Saturday, February 28, 2015

Silsile

Tüm bu dönüşümlerin altında kalacaksınız...









Tuesday, February 24, 2015

Friday, February 20, 2015

Loneliness





Beraber boka batıp, tüm girift ilişkilerinde boğulan, kusan, çıldıran, her geçen gün daha da fazla deliren bu insanların en kıymetli şeylerinin yalnızlıkları olduğunu anlamaları çok zaman alacak, belki de çok geç olacak. Kim siker.

Öyle berbat bir toplum ki biraraya gelen iki kişi bile hemen komün, kıta, klik kuruyor. Hemen bir cephe açmaya, siper kazmaya, muhtelif anlarda ateş etmeye başlıyor. Yanılgıların en büyüğü değil midir insan tanımak, kişi bilmek. İnsanla uğraşmak en büyük bir eziyettir oysa. Ne beyhude çaba, ne abuk bir istek.

O başka dönemleri, o başka alışkanları, kitaplarda yazanları geride bıraktık. Hiç savaşmamış ve hayatta kalma mücadelesi bilmemişler olarak bunca zaman idmansız kalmak, ah en büyük gaflet.

Bildiğimiz, bilmeye çalıştıklarımızın hiçbiri bir halta yaramayacak. Bize başka türlü bilgiler, başka türlü araçlar, çok başka deneyimler gerekiyor. Bunlara da gecikirsek.

Gecikmeyelim. Gecikmeyelim.

Sunday, February 15, 2015

Suriyeli




Gece yarısına doğru azacak bir sahneye varmadan, ondan epey önce azmış midemi yatıştırmak için elimdeki soğuk suyu cebime gömerek bir çorbacıya oturdum. Önümdeki masada -sonradan söyledikleri ile anlaşılacak ki- Suriyeli bir kadın, onun bir arap dostu bir başka kadın, yanlarında bir Türk kadın ve erkek var. Bu dörtlünün bir yerlerden artan delişmen iş hacmi, para pul deryası üzerine döndürdükleri muhabbeti hiç bir yerinden yakalayamadım. Pul biberdeyim, kekikteyim, kaşığın şeklinde, bardağın kirindeyim. Ama meraktan da gebermekteyim her zamanki gibi, yine. Belki tekstil, illa birşeyler, bir satış var. En işe yarar bilgiyi masadaki tek erkeğin dönüp kadın arkadaşına söylemesinde buldum (Suriyeli kadını kastederek): "O buraya gelip kısa sürede iş hayatına atılıp kendini kurtarmış, şu anda çok da iyi kazanıyor. Onu anlatıyor..." dilinden anlıyor yani. Ben anlamıyorum.

Masaya bir ufak kız yanaştı, elinden tutan ondan ufak, ayakları gecenin ayazında çıplak kir pas içinde erkek kardeşi, çocuğun feriştahı gitmiş, açlık değil ama hastalıktan ölecek gibi.. Suratlarında hal takat yok. Masaya ellerini uzattılar, para değil, masadaki ekmekleri istediler. İlk atlayan ve "Nooo" diyen masadaki Suriyeli kadın oldu.
Nasıl güzel sahne değil mi?






Wednesday, January 28, 2015

Le Pain Quotidien

- Bu ekmek güzeldir, tavsiye ederim dedi.


Suratta günün yorgunluğu, her haliyle oraya nasıl düştüğü an'a muştulanan bir haleti ruhiye. Çok da güzel olmayan ama karşı konulmayan suratlar gibi. Tadı da tam bir kez karşılaşmalık ve sonra bir daha ne zaman görürüm allahbilirclikten yana. Ekmeği pakede koyarken bir daha görmek gibi bir arzun olmadığını bağırıyor miden, bana ekmekleri ver yeter. Kimin nerede yanlış zamanda bulunduğunu, kimin nerede o an doğru durduğunu tespit eden, ilan eden ve beyinlere zerk eden bir ayarlama enstitüsü mü var? Sanmam. Biraz podyumdan düşmüş, biraz gözden düşmüş, palas pandıras kıyafetleri en az 15 sezon öncesinin hit bir runway show'undan düşmüş, ne gam. Yanlış zamanda doğru yerde olduğuna kani olup, lokasyon değiştirebilen bir insanın üstü başıyla bir tür kodlar taşıdığını, bu konuda seçici olduğunu ve tüm bu seçimler deryasının inandırıcı olduğunu düşünmek mümkün mü? Yine sanmam.

Biri bir ürün satarken size değil, gözleri ürüne bakıp birşeyler anlatıyorsa, o ürün söylediği, anlattığı onun gerçekten inandığı niteliklerde değildir. Ekmeğin kötü olduğu başından belliydi. Benimkisi biraz sahtelik seyretmek. Farkında bile olunamayan bir sahtelik.



Thursday, December 18, 2014

1971 Istanbul



Zaman çirkinleştiriyorsa, olgunlaşmıyor çürüyorsundur...