Thursday, October 16, 2025
Wednesday, March 5, 2025
Durup, bakmak
Kuyruğunu sağ yandan, askeri nizamda bitiştirdiği iki ayağı önüne sarıp, vakur bir duruşla kıpırdamadan dakikalarca durarak sana bakan bir kedi, sana ne anlatmaktadır? Ona bakarsan aynı şekilde, yine istifini bozmadan, aynı duruşta, aynı hareketsizliklte bakmaya devam eden, sana ne anlatmaktadır. Belki de hiçbir şey anlatmaya çalışmamaktadır.
Siz neden her boka anlam yüklemeye çalışıyorsunuz?
Thursday, February 20, 2025
Dur, dinlesene, duyuyor musun?
Hiçbir şey bazen bir şarkının yakıcılığı, yıkıcılığı ve tirtretirliği kadar etkili değil. Ne kadar zaman geçerse geçsin, değişmez bir kendini buluş, o sihirli melodiyi bulmak. Melodiler, tınılar, sözler ve armoni olmasaydı ne olurdu?
"Tüylerim diken diken et... "
Wednesday, October 16, 2024
Kozahan'da
Bursa'da 1 saatim var. Koşturarak Kozahan'a ordan Kapalıçarşı'yı seri şekilde turlamam gerekiyor. Ne aradığımı bilmiyorum. Bıçak, belki peştemal. Ama tam da emin değilim, beni şaşırtacak bir şeyler çıksın istiyorum karşıma. İki peştemalla dönüyorum, araç kaçmış. Bir sokakta oturup kurtarılmayı beklerken genç bir çift geçiyor önümden, geri geliyorlar. Bir börekçinin dışardan alçak tabureli yerinde çay içiyorum, sıcak, iyi demlenmiş fena olmayan bir çay. Kadın esnaf servis ediyor. Gençler gelip oturacak gibi oluyorlar, olmuyor. Kız söyleniyor, gidiyor. Çocuk da peşinden. Duruyorlar, kız yine söyleniyor. Çocuk anlamaya çalışıyor, suratı düşüyor. Sokağın köşesinden dönerek kayboluyorlar. Çok geçmiyor, geri geliyorlar. Yine börekçiye oturacak gibi oluyorlar. Oğlan börek yemek istedi ama kız muhalefet ediyor gibi bir hal var. Bilemiyorum, başka bir konu da olabilir. Kız aman vermiyor, yine diretiyor, oturamıyorlar. Geri gidiyorlar. Birkaç dakika sonra yine sokağın başında görünüp, bu sefer karşındaki tatlı şeyler satan dükkana yöneliyorlar. Tatlı yiyip, tatlı mı konuşacaklar acaba? Bilemiyorum. Ordan da kayboluyorlar.
Kararsızlık, tahammul edebildiğim bir şey değil.
Tuesday, September 24, 2024
Acılar
Acılarla olgunlaşmanın da bir başka yolu, alternatifi olmalıydı hayatta.
Kazık, travma, kesik, yaradan başka bir olgunlaştırma aracı yok mu?Olgunlaşan peynir bu süreçte acı çekiyor mu?
Sunday, November 5, 2023
Elitler ve Eltiler.
Şehrin seçkinci sınıfının ya da bu sınıfın aracına bir yanından tutunmuş seyahat edenlerin, şehrin yeni yer, mekan ve köşelerini mutlak tavaf etme, orada ne oluyor mutlak bilme hali, vazgeçilmez bir virüs gibi. Yeni mekanları, alt sınıflara doğru, orayı bir arzular şelalesine dönüştürmekse bir tercih. Zamanla nedenini kimsenin bilmediği bir arzu yaratımına önayak olunuyor. Tıpkı birçok eşyayı ihtiyaçları olmadığı halde neden satın aldıklarını bilmedikleri gibi. Bu yüzden elitlerin neyi tercih ettiği önemseniyor. Merak ediliyor. Meraktan geberiliyor. Oralara gidiliyor, gidilmek isteniyor ve hatta müdavimleşmek isteniyor. Hayatta hiçbir şey olmasan bile bir mekan müdavimi olmanın müthiş önemsenen bir yanı var. Oysa en az yalnızlığın krallığı kadar, müdavim olmaktan uzak olmak da değerli bir haldir.
