skip to main |
skip to sidebar
Bu ülkede yaşıyor olmak iyi de; ansızın, yaşıyor olmaktan utanacak hale gelip olan biten tüm bu saçmalığa acz içinde bakakalmak rahatsız edici. FFFFOUND: Image Bookmarking servisi ahlakçı-bizim adımıza düşünmeci muhafazakar bir kafa yapısı nedeniyle Türkiye'de dün itibariyle sansürlendi, yasaklandı. Yine birileri sizin adınıza, iyinin, doğrunun, güzelin ne olduğuna karar verdi.
Bu, sadece adice!
Ya içindesindir çemberin ya da dışında...
Ortası yok.


Bu hayatin miladi 95 sonlari diye biliyorum. 96 senesinde Selpak'ta staj yaparken "bu endüstri muhendisligi beni kesmeyecek" diye dusunup mesaiden sonra sirkette kalip web sayfasi tasarlamaya calismamin beni cikaracagi yoldan bihaberdim. Sabah 05'e kadar sirkette kalir, internette herseyin altin ustune getirir, kaydetmem gereken seyleri disketlere kaydeder, taksiye atlar eve gelir evdeki pcye bosaltir, dusu alip 08'deki mesaide yeniden sirkette masamin basinda olurdum. Toyluk iste, enerji alabildigine yogun. Uyumadan hafta boyu tutundugumu dün gibi hatirliyorum. Bir süre sonra bunye kaldiramaz oldu. Bolum patronu callback yapmayi da ogretti. Insani saatlerde eve gelip, sirketteki networke baglanip callback ile kendi modemimi arattirip sirket uzerinden internete cikardim. Internet pahali birseydi ve daha dial-up ile fahis faturalar odeme donemi baslamamisti. Gece 00'sularinda patron arar "bagli misin cik ben girecegim" der, beni hattan firlatirdi. 16bit jpglere omur baglanan, gezdigim her web sayfasini teleportladigim uykusuz geceler. Bugun fiber optikler uzerinden hayatimi idame ettirecek isi uretebiliyorsam, butun temelini aslinda o gunlerde attim. Uyumadan, ogrenmeye calisilabilecek herseye kulak kesilerek. Bunu niye anlatiyorum, lafi suraya getirecegimden, daha o zamanlar bu evrene "sanal" denilerek bunu kapi disarisindaki hayattan ayirma, paralel bir evren gibi dusunme bicimi hakimdi hayata. Oyle ye baska isimler kullanirdik, kim oldugumuzun onemi yoktu, anonimite bir sekilde onemliydi. Kimseye nerde ne yedigimizi, nerede uyudugumuzu, ne ictigimizi soylemekle sorumlu degildik. Zaten kullanici bilincinin ortak algisi uc asagi bes yukari böyle sekillenmekteydi. Bugun gelinen noktanin kivrimlarinda "ismi-cismi" ile varolmanin bir tür herkesin kendini "marka" zannetmesi ya da "kariyer planlamasinin ilk adimi" sanilmasi isini o zamandan kurgulayanlar da yok degildi. Bunlarla ya da otekilerle, otekilestirdiklerimizle gece gunduz konusur, birbirimize hikayelerimizi anlatirdik. Bu baglanma hali sonra "gercek hayati esir aldi". Aliskanliklar, zaman planlamalari, egilimler degisti. Görece bu degisime muhafazakar bakanlarin, duranlarin bugun o zamankinden daha kati sekilde "baglanmis" oldugunu görünce sadece tebessüm edebiliyorum. "Sanal" diye asagilanan, alt bir hayat, asagida bir yasam formu olarak dudak bükülen bu kablolarla donandigimiz halin bugun daha fenasi kablosuz olarak her statüden insanin hayatini yonetir duruma gelmis halde. Ama biz ya da bazilari, ya da birileri "sanal" ve "gercek ayrimi yapmaktan hala ve hala kendilerini alamiyoruz/lar. Oysa bana göre hayat bundan 15 sene once de gercekti, suanda bu dinamikleri ile de gercek.
***
Sosyal ağların artması, dikine enine her konuda bir sosyal ağın üremesi ile beraber bu mecraların bir yönüyle iş, bir yönüyle hayat içinde konumlanma alanlarına dönüşmesi ve özellikle Facebook sonrası kendini tanımlama biçeminin artik bir handle-name (nick) üzerinden değil direkt nüfüs cuzdaninizdaki ad üzerinden yapilmaya baslandigi bir dönemde internetin ilk zamanlarindaki "anonimite" hali artik kalmadi. Yok denecek kadar azaldi. Cunku artik "kendince" herkes herkesi taniyor, tanimak istiyor ve hayati yasayis sekillerini artik bu "sanal" hayat belirliyor. Gezdigimiz, dolastigimiz yerleri an be an twittliyor, lokasyon bazli servislerden yayinliyor, yedigimiz yemegi aninda notluyor, 1 saat icinde kendimize sehrin filanca kahvesinde bulusacak yeni arkadaslar edinebiliyoruz.
Zamanin devinimi bunu yönlendirirken insanoglunun bunu bir hatla ayirip gercek degilmis gibi yapmasi ve sanmak istedigi bir alan icine sikistirmaya calismasi kendi trajedisi olsa gerek. Yine de anonimitenin internetin en korunmasi gereken niteligi oldugunu savunuyorum. Ne söylendigi, nasil söylendigi ve ne mana tasidigina bakamayanlarin 15 yil once de bugun de bundan sonrasinda da takilacagi sey elbette isimler-cisimler olarak kalacaktir. Takilmaya luzum yok.
Unutmadan, benim adim Zoban. Zoban Ra. John Doe gibi. Ne önemi varsa.

