Tricky, laying himself bare
Tricky, 10 Nisan akşamı İstanbul'da. Hell is around the corner için.
Bazen İstanbul'da sadece Tarlabasi'nin soylulastirilmasi projesinin bitmesini bekledigim icin yasadigimi düsünüyorum. Bitse, görsem ve bir kez daha ölsem. Bakip bakip...
Geri dön. Haydi!
Saat 07 gibi baslar hayat Dergah'ta. Erken gidersen dimdizlik bir bankta, denizin carsafina bakar bakar durursun. Erken kosucular, yürüyücüler, dostlar sporda görsüncüler. Gelip gecenler, ler ve ler ve ler. Uzun aradan sonra dergaha indim. "Balik yagiyor, gel dediler". Balik yagdi hakkaten. Toplu igne atsan balik geliyor.
Pek efendi bir bey, "Bugün hic tutmamis olanlarin baslama günü" diyor. Tam da öyle. Atiyorsun geliyor, atiyorsun geliyor. Akinti da tam kivaminda, karistirtmiyor caparileri birbirine. Yine envai cesit adam. Pekala aslen sadece kafayi bosaltmaya geliyorsun, ne miktari ne balik önemli, sadece ve sadece o ardi arkadasi kesilmeyen "at-çek"e tutuklu kalmak. Dünyanin icinde dünyadan kopmak, bütün seslere ve tepkilere kendini kapamak. Kulagina da bir muzik atarsan, cikmasi zor bu tripten.
Tüm envai cesitligiyle bir bey, biraz hobbit, biraz anton, "Günaydin" diyerek kivrildi dibime, baliklari cikartirken capariden:
"Merhabalar, hayirli baliklar, güzel avlar.. Nasiliz, iyimiyiz" gibi bir hitabet ardindan anladim ki, icinden cikilmasi zor bir sarmal geldi, geliyor, geldi ve tam enseme bindi. Günaydin dedim tesekkur ederim. Daha once ara ara gördügüm, pejmurde bu beyle kismet buguneymis dedim, mavrasi, kiymeti harbiyesini çözüş.
"Ben yaziyorum, okuyorum. Cocuklara, bakanligin, falanca ve filance konulardaki kitaplari isiginda su desteklerim oluyor... Ozel calismalarim.." derken.. arkasindan "Ilerleyen gunlerde bakanliklardan da su karar ve konular cikacak. O konulara da hazirlikliyim"li bir baska girizgah.. Yaklasik 5 dakika süren tiradi bitmek bilmiyor gibi geldi. Bu esnada bir eli ile baliklara ve capariye egilmis beni sirtimdan dürtüyor. "Bakin bakin" diye konusurken bir eli ile sizi fiziksel olarak da "dikkatleyen"ler olur ya. Fena halde huylaniyorum. Var midir böyle takintilarim diyerek de kendimi sorguluyorum. Belki de takintim var, haberim yok. Burnuma gelen kesif pejmurdelik kokusuna dayanmakta da zorluk cekiyorum. Sakallar uzamis, gözlerdeki yesil, suratindaki ifadeyi baska bir yere tasiyamiyor. Suratimi kaciriyorum. Sherwood ormanindan kacip gelen bir Robin Hood ekurisi gibi. Sapkanin tüyü eksik. Kulaklarin uclari sivri... Tiradin arkasi geliyor, bu catlagin dediklerinden bir halt anlamiyorum ama o sirtima, omzuma dokunan elden fena halde bezmisim. Baliklari bosaltip, hemen uzaklasiyorum "atma-cekme" sahasina.
Gidiyor yan banktaki sabah mahmurzedesi 2 gencin yanina. Bayram sabahi, tahminen asker izinlisi 2 toy, birazdan hayatlarindan bezecekler. Arada sag gözle kesiyorum. Benzer "Bakanliklar, kararnamaler.. cocuklara ders.. kitaplar" semineri orada da veriliyor. Cocuklara en son "Çakkk" türünden ellerini uzatiyor. Çocuklar nakavt, ellerini istemeyerek carpiyorlar. Belli belirsiz bir napacagini bilememe hali. Kirmak da istemezsiniz ya böyle çatlaklari. Yerime dönüyorum, tekrar baliklari bosalticam -10'lu 15'li geliyor baliklar, kismete bak ki- geliyor Sherwood, ilk hareketi sirtima dokunmak oluyor. "Hocam" diyor.. Bende tel kopuyor. Yaklasik yarim saattir aklimdan gecirdigim ve gösterip göstermemekte bin kez beyin yargicimdan gecirdigim seyi yapiyorum: "Hocam hocam da, hocam lütfen dokunma ve hemen uzaklas burdan"... "Tamam tamam peki pardon" diyor. Ellerini kemerinin icine sikistirip, paytak paytak akinti burnuna dogru yurumeye basliyor. Üzülüyorum, bunaliyorum, daraliyorum...
