklerden biriydi. Degil elimi surmek, konulan yerdeki istifini bozmamak icin yanindan bile gecmiyordum, gormuyordum bu paralarin. Mutfakta herseyin kontrolu bana aitti, bulasik, cocuklara servis edilecek seylerin alisverisi, buzdolabinin duzeni ve Nese hanimin türk kahveleri. Turk kahvesi yapmayi ve nasil servis edilmesi gerektigini orada ogrendim. Cop kutusunu bosaltinca bosalan kutuya gazete kagidi kaplayip yerine konulmasini goren Nese ablanin evdekilere yolladigi mesaj is hayatimda kazandigim ilk tebrikti. Benim icin olagan, insanlik icin buyuk bir hareketmis cop kutusunu kaplamak. Oysa cop torbasi ve gazete ile her zaman icini kaplamayi ogrenmistim evde. Cop kutusuna direkt cop atilmaz icine ciplakken. Sonra elektrik supurgesi. 2 sinifi ve tum ofisi bastan asagi elektrikleme, haftada bir kere. Yorucu ama elektrik supurgesi kullanmayi ogreten tiptendi. Oglenleri solugu Kore Sehitleri'ndeki lezzetli tostlar ve patates kizartmasi yapan bufede aliyordum. Bazen de ofise siparis ediyordum. Kendimi ofis icin onemli zannediyordum. Yaz bitti mahalleye kesin donus yaptim, okullar acilacakti. Bizim cocuklara baska türlü bakmaya basladim, ben calisirken onlar yine elmaya daliyorlar, top tepiyorlardi. Dunyam degismisti.

Birkac yaz sonra cop kutusunun daha derinlerine girilecekti, elbette haberim yoktu...

Thursday, September 11, 2008

İş Toplantısı







iş toplantilari çiş toplantılarına dönmese,
değişmek ve dönüşmek ve "konsept" dememiz gerekmese.
çayı dökmesek, kartvizitler imha olsa, güzel kadınlar toplantılara katılmasa

Friday, July 25, 2008

Bağımsız Çalışanlar İçin Ofis Çözümleri


95'den beri dönem dönem kismen bir sirkete bagli, kismen tamamen bagimsiz islerle istigal ediyorum. Freelancer olarak calismanin en buyuk arizalarindan biri bir ofise sahip ol(a)mamak ya da olmayi tercih etmemek (what a corporate identity). Home-office tabir edilen ve son yillarda gittikce yayginlasan calisma sekli, turlu dezavantajlara sahip olsa da artik cogu kisinin aklini celen ve "bigboss" baskisindan kacanlarin siginagi haline geldi. Cogu kisi beceremeyip yine çakılı, mesaili islere geri dönse de bir kere freelance olmayi hayatina yedirmis bir kisi kolay kolay bu calisma formundan vazgecemiyor. Zaten bir süre sonra metabolizmayi patronsuzluk ya da kendi patronun kendin ol sendromu esir aliyor. Fena da olmuyor.

Lakin yukarda da soyledigim ofis sorunsalinin gecen gunlerde bir cesit uygulama ile cozulmus oldugunu gordum. Musteri ile disarda bulusmak, brief (ouvvv bırif) almak, işi göstermek, ara toplantilar yapmak icin cafeleri (acildiktan sonra Starbucks'larin toplanti masalarinin oldugu köşeleri) kullanmak tercih ettigim bir yoldu ama sabahtan gidip aksama kadar bir mekanin oturma gruplarini, masasini, internetini ve barkosunu "kendine ofis yapmayi"pek akil edememistim.

Gecen gun Profilo Schlotzky's de Sami ile bulustum. Oturdugu masada 2 kisi daha vardi. Bir toplanti yaptiklarini zannederek, bir baska masaya yöneldim ama masadakiler toplantida oldugu kisiler degil, Sami ile ayni masayi gun icinde ofis olarak paylasan kisiler oldugunu anladim birkac dakika sonra. Biri bir teknoloji firmasinda satinalmaci, bir digeri bir multinasyonel hardware firmasinin tr mumessili. Musteri ile orda bulusuyorlar. Bir ofis tutmaktan daha ucuza geldigini soyledi Sami. Gunluk 30-35 lira ile cikilabiliyormus. Ofis ve giderleri ve tasasi ve dertleri yerine, musteriler gelince onlara ikram, kendin yedin ictin bir parca birsey... Profilo'daki Schlotzky'nin de yeri bunun icin bicilmis kaftan.

Mobil ofis kavrami boylece daha da gercekle bulusuyor.
Notebook, canta, kontaktlar, cep telefonu ve sokaklarda calisma arzusu.
Istanbul'da kesfettigim benzer mobil-ofis mekanlarini buldukca buraya ekleyecegim...

Sunday, June 1, 2008

Sinama

Sinama... epeydir sinemaya gitmiyorum. Film de izleyemiyorum.
Modern kölelik zaman diliminde kendini sinama: Yerinden kalkmadan bir insan durmadan kac saat is yapabilir? Ölmedim, 29,5 saat.

Simdi Kirecburnu saati...