Showing posts with label siir. Show all posts
Showing posts with label siir. Show all posts

Friday, June 3, 2011

Elma

"Sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı ?" - NHR
Ceci n'est pas une pipe

Galiba, Galiba

Sabah saat 5'ti, gelip beni evden aldi galiba galiba,
Aklim yerinde degildi, dura kalka gittik galiba galiba
Otel odalarinda, deniz kenarlarinda, banklarda, parklarda
Yattik kalktik yattik kalktik galiba galiba
Sabah saat 3'tü, gelip beni evden aldi galiba galiba
Galiba hepimizi terketmisti, giderek hep özletmişti.
Degismedi sözler, kimbilir duyarsin diye hep söylendi,
Galiba, galiba buralarda bir yerlerdeydi.

Wednesday, July 21, 2010

Breath!




Canım, bitanem, çiçeğim, aşkım…
Keşke diyemeyeceğim kadar uzağım artık
Başını göğsüme koyduğunda, nefesini isterdim yüzümde
O kadar ısıtmak isterdim ki nefesimle sırtını…
Keşke yüreğine aşk şarkıları fısıldaya bilseydim.
Yapamadım aşkım…
Kelimelerden utandım…
Ellerim ellerini sevdi çok…
Dudaklarım koynunu…
Gözlerim yüreğini, o güzel içinde güneş saklı yüreğini…
Zannettim ki bakarsan korkmadan bulutlara korkar kaçarlar
Elimden bir şey gelmiyor…
Artık çok geç
Yalvarıyorum kızma bana…
Bir bulut gözlerimi esir aldı aşkım
Kapatamadım, olmadı aşkım…
Onlar kaçacağına ben bulut oldum
Güneş dolu yüreğine yağmurlar yağdırdım…
Affet beni…
Çevremi saran bulutları dağıtmaya yetmedi rüzgarım
Sesini duyar gibiyim aşkım
İnan en çıplak halimle içime alacağım laneti…
Affet diyeceğim…
Nefesim nefesine nefes katsın istedim ama olmadı
O küçücük nefes için üfleyemedim…
O kadar isterdim ki o minnacık nefes göğüslerinden sevgimi emsin
Ama olmadı aşkım..
Anamın fısıldadığı masalları fısıldayamadım nefesine
Oysa o kadar istemiştim ki masallarımı rüzgar yapmak
Bir varmış bir yokmuşla kaldı fısıldamam
Ötesini fısıldayamadım…
Özlediğim sesini duyduğumda, yüreğime düşen acıya lanet ediyorum
Artık koklayamayacağım içini
Bir bulut gibi kapatacağım önünü içinde ki güneşin
Beni affet…
Kelimeler hiçbir zaman bu kadar anlam kazanmadı canım
Toprağın olmaya çalışmak varken mezarın oldum
Nehir olup akmak varken deren olup taştım
Güneş olmak varken gölgen oldum
Beni affet…
Aşkım neden dinlemedin yüreğini…
Neden gözlerimle görüp kalbimle bakamadım sana!...
Neden elini uzattığında kalbimi arkaya sakladım
Keşke gözyaşlarımı utanmadan yanağımda gezdirebilseydim
Aşkım… seni de yanımda götürüyorum
Bütün sabahların ışığında yüzünde ki aydınlığı alıyorum içime
Rüzgarlar yardım edin bana!...
Umarım güneşli bir gün başka bir nefes daha güçlü üfler aşkım yüreğine
Ve ben çıkar giderim…
O gittiğim yerlerde binlerce kez haykıracağım
Seni seviyorum çiçeğim…

Friday, June 25, 2010

Etme

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme

Sunday, March 14, 2010

Sahtiyan

1.

zaplar taşar dersim koyaklarından
selleri kadife uçları mermi
ve günahına emanet edilmiş çocukların
adağıdır mermi çekirdekleri

2.

hangi izini sürecek şimdi bu dolaşık kimlik?
feodal, ince bir dal gibi
bıyıklarıma tırmanan
kendine tutkun göllerin o yaman geyiği
gizinin ormanına vardıkça
bize kendini aralayan
avlardan, avcılardan artakalan sahtiyan
açıklar tarihin kefenlenmiş gizini, bundandır seyrekliği
geçer devran, geçer günler, geçer ömür elbet
dağa çıkmış bir şairim ben
ah! kimsenin görmediği