Twitter'a laf atanlarin hepsi Twitter kullanmaya basladi. Bu ulkede garip bir asagilama kompleksi var. Asagilik kompleksi demiyorum bakin asagilama kompleksi. Asagilik kompleksi de ayrica zaten var ama kullanmadigi, bilmedigi, dahasi gercekten hakkinda bilgi sahibi olmadigi seye hemen fikir beyan eden "o da ne, ne halta yarar" diyerek kötüleyen, bunun icin ekstra enerji harcayip kendi istifade etmiyor, edemiyor diye cevresine de propaganda yapanlar var.
Twitter bir mikroblog servisi ve bundan 6 ay once dost meclisinde "ne ise yarar" diye biyikalti gulmeceli soru soran tum arkadaslarim artik twitter kullaniyorlar. En basit ve elestirilen haliyle twitter salt bir ozel hayat ifşa sahası degil. Elbet bu sekilde de kullanilabilir ama peki bundan kime ne? Hangi icerigi, neyi, kimi takip edeceginizin kontrolu sizde iken insanlarin siber uzaya neleri firlattigina neden bu kadar takiliniyor bunun uzerinden araclara giydiriliyor anlamak zor. Hayatta her turlu bilgi kirintisinden, her turlu detaydan birsey kapabilmek, kendi payina sebeplenebilmek mumkun. Cunku bu kestirilemez, ongorulemez ve onceden planlanamaz birseydir. Lazim olan bilgi ile bizi bekleyen, ogrenilecek bilgiler farklidir. Kimden neyi alacagimizi bilemeyiz. Tabi tasamiz almaya ayarli bir dedektor gibi yasamaksa...
Mikroblog kavrami kisa metinler, tek tük fotolar ve kisa ses kayitlarinin paylasilmasindan geliyor. Anlatacaginiz, paylasacaginiz seyi daha dar alanda paslasmadan, kirmadan, dokmeden vermenizi istiyor. Bu yuzden aslinda mikroblog dalgasinin dalga boyunun artmasi ile klasik blog sanayinin sekteye ugradigini soyleyebiliriz. Meram, dert, tasa, tepki dillendirmek isteyenler artik sms kivaminda yazmaya basladi. Bu bizim gibi yazma-okuma sikintisi olan toplumlarda faydali da oldu denebilir. Twitter bu baglamda aslen sms'in webe inmiş hali. Kısa mesaj servisini (sms) de çok tüketen bir toplumuz. Artik 140 karakterde derdimizi anlatabiliyoruz.
Burada aslında Twitter'a baska bir yerden bakmak icin lafa daldim. Wired dergisinin UK edisyonunun Aralık'09 sayisinda The Twitterati baslikli yazida (syf, 24) İngiltere'de Twitter uzerinden uygulama gelistirenlere (-üzerinden derken sunu kastediyoruz; Twitter kendi altyapisinin uzerinden türlü baska kopru uygulamalar, programciklar ve baska türlü fasiliteler uretilmesi icin programlama altyapısını dis dünyaya acik tutuyor. bkz. API nedir-) "ne yapiyorsunuz anlatin" diye sormuslar.
Burada rol oynayan kisileri ve Twitter uzerinden is gelistiren birkac siteyi/servisi derledim:
Remy Sharp (31, Brighton)
Kendi sitesi remysharp.com'da twitter üzerine hack tabir edilen eklemeler, yeni özellikler, eklentiler hakkında calisiyor.
Bill Fischer (40, London)
Twitterjobsearch.com'un kurucusu. Sitenin işlevi çok açık sanırım.
Paul Johnston (32, Milton Keynes)
Twimages.org, kim kiminle konusma halinde, takip edebilmek icin.
Daniel Saxil-Nielsen (24, Reading)
Tweetmeme.com'da front-end developer. Sitenin ozelligi bloglara eklenen bir buton ile artikellerin twitterdan dagitilmasini, tweetlenmesini sagliyor. Herhangi bir linki kimlerin meme'ledigini gorebiliyorsunuz. (Meme, siber dilde bir icerigin tutulmasi, depolanmasi, tekrar dagitilmasi, paylasilmasi isi.)
Daniel Williams (23, London)
Chirpalarm.com, twitter uzerinden saat alarmi kurma. (Henüz tamamlanmadi)
Neil Glenister (25, London)
Tweetminster.co.uk, sizi İngiltere'deki politikacilar, yorumcular ve belli başlı haber kaynaklarina baglayan bir twitter servisi.
Mario Menti (44, Tooting Bec)
Twitterfeed.com'un kurucusu. RSS feed'lerdeki verinin belirlenen zaman araliklarinda twitter hesabiniza gonderilmesini saglayan servis. Blogunuzdaki yazilarin linklerini, bu site ile twitter hesabinizda otomatik olarak paylasilmasini saglayabilirsiniz.
Janos pToth (27, Kew)
Picfog.com, gerçek zamalı twitter foto takipcisi. Dünya uzerindekim tüm Twitter kullanicilarinin paylasilan fotolarin canli takibi.
Iain Dodsworth (35, Silicon Roundabout)
Tweetdeck.com'un kurucusu. Twitter için gelistirilmis bir masaüstü ve mobil twitter client. Twitter websitesinden sonra Twitter'a en cok erisim saglayan kopru.
Tim Whitlock (32, Shoreditch)
Twitblock.org. Twitter hesabinizi tarayarak sizi takip eden spammer kullanicilari, ise yaramaz follower'lari tespit ediyor. Cok acimasiz.
Mattias Gunneras (28, London)
BakerTweet.com. Fırınların taze-yeni ürün çıkardığında twitter hesaplarından bunu yaymalarını sağlayan mutfak-to-twitter uygulaması. Twitter uzerindeki en innovatif çaba.
Andrew Spode Miller (25, Tonbridge)
Journotwit.com. Tweetdeck'in web uzerindeki hali gibi. Twitter'i daha efektif kullanmanizi saglayan bir web arayüzü. Desktop client'i da var.
Türkiye'den şimdiye kadar bilinen Twitter üzerine geliştirilmiş ilk innovatif çaba bir arama motoru pazarlama şirketi olan SEM'in çalışanları için şirket tuvaletine yerleştirilen "tuvalet dolu mu boş mu" uygulaması. SEM'in WC Twitter hesabı (http://twitter.com/semwc) üzerinden çalışanlar ofiste tuvaletin durumunu takip edebiliyorlar ve durumuna göre kullanımı paylaşıyorlar. Bu şüphesiz çalışma süresi ve iş verimine pozitif fayda olarak geri dönüyordur :)
Uzun lafin kisasi kazin ayagi bazen oyle degildir, baskadir. Bakmak lazim.
Bakip gormeye calismak da.

