Tuesday, January 16, 2018

Strada Forestale




Melodinin hangi zamanda hangi duygularla beyne zerkolduğu da mühim. Aynı melodinin çifte etkisi olabilir mi? Bir up bir down. Oluyor, olur. Köpek gibi ansızın gelip vuracak bir melodi için yaşıyorum. Bulunca kendimden geçiyor, o ana kadar hayatta olduğum için kendimi şanslı sayıyorum.

Sabah 06:00 sularında gün ağarmaya doğru motorda giderken orman yolunda, kulaklıktan sızan usul usul....



Monday, January 15, 2018

Hot Silicone




"Burada ne zaman kaza yapılır acaba"nın bir zamanı var. Her şeyin bir zamanı var. Dönemeçli yollardan, aradan sokak çıkan akan yollardan, oralardan kafa çıkaran araçlardan hazzetmiyorum. Yol akmalı, dümdüz akmalı. Viraj bile bazen dertli. Postaneye yetişmek son zamanların harikulade uğraşı. Bir iş son dakikaye bırakmak, kendime yarattığım suni adrenalin. Ekstrem spor gibi. Paket yetiştirmecilik. Postaneye koştururken bir Postane aracının gelip çakması ancak bana kısmet olabilir. Tam bu nasıl bir saçmalık diye kör topal giderken ve kendi kendime gülümserken, çarşıya döneceğim yerde yaşlı bir beyin arkadan gelip stop lambamı kırması ve hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etmesi, çevredekilerin gitsene arkasından durdur aracı demeleri ve benim olduğum yerde kalıp hiçbir şey yapmamam. Postanenin kapanış vaktini elbette kaçırmam ama artık selamlaşmadan doğan kredibilite ile saati geçse de içeri alınmam ve değerli evrağı postlayabilmem. Postaneden çıkıp kaza mahaline gidip lambamın kırıklarını aramam. Belki parçaları bulur lambayı yamarım diye hesap etmem. Bu esnada bir 3D printerim olsa oraya dolgu olacak kadar parça basabilir miydim diye düşünmem. Gerisin geri eve, işin başına dönmem.

Monday, January 1, 2018

Torment.



Herkes birbirine çektirir. Ama eksik, ama fazla. Farkında olmaz, ama çektirir. Hayat eksik kalan hesabın başka şekillerde tamamlanma hali gibidir. Hesap dürülüyordur da sen farkında bile olmuyorsundur. Sen bir başkasından çektiğini, bir başkasına çektiriyorsundur da kabul etmek istemiyorsundur.

2018, Allah çektirmesin.


Sunday, December 17, 2017

Rutke's Penny



"Rutke, sık gitmediği ama arada uğradığı ve fırsat ürünlerini takip ettiği bir ucuzcular marketinin rafları arasında dolaşıyordu. Raflar arasında ellerini arkadan kavuşturmuş, avucunda birkaç penny olan bir adam gördü. Adamı ona hissetirmeden takip etti. Sanki kendisi de onun dolaştığı raflarda ürün bakıyormuş gibi. Saçları ak, ama sigara dumanından uçları sararmış ensesine doğru düşen, yüzünde devasa bir mutsuzluk barındıran bu adam avucundaki birkaç penny ile alabileceği şeylere bakıyordu. Belki bir paket makarna, belki iki gofret. Adam dolandı dolandı, çaresizlik hissi her halinden belli oluyordu. Rutke eline alıp sepete koyduklarından bir anda vazgeçti kasaya geldiğinde. Kasiyere cüzdanımı unutmuşum alıp geliyorum diyerek çıktı. Dönmeyecekti elbette. O an birşeyler satın almak, eve gidip bir şeyler yiyebilmek ağır ve imkansız hale gelmişti. Sonraki günlerde de kendine gelemedi. Hayatı idame ettirebilecek kadar ihtiyaçların, bir insanın ne kadarla yaşayabileceğinin hesabını yapıp önceki yıllarını ve yarınını sorguladı. Bir avuçta sıkışıp kalmış birkaç pennynin parmaklar arasında sayıklaya sayıklaya hareketi Rutke'yi bir daha asla geri dönemeyeceği yola sokmuştu."

Sunday, September 24, 2017

Promessa

Şirketler sözleşme yapar, insanlar söz verirler. 



Monday, August 21, 2017

Kaybolanlar








Bir yıl içinde iki gözlük sırra kadem bastı. Biri kırılan ve sevdiğim bir gözlüğün yenisiydi. Kimi objelerle el, kol, ayak gibi bağlanırsın. Eşyanın insanı esir almasından hazzetmesem de kimi takıntı objelerim olmadığını söylemek kendini kandırmak olur. İkincisi ise ilk görüşte aşk bir çerçeve. Haki takıntısının nadide ürünü. Elastik bir malzeme. Dökülmeye başlamıştı. Güzelleşecekti. Şimdi ilk kemiği nerde nasıl kaybolduğunu bilemeyecek kadar hafıza bozgunu, hakiyi nerde kafamdan çıkardığımı bulamayacak kadar kafam kazan gibi. Resmen hatırlayamıyorum.

Kaybettiğimiz şeylerin kaybediş anını hatırlamıyoruz, ama sonra neleri kaybettiğimizi hep anımsıyoruz. Ya da bazen ben nelerin kaybolacağını kestiriyorum ve kaybettiğimde kendi kendimle "ben demiştimcilik" oynuyorum. Neye çareyse.