3.

gözlerim, o demir ayazı
eski söylencelerin kutlu demircileri
masalımın lanetiyle dövmüşler gözlerimin rengini
bin ırmakla su vermişler, buza kesmiş,
bir ayaz gibi, kelepçelemiş kendine ateşini
gözlerim, şimdi kör dinlemesi

bu yüzden bakışlarımda süreğen o anlam gerginliği
gözlerimin seyrekliği nefti

boynumdaki hamayılla birlikte, kanayan bir yaz ikindisi
on yıldan beri

dövmegüllerle alnıma nişan düşüren o aşiret töresi
tarihin önünde huzura çıkar sual eder hüviyetini
yüreğim kar altındadır
cehennemler göçebe
ve bedenim, o sınır iklimi
gün gelir açıklar kendini
zaten kim yazabilir ki sanayileşmekte olan bir toplumun bütün cehennemini

doğru okunmuşsa kitaplar -bir hayat, 'çok kişi' yaşanmışsa,
artık her çelişkide bir dram güzelliği, bir ağıttan silkinen tragedya inceliği, bir yanımda o yaman geyik -ormansız gezdiremediğim-,
sonra mürekkep karanlığı -yazarken yalnızlığım-,
tenimde buram buram sahtiyan -artakalan avlardan, avcılardan-
ve kaşımın tetiğinde titreşip duran nişan

-mm-

Tuesday, February 2, 2010

Not Mine, Not at All

sen benim sarhoslugumsun
ne ayildim,
ne ayilabilirim,
ne ayilmak isterim...
basim agir,
dizlerim parcalanmis,
üstüm basim camur icinde
yanip sönen isigina düse kalka giderim.

nazim hikmet ran.

Monday, December 21, 2009

Rabindranath Tagore



"Artık gidiyorum
Beni uğurlayın kardeşlerim
Hepinize eğilerek ayrılıyorum
Yalnız sizin son ve nazik sözlerinizi bekliyorum
Uzun zaman komşuluk ettik ama
Verebildiğimden çok aldım
Şimdi gün ağardı
Karanlık köşemi aydınlatan lamba söndü
Bir davet geldi ve ben yol için hazırım
Bu ayrılış gününde bana bol şans dileyin arkadaşlarım
Beraberimde ne götüreceğimi sormayın
Seyahatime boş eller ve ümit eden bir kalple çıkıyorum"
- R. Tagore, Çeviri (1944) Bülent Ecevit 
(şiir 02:41'de başlar...)

Sunday, December 13, 2009

Bey ve Hanım: I Like You and Me


seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyim istiyorum.
benim olduğu kadar dostlarının,
dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum.
nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.
yaşayalım ki, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı.
birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız.
paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız.
öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.
güzel günlerimizi, evimizde bir şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız.
yada bazen dostlarla ucuz biralar içerek...
böylece yaşamalıyız işte.
sonra çocuğumuz olmalı,
düşünsene senin ve benim olan bir canlı.
geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız.
sen arada mızıkçılık yapmalısın ve ben söylenerek almalıyım sıranı.
yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın.
hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.
zaman su gibi akıp giderken, herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı.
herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden mutluda olsa, kötüde olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı.
saçlara düşünce aklar, yada gidince aklar, çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehirden.
kavgasız, her sabah cinayetle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz.
geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız.
eve gelip benden kahve istemelisin.
çocuklar gelmeli ziyaretimize, geçmişteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız.
ben, "bey" demeliyim sana, sende "hanım".
öyle sevmelisin ki beni bu yazdıklarım korkutmamalı seni.
tebessümler açtırmalı yüzünde.
birgün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde.
birbirimizi sevmenin gururu olmalı herşeyde....