İşin gücün, planlanan bir toplantın, birileri ile orada senin kararın dışında ayarlanmış bir buluşman yoksa, böyle cangılda, koca İstanbul'da kimliği parlatılmış, boyası kısa süre sonra dökülecek birbirinin kopyası bu mekanları dolaşmak, sırf elitin üzerinde yarattığı şelaleye kapılarak arşınlamak ne beyhude çabadır.
Böyle bir şehirde insan evinden 10 km ötedeki bir semt kahvesine kahve içmeye, öte yakadaki restorana karnını doyurmaya neden gider? Sadece ona uygun vakti olduğundan ve boş-beleş biri olduğundan mı? Bu zaman böyle, daha yolda iken hikaye-tahtası çizilen yemek fotoğrafları instagrama, belli belirsiz şuh bakışlar, müthiş bir arkadaş masası planı kafaya, ne kadar hayattan zevk alıyoruzculuk AŞ'nin değerli yolcuları da zihne yazılır.
Değerli Yolcular, unutmadan. İkinci katta sıcak çay ve kek bulabilirsiniz.
Tuesday, June 21, 2022
Relapse
Bir daha ne zaman olur diye düşünerek geçen zamanın gelip çattığı an mıdır bu?İçim içimi kemirirkenEtimden çekilen eti ve acıyı bir ben bilirim.Bu da yazgı.
Thursday, April 7, 2022
Hâlâ
yıkanmış sokaklarda ayak izleri arıyor hâlâ, hâlâ
yanmış fotoğraflar çerçevelerde hâlâ, hâlâ
siyah kâğıtlara siyah mektuplar yazıyor hâlâ, hâlâ"
Wednesday, June 24, 2020
Friday, May 22, 2020
Uyumak ölmek gibidir
Okuyacak tonla birikmişim ve izleyecek kucakla şeyim var diye ertesi gün hayatta kalmayı her gece çok isterim. Ertesi gün uyanınca hep kendimi şanslı ve mutlu hissederim. Uykuya yatmak ölmek bi nevi. Ya uyanamazsam? Hele ki onları uykuda kaybetmişsen.
'Yani uyumak ölmek gibidir,
Sonra uyanır yeni bir hayata başlarsın...'
Friday, December 20, 2019
Libro y miseria.
Beşiktaş’ta bir kitapçıdayım. Son Çıkanlar önünde kitaplara gözatarken köşedeki ufak oturma elemanı üzerinde bir kadının biraz utanırcasına kitap sayfalarının fotoğraflarını çektiğini gördüm. Fazlaca bakındım. Göz göze geldik, kadın gülümsedi. Bir şeyler demeye zorlamış gibi oldum, aşırı rahatsız hissettim. Tam dönecekken başka yöne, gülerek: ‘Vapurla geçiyorum karşıya. Her kitaba para veremiyorum. Gelip 20-25 sayfa çekip vapurda okuyorum.’ dedi. Oysa dışardan hali-vakti yerinde gibi de görebilirsin sokakta yürürken.
‘Hali-vakti yerinde’ de ne acaip bir yanılsama, insan şemalinden düşmememek için direnip üstü başı temiz pak olunca. Görülmedik ne çok zorlanmalar var.
Tuesday, January 16, 2018
Strada Forestale
Melodinin hangi zamanda hangi duygularla beyne zerkolduğu da mühim. Aynı melodinin çifte etkisi olabilir mi? Bir up bir down. Oluyor, olur. Köpek gibi ansızın gelip vuracak bir melodi için yaşıyorum. Bulunca kendimden geçiyor, o ana kadar hayatta olduğum için kendimi şanslı sayıyorum.
Sabah 06:00 sularında gün ağarmaya doğru motorda giderken orman yolunda, kulaklıktan sızan usul usul....
Monday, January 15, 2018
Hot Silicone
"Burada ne zaman kaza yapılır acaba"nın bir zamanı var. Her şeyin bir zamanı var. Dönemeçli yollardan, aradan sokak çıkan akan yollardan, oralardan kafa çıkaran araçlardan hazzetmiyorum. Yol akmalı, dümdüz akmalı. Viraj bile bazen dertli. Postaneye yetişmek son zamanların harikulade uğraşı. Bir iş son dakikaye bırakmak, kendime yarattığım suni adrenalin. Ekstrem spor gibi. Paket yetiştirmecilik. Postaneye koştururken bir Postane aracının gelip çakması ancak bana kısmet olabilir. Tam bu nasıl bir saçmalık diye kör topal giderken ve kendi kendime gülümserken, çarşıya döneceğim yerde yaşlı bir beyin arkadan gelip stop lambamı kırması ve hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etmesi, çevredekilerin gitsene arkasından durdur aracı demeleri ve benim olduğum yerde kalıp hiçbir şey yapmamam. Postanenin kapanış vaktini elbette kaçırmam ama artık selamlaşmadan doğan kredibilite ile saati geçse de içeri alınmam ve değerli evrağı postlayabilmem. Postaneden çıkıp kaza mahaline gidip lambamın kırıklarını aramam. Belki parçaları bulur lambayı yamarım diye hesap etmem. Bu esnada bir 3D printerim olsa oraya dolgu olacak kadar parça basabilir miydim diye düşünmem. Gerisin geri eve, işin başına dönmem.