Dergah dedigin de hep mutluluk, hep hosluk barindirmiyor. Her baska buldugun, bir an kesfettigin, baska türlüsü dedigin sey de aslinda zamanla baska'ligindan feragatini, normalini sana sunuyor. Bu hayat icinde akip giden zamanin disinda senin tüm sakincalarindan arinmis bir "Dreamland" yok dostum.
Er ya da gec bulur seni birseyler. Mutluluk dedigin sadece 4-5 kücük an'dan ibarettir. Kümülatif degildir, parsiyeldir.
Celal Abi "Balik bitti" dedi. 15 gün güzel balik cikti bogazda. Bir cumartesi hele öyle bir saat yasandi ki herkes aklini kacirdi. Sonra bir daha öyle cikmadi. "Agustos 15'e kadar sadece mavraya geliriz" dedi, "Sen de gel, takiliriz. Denize giriyoruz, ekip geliyor, muhabbet girla. Arada raki-balik yapiyoruz". Dergahta birşey var, ama ne?
Sayın Uhri, bu yazınızda diğerleri gibi insanı sarıp sarmalıyor. Özellikle benim gibi Arnavutköy ve Bebek kıyılarında balık tutmaktan keyif alan biri için ayrı bir anlam taşıyor yazdıklarınız. Okuyunca aklıma, Arnavutköydeki oltacı Celal ve etrafında oluşan dostluk kümesi geldi. Balık avlamaya ilk heveslendiğim zamanlarda bana kamış sallamayı, olta atmayı öğreten oydu. Eski model kırmızı skodasının yanında demlediği çayın keyfini Starbucks cafelerde alamazdım. Onun etrafında toplanan insan profili o kadar farklıydı ki anlam vermekte zorlanırdım. Emekli hakimler, doktorlar, işçiler, işsizler, zenginler, fakirler gibi birbiri ile alakasız toplum kesimlerinden bir çok insan orada buluşurdu. Hatta orada yürüyüş yapan bir çok beyefendi ve hanımefendinin merhaba deyip hal hatır sormadan geçmediğini görürdüm.
Yazınızda bahsettiğiniz gibi zaman zaman oltalarımız başka balıkçılarınkiyle dolaşırdı. Bu durumda sabırlı olmak adeta bir kural gibidir oralarda. Çünkü o hayatın bir gerçeğidir bu.
Şimdilerde Beylikdüzüne yerleştiğim için pek sık inemiyorum boğaza ama Avcılar sahilinin Ambarlıya yakın bir yerinde balık yakalayan insanlara rastladığımda yüzümde bir tebessüm oluştu. En kısa zamanda onların arasına katılacağım...
varol tamer (varol) - ref
Özgür az önce cekip yolladi cepten. Taksim'de kapali otoparktan.
"Punk is not a fashion" stickerlari. Temiz bir 10 yili vardir bunlarin. (Ya da 2006-07 sulari, bilemedim).
Garip, hatta acaip.
Sticker ve Paste-Up'larin garip bir kaderi vardir. Tirnaklanir, yirtilirlar. Mutlaka birileri yirtmak ister. Kalmaz öyle. Dogal hayat icine eriyip gidemez bir türlü. Rahatsiz eder birilerini. Bir nevi islevseldirler yani.
Bugünlerde Kanal'larla bezenmeye calisilan İstanbul'da zamaninda asagidaki gibi kanallar, baraj su yollari olsaydi Türk kaykayciligi elbette daha cok yol alirdi. Öte yandan evlerinin bahcesinde büyük havuz olan cocuklar da dogustan embesil oldu buralarda, hep, ama hep.
Yanar da, batar da, çıkar da, yıkılır da, satılır da...
Siz de anca seyredersiniz.