CY

Monday, November 2, 2009

Fin


acrylic on canvas / 110 x 90 cm, 2008, www.fateevart.com

Diş firçasını çöpe attım
Donlarımın yanında duran külotları da, çekmeceden
Karyolanın başındaki duvardan tırnak izlerini de sildim
Parkedeki topuklu izleri için döşemeci cağırdım eve
Salonun oturma düzeni eskiye döndü
Mutfaktaki yeni abuk kap kacaklar da hurdacıda şimdi
Elbiseler, çiçekler, fotoğraf kareleri
İçki şişeleri, deniz taşları, dibinde damla kalmış parfümler
Banyonun duvarındaki tokalar,
Arka odada kalmış valiz tekme tokatla kargoda
Hiç okumadığım kitaplar başkasını aydınlatsa bari
Verdim gitti, işte herşey şimdi bitti

Bu Ne Biçim Hayat



Bu Ne Biçim Hayat

Bu ne biçim Postacı
Üç defa çalıyor kapıyı
Bu ne biçim kel
Hem merhemi var
Hem sürmüyor başına
Bu ne biçim biçimler
İstediğiniz kadar çoğaltılabilir
Memleket çok müsait buna
Örneğin yeni bir komşu taşındı karşıya
Bir baktım Fahriye Abla!
Kırk yıllık bir rötar yapmış
Erzincan Treni
Ben gelmişim şu yaşıma
O ise şiirdeki yaşından gün almamış daha
Benimki ne biçim hayat
Uymuyor ne gördüklerime
ne duyduklarıma
ne okuduklarıma
Ben ne biçim benim
Ne kendime benziyorum
Ne başkalarına

MM, 1991

Thursday, October 29, 2009

Zamanla

tam zamani degil mi ? tüm "yanlis zamanlar"a






zamanla
zamanla,
geçer, her şey geçip gider, zamanla
unuturuz yüzü ve sesi unuturuz
kalp daha da yenilince, gitmek dert olmaz
aramak daha uzağı, peşini bırakmak gerekir ve bu çok iyidir
zamanla

geçer, her şey geçip gider, zamanla,
taptığımız öteki, yağmur altında aradığımız
bir bakışının etrafında köle olduğumuz öteki
arasında satırların , kelimelerin
ve altında, bu gece çekip gidecek boyalı bir yeminin
her şey görünmez olur, zamanla

zamanla

geçer, her şey geçip gider zamanla
en güzel anılar gibi, dilinden düşmeyenlerden birisidir
galeri farfouille’de, ölüler kısmında
cumartesi gecesi şefkat alıp başını yapayalnız gittiğinde
zamanla

geçer, her şey geçip gider zamanla
bir rom için, bir hiç için inandığımız öteki
rüzgar ve mücevherler verdiğimiz öteki
birkaç aşağılık şey uğruna ruhunu satan için
neyin karşısında çabalıyorduk, çabalayan köpekler gibi
geçer, her şey iyi olur zamanla

zamanla
geçer, her şey geçip gider zamanla
unuturuz tutkuları ve sesleri unuturuz
size yoksul insanların sözcüklerini en düşük sesle söyleyenleri
fazla gecikmeyen, her seyden önemlisi fark etmeyen soğuğu
zamanla

geçer, her şey geçip gider zamanla
ve çatlamak üzere olan atlar gibi beyazlamış hissederiz
ve kaderin yatağında buz tutmuş gibi hissederiz
ve belki yapayalnız ama kederli hissederiz
ve kayıp yıllarla yanıldığımızı hissederiz
demek ki gerçekten
sevilmeyiz artık, zamanla
avec le temps

by Leo Ferre

***

okudugun hikayelerin bazen kahramani olursun, farkinda bile olmadan.

Tuesday, October 13, 2009

Yet Each Man Kills The Thing He Loves


oysa herkes öldürür sevdiğini,
kulak verin bu dediklerime

kimi bir bakışıyla yapar bunu,
kimi dalkavukça sözlerle,

korkaklar öpücük ile öldürür,
yürekliler kılıç darbeleriyle!

kimi gençken öldürür sevdiğini
kimileri yaşlı iken öldürür;

şehvetli ellerle öldürür kimi
kimi altından ellerle öldürür;

merhametli kişi bıçak kullanır
çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.

kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
kimi satar kimi de satın alır;

kimi gözyaşı döker öldürürken,
kimi kılı kıpırdamadan öldürür;

herkes öldürebilir sevdiğini
ama herkes öldürdü diye ölmez


Herkes Oldurebilir Sevdigini - Tuncel Kurtiz

Babası Gibi Yaşamadı
Ama Babası Gibi Öldü

Ama sonunda öldü.
Mühim olan da bu.
Sonunda ölücek olmak.