Monday, January 1, 2018
Torment.
Herkes birbirine çektirir. Ama eksik, ama fazla. Farkında olmaz, ama çektirir. Hayat eksik kalan hesabın başka şekillerde tamamlanma hali gibidir. Hesap dürülüyordur da sen farkında bile olmuyorsundur. Sen bir başkasından çektiğini, bir başkasına çektiriyorsundur da kabul etmek istemiyorsundur.
2018, Allah çektirmesin.
Sunday, December 17, 2017
Rutke's Penny
"Rutke, sık gitmediği ama arada uğradığı ve fırsat ürünlerini takip ettiği bir ucuzcular marketinin rafları arasında dolaşıyordu. Raflar arasında ellerini arkadan kavuşturmuş, avucunda birkaç penny olan bir adam gördü. Adamı ona hissetirmeden takip etti. Sanki kendisi de onun dolaştığı raflarda ürün bakıyormuş gibi. Saçları ak, ama sigara dumanından uçları sararmış ensesine doğru düşen, yüzünde devasa bir mutsuzluk barındıran bu adam avucundaki birkaç penny ile alabileceği şeylere bakıyordu. Belki bir paket makarna, belki iki gofret. Adam dolandı dolandı, çaresizlik hissi her halinden belli oluyordu. Rutke eline alıp sepete koyduklarından bir anda vazgeçti kasaya geldiğinde. Kasiyere cüzdanımı unutmuşum alıp geliyorum diyerek çıktı. Dönmeyecekti elbette. O an birşeyler satın almak, eve gidip bir şeyler yiyebilmek ağır ve imkansız hale gelmişti. Sonraki günlerde de kendine gelemedi. Hayatı idame ettirebilecek kadar ihtiyaçların, bir insanın ne kadarla yaşayabileceğinin hesabını yapıp önceki yıllarını ve yarınını sorguladı. Bir avuçta sıkışıp kalmış birkaç pennynin parmaklar arasında sayıklaya sayıklaya hareketi Rutke'yi bir daha asla geri dönemeyeceği yola sokmuştu."
Sunday, September 24, 2017
Monday, August 21, 2017
Kaybolanlar
Bir yıl içinde iki gözlük sırra kadem bastı. Biri kırılan ve sevdiğim bir gözlüğün yenisiydi. Kimi objelerle el, kol, ayak gibi bağlanırsın. Eşyanın insanı esir almasından hazzetmesem de kimi takıntı objelerim olmadığını söylemek kendini kandırmak olur. İkincisi ise ilk görüşte aşk bir çerçeve. Haki takıntısının nadide ürünü. Elastik bir malzeme. Dökülmeye başlamıştı. Güzelleşecekti. Şimdi ilk kemiği nerde nasıl kaybolduğunu bilemeyecek kadar hafıza bozgunu, hakiyi nerde kafamdan çıkardığımı bulamayacak kadar kafam kazan gibi. Resmen hatırlayamıyorum.
Kaybettiğimiz şeylerin kaybediş anını hatırlamıyoruz, ama sonra neleri kaybettiğimizi hep anımsıyoruz. Ya da bazen ben nelerin kaybolacağını kestiriyorum ve kaybettiğimde kendi kendimle "ben demiştimcilik" oynuyorum. Neye çareyse.
Bir şey kaybetmeye deliriyorum. Bir şey çaldırmaya tutulurdum, onu bıraktım. Hırsızlık sıradanlaştı diye belki de. Kaybetmek hala travma.
Eşeği kaybedip yeniden bulmak: Gözlüklerin üstüne şarap açacağını, çakımı ve en sevdiğim not defterimi kaybettim. Onların da nasıl tekrar bulunduğunu bilmiyorum. Eşyalar kendi kendilerine saklanıyor olabilirler mi? İnsanlar gibi.