Makul memleketlerde pazartesi sabahi İstanbul valisi ve belediye başkanı istifa ederdi.
Ederdi, ederdi, ederdi, ederdi...
Türkiye'de ve onun küçük aynası İstanbul'da sokak-sanatı (street-art) her ne kadar belli yerlere-noktalara (ve hatta semtlere: Cihangir, Ataköy, Taksim, Beyoğlu) tıkılı kalmış ve böylesi haliyle de fazla "sokağa ait" gibi durmuyorsa (mahallemi boyuyorum) da bir şekilde "var" ve var olmaya da devam edecek.
Aykut Alp Ersoy yönetmenliğindeki İstanbul Street Art tarihine bırakılan bu film, nedir ve ne değildir hatta ne kadardır'a belki cevap olabilir.
http://urbanbugs.com
Urbanbugs / Trailer from Aykut Alp Ersoy on Vimeo.
Bu sarki 91'de ciktiginda lisedeydim. VH1'nin gece 2 saatlik yayinda denk gelmek icin saatlerce beklenen yillar. Dün gece 2. biste çaldılar.13 Temmuz gecesi Istanbul'da hayat yine öngörülemedi, bilinemedi ve bulunamadı...
you're the book that i have opened and now i've got to know much more
i know that i've been mad in love before
and how i could be with you
really hurt me baby, really hurt me baby
how could you have a day without a night
you're the book that i have opened
and now i've got to know much more
the curiousness of your potential kiss
has got my mind and body aching
really hurt me baby, really hurt me baby
how could you have a day without a night
you're the book that i have opened
and now i've got to know much more
like a soul without a mind
in a body without a heart
i'm missing every part... heyyyyeah
heyyyyiiii,
like a soul without a mind
in a body without a heart
i'm missing every part
like a soul without a mind
in a body without a heart
i'm missing every part
like a soul without a mind
in a body without a heart
i'm missing every part
Posted by
Trofolo
at
1:29 AM
0
comments
Labels: insanlar, istanbul, musiki, musiki hayat, video
Her insan uçmak ister. Bazıları korkmasına rağmen yine de uçabilmeyi diler. Kahraman bir pilot olma hayali vardır tüm çocukların.
Biz agaçtan ucmaya calisirdik. Ama bilincli bir sekilde degil, meyveleri toplarken yere kapaklanirdik. Bugun "meyveye, agaca dalmamis" cocuklara üzülüyorum. Dalmayi birak, agac görebilmelerine sükretmeleri lazim. Oysa her cocugun icinde o zamanlar, yani benim hatirladigim, agacin tepesinde bir evde yasamak ve agactan agaca ucmak fikri vardi.
RedBull, FlugTag ile sizi ucuruyor. Icinde ucmak hevesi kalanlar, belki o zamanlarin agac tepesinde ev yapmaya calisanlari, bugun garip aletlerle ucma fikrini körüklüyorlar. Gecen gun Emre ile konusurken niye bu ülkede "tasarim kültürü" gelisemiyor ve "iyi tasarlanmis ürünlere" ragbet göserilmiyor diye lafladik ayaküstü karsilasinca, laf nereden nereye geldiyse..
23'ünde Caddebostan'da görüsmek üzere...
Favori takimim adindan dolayi Urban Vespa.
2.RED BULL FLUGTAG İSTANBUL
23 MAYIS 2010 PAZAR, CADDEBOSTAN SAHİL
Uçmak için güzel bir gün…
http://www.redbullflugtag.com.tr
Lüfer'ine Sahip Çık!
Slow Food'un İstanbul'da yapılanan konviviyumu Fikir Sahibi Damaklar, lüfere sahip çıkmanın sorumluluğunu güderek bir kampanya başlatmış ve "İstanbul lüfere hasret kalmasın!" demişler. Kampanyanın ilk adımı olarak bir imza kampanyası başlatılmış. İkinci adım ise 12 Nisan Pazartesi İstanbul'da Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) ile işbirliği içerisinde bir konferans düzenleniyorlar. Amaç lüferdeki tükenişe kamuoyunun dikkatini çekmek.
12 Nisan Pazartesi günü, Beyoğlu'nda yapılacak ve tüm gün sürmesi planlanan toplantının ve katılımcıların detaylarına şuradan erişlebilirsiniz.