İnsan sevdiklerinin ondan cok uzakta yasamasina,
degismesine, buyumesine bile alisiyor.
İnsan kendi hayatının çalınıp gitmesine bile alışıyor.

İnsan kendi hayalini bir başkasının yaşamasına bile alışıyor.
Zamanla insan herşeye alışıyor.
Alışıyor,
ama unutamıyor!







Sunday, September 6, 2009

Şiire ve Şaire Zapturapt

Evvelki hafta Haberturk'un kadrolu tarih hocasi görevinde istigal eden Murat Bardakci gecenin cok demli bir saatinde sahane bir abesle istigal edis eyledi. Siir nedir'li giden lafi, siiri tamamen failatün düzlemine, Divan edebiyatina cekip, yakin dönem sairlerine salladi: "Onlara ben sair diyemiyorum. Düz yazi, o da ne canim. Bu yazdiklarina siir mi denir. Hemen yazarim sana bak" diyip birseyler tellendirdi. Hay aksi dedim, İlhan Berk ve Melih Cevdet Anday telefonla baglanabilirler miydi acaba, "senin ben defterini dürerimmmm"

Üç Kez Seni Seviyorum Diye Uyandım

Üç kez seni seviyorum diye uyandım
Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
Bir bulut almış başını gidiyordu görüyordum

Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün

Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum

Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün

Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım
Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim
Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum

Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun

Wednesday, July 29, 2009

Hayal-Et


hayal et her oglen tum erkeklerin salata yedigini
sisman kimse yok etrafinda
hatta kadinlarin hepsi sifir beden
saglikli oldugunu hayal et

hayal et tum fast foodlar kapanmis
herkes beyaz et yiyiyor
mangala, tavaya tepkili herkes
buharda pisiriyoruz
onu bunu suyu
hayal et zor degil bunlar

hayalci diyebilirsin bana
oysa yalniz degilim ben
umarim bir gun sen de
liposuction'a gitmeden zayiflayacaksin dostum
ah benim balik etli dostum

balik eti demisken asla vazgecme
denizden cikan baban da olsa yemekten
ne aclik ne acgozluluk var bizim soframizda
hadi arkadasim hayal et
her yedigimizin saglikli besinler oldugunu
tuzsuz aycicekyagsiz unsuz sekersiz günler
hayal et dostum uzaklarda degil

Saturday, May 9, 2009

Var

her yerde kar var
kalbim senin bu gece
her yerde kar var
kalbim serin bu gece
belki gelirsin sen
bakarken pencereden
gözler yalnız özler
karda senden izler
yürümek karda zordur
gelirsen bak aşk budur
dönsen köşeden şöyle
şarkı söylerim böyle
lay lalaylay lalaylay lalaylay
huuu uuu uuuu uuu
yağma kar dur artık
bak buz oldu kalbim
her şey senin elinde
dur
belki gelir sevgilim
göz yaşım dur düşme
gelmeyecek düşünme
kes ağlamayı artık
bak oldu bana yazık
karda zordur yürümek
anladım gelmeyecek
dünya oldu bana dar
neden yağdın söyle kar
dün oldu bana dar
bak ne yaptın bana kar



Tuesday, January 20, 2009

Yine

...
Yine görüşsek bir gün
Ne kadar isterim hep beraber
Yine gülsek, eğlensek
Ama hepsinden önce
yolun açık olsun...

Sunday, January 4, 2009

Kedi (Charles Baudelaire)

Lastcm, Sütlü'nün kendisine Baudelaire'in kedisini hatirlattigini söyleyince..



Gel, güzel kedim, aşkım kalbimin üzerine;
Pençelerini çek geri,
Bırak dalayım senin o güzel gözlerine,
Maden ve akik benzeri.

Ne vakit parmaklarım hafif hafif okşasa
Başınla kıvrak enseni,
Ve elim okşamanın zevkiyle sarhoş olsa
Ürperen bedenini,

Karım gelir aklıma. Seninkine benzeyen,
Soğuk ve derin bakışı,
Sevimli hayvan, bir iğne gibidir, delip geçen.

Böylece, baştan aşağı,
Tatlı bir hava sarar, tehlikeli bir koku,
Onun esmer vücudunu.

Çeviren: Ahmet Necdet