Bir şey kaybetmeye deliriyorum. Bir şey çaldırmaya tutulurdum, onu bıraktım. Hırsızlık sıradanlaştı diye belki de. Kaybetmek hala travma.
Eşeği kaybedip yeniden bulmak: Gözlüklerin üstüne şarap açacağını, çakımı ve en sevdiğim not defterimi kaybettim. Onların da nasıl tekrar bulunduğunu bilmiyorum. Eşyalar kendi kendilerine saklanıyor olabilirler mi? İnsanlar gibi.

Saturday, August 5, 2017

Psyche.

Ya rüyalar gerçekle buluşursa bir gün, ya içini dolduran tüm arzular kucaklaşırsa. Ya bedenler kopmamak üzere yapışır, ya haz doruğa çıkarsa. Ya o akıl almaz hal sonsuzluğa ulaşırsa. Soruyorum sana, ya olursa? İki ruh teke, iki beden bir bütüne dönüşürse?




I'm looking for you in the woods tonight, I'm looking
Looking for you in my flashlight, I'm searching

From in the high or down the ocean
And I face myself in reason
Gain the wolf
Gain the wolf

Conjure me as a child
Slipping down a webside
Stretch up I cannot reach him
Jumping up they drag him from the water

I watch them march him into life
I watch them take him from the pale
Into the sky for your eagle eye
The sun seeds a sickle and a scythe

Ridicule they won't allow
Quench abuse and let love flower
Rip the cage out of your chest
Let the chaos rule the rest

Show without showing
What you know without knowing
Twigs snap eye / I catch no canoe only you and me
Alone on the old tea hope sea

Dissolving who we are
Call out for yesterdays destiny come
We're on a foreign shore


It was your mark of falling
I was the car still running
And will you call and be assured for life
And if you feel it you will fly
The sun should have been with me

When I was set to fall in
As I was set to fall in

Tuesday, July 25, 2017

Perche




"Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. Ona kızgın değildim. Ona kızmama, darılmama, onun aleyhinde düşünmeme imkân olmadığını hissediyordum. Ama bir kere kırılmıştım. Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi." (Sabahattin Ali, 1943)




Denemek vs Çabalamak




Her akşam burayı açıyor musun dedim.

- Evet, her akşam burdayım dedi.

Bir arabanın arkasını kokoreç tezgahına çevirmiş. İnce işçilikle, çok muntazam. En ufak detayına kadar elleriyle yapmış. Bu özeni kokoreç keserken ve siparişi sunarken de belli oluyor. Kaça kadar ayakta oluyorsun dedim.

- 02:30/03:00'e kadar dedi.
- Yorulmuyor musun dedim
- İki çocuğum var, onlar için mecburum dedi.

Çocukları için mecbur olan bir adam. "Gördün mü evlat ne demek" diyen Hüseyin Bey geldi aklıma, Sadık'ın ölümünden birkaç dakika önce. Elbette herkesin başka bir hikayesi var. Herkesin yürüdüğü yol başka, geldiği kulvar başka, şartları başka, karşılaştığı fırsatları başka, çevresi başka, tabıyatı başka. Ama herkes için hayata tutunmak, çocuğu olsa da, olmasa da bir zaruret. Bear Grylls'in denemek ve çabalamak arasındaki farka vurgusunu düşündüm sonra. Herhangi bir konuda "denedim" diyen insan ile "çabaladım" diyen arasında mental bir fark var. Denedim, belki bir daha denemeyecek ve o meseleye dair "yaptım ama olmadı" sonucu ile insanı bıraktıracak bir ifade, çoğu zaman. Oysa çabalamak bir süreç, bitmeyen, sonuca ulaşmak için yapılanların tamamı. Hayatı bırakmak, ya da bazı şeyleri deneyip geçmek gibi bir lüksümüz olamaz, çabalamak ve daha çok çabalamak zorundayız. Hangi arzularla donanırsak donanalım, hangi şartlarda olursak olalım. Yaşama coşkusuna dair arada lafladığım bir arkadaşım "yaşama dair çok fazla ümidim yok" dediğinde ne ülkenin durumu, ne geldiğimiz yerin bir tür "denedim olmadı" hali üretmesine izin vermemeli diye cevap veriyorum ona ekseri. Bir başka iyilik, bir başka iyi hal, bir başka insana omuz, dostanelik üretmek, belki hayatta kimin için ne olacağını hala bile bilmiyor olmak başlı başına yaşama coşkusu, çabalamaktan kaçınmamak için yegane gerekçe olamaz mı?

Ebeveynlerinden önce bu hayattan kopmak gibi bir lüksü olmadığı gibi insanın, bu dünyada hangi iyiliğin içinde olacağını henüz bilmiyor olması bile her yeni güne taze bir nefesle başlamaya sebep. Buna mecburuz, "zorundayız."

Thursday, July 20, 2017

Tanrı yerine insanlara inanmayı seçtim


Zahiri bir yolun içi gibi, ama gidilecek gidiliyor.
Bir limanda beklemek gibi, yükler atılacak, atılıyor.
Bir uçakta uzun bir seyahat gibi, inesin yok, camdan hep bakarak gidiyorsun gibi.
Bazen bulutların üzerinde, bazen suların altında kalmak gibi.
Bazen içinin şişmesi, bazen ferahlık hissi gibi.
Tamamen arafta kalmak gibi.
Hep dündeki gibi, son sözdeki gibi, son iyi sözdeki gibi.

Kutsal kitabın ayetleri gibi:

"yüzünü asma.
içini karartma.
her şey güzel olacak. "