Saturday, August 5, 2017
Psyche.
Ya rüyalar gerçekle buluşursa bir gün, ya içini dolduran tüm arzular kucaklaşırsa. Ya bedenler kopmamak üzere yapışır, ya haz doruğa çıkarsa. Ya o akıl almaz hal sonsuzluğa ulaşırsa. Soruyorum sana, ya olursa? İki ruh teke, iki beden bir bütüne dönüşürse?
I'm looking for you in the woods tonight, I'm looking
Looking for you in my flashlight, I'm searching
From in the high or down the ocean
And I face myself in reason
Gain the wolf
Gain the wolf
Conjure me as a child
Slipping down a webside
Stretch up I cannot reach him
Jumping up they drag him from the water
I watch them march him into life
I watch them take him from the pale
Into the sky for your eagle eye
The sun seeds a sickle and a scythe
Ridicule they won't allow
Quench abuse and let love flower
Rip the cage out of your chest
Let the chaos rule the rest
Show without showing
What you know without knowing
Twigs snap eye / I catch no canoe only you and me
Alone on the old tea hope sea
Dissolving who we are
Call out for yesterdays destiny come
We're on a foreign shore
It was your mark of falling
I was the car still running
And will you call and be assured for life
And if you feel it you will fly
The sun should have been with me
When I was set to fall in
As I was set to fall in
Tuesday, July 25, 2017
Perche
"Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. Ona kızgın değildim. Ona kızmama, darılmama, onun aleyhinde düşünmeme imkân olmadığını hissediyordum. Ama bir kere kırılmıştım. Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi." (Sabahattin Ali, 1943)
Denemek vs Çabalamak
Her akşam burayı açıyor musun dedim.
- Evet, her akşam burdayım dedi.
Bir arabanın arkasını kokoreç tezgahına çevirmiş. İnce işçilikle, çok muntazam. En ufak detayına kadar elleriyle yapmış. Bu özeni kokoreç keserken ve siparişi sunarken de belli oluyor. Kaça kadar ayakta oluyorsun dedim.
- 02:30/03:00'e kadar dedi.
- Yorulmuyor musun dedim
- İki çocuğum var, onlar için mecburum dedi.
Çocukları için mecbur olan bir adam. "Gördün mü evlat ne demek" diyen Hüseyin Bey geldi aklıma, Sadık'ın ölümünden birkaç dakika önce. Elbette herkesin başka bir hikayesi var. Herkesin yürüdüğü yol başka, geldiği kulvar başka, şartları başka, karşılaştığı fırsatları başka, çevresi başka, tabıyatı başka. Ama herkes için hayata tutunmak, çocuğu olsa da, olmasa da bir zaruret. Bear Grylls'in denemek ve çabalamak arasındaki farka vurgusunu düşündüm sonra. Herhangi bir konuda "denedim" diyen insan ile "çabaladım" diyen arasında mental bir fark var. Denedim, belki bir daha denemeyecek ve o meseleye dair "yaptım ama olmadı" sonucu ile insanı bıraktıracak bir ifade, çoğu zaman. Oysa çabalamak bir süreç, bitmeyen, sonuca ulaşmak için yapılanların tamamı. Hayatı bırakmak, ya da bazı şeyleri deneyip geçmek gibi bir lüksümüz olamaz, çabalamak ve daha çok çabalamak zorundayız. Hangi arzularla donanırsak donanalım, hangi şartlarda olursak olalım. Yaşama coşkusuna dair arada lafladığım bir arkadaşım "yaşama dair çok fazla ümidim yok" dediğinde ne ülkenin durumu, ne geldiğimiz yerin bir tür "denedim olmadı" hali üretmesine izin vermemeli diye cevap veriyorum ona ekseri. Bir başka iyilik, bir başka iyi hal, bir başka insana omuz, dostanelik üretmek, belki hayatta kimin için ne olacağını hala bile bilmiyor olmak başlı başına yaşama coşkusu, çabalamaktan kaçınmamak için yegane gerekçe olamaz mı?
Ebeveynlerinden önce bu hayattan kopmak gibi bir lüksü olmadığı gibi insanın, bu dünyada hangi iyiliğin içinde olacağını henüz bilmiyor olması bile her yeni güne taze bir nefesle başlamaya sebep. Buna mecburuz, "zorundayız."


