Coco gecen gun "Senin Google Wave'in var mi" dedi.
"Yok" dedim. Durum zaten yukardaki gibi.
Kimse de davet etmedi.
Ben davet edilmedigim yere gitmem, genis degilim o kadar.

Yillarca yabanci muzik dergilerinden okunup "bir gün gitsem" diye kurulan Donington Park'a gittik bu aksam. Cok kolay oldu. http://www.downloadfestival.co.uk/webcast/ sitesinden butun festivali broadcast ediyorlar. Bu kadar net ve basarili bir canli yayini nette ilk defa izledim diyebilirim. Sekmeden neredeyse HD kalitesinde bir yayin. Sahnede Faith No More varken yakaladim. Inanilmaz bir 80 dakika caldilar. Sanrim Eylul'deki konseri kacirmak buyuk bir esseklik olacaktir. Midlifeeeee Crisissssss!

Cevabi onden vereyim, bazen markette rastlasiyoruz...
Okul 96'da bitmesi lazimken bitmemis ben stabil bir 4 yillik ogrenci enerjisi ile ayni tempoda 6. ve 7. yilda bile Mkoy-Avcilar otobusune binip okula gidiyorum. Benden endustri muhendisi olamayacagi asikar. O yuzden 96 senesindeki stajda kafayi Gopher'in acizligine gommustum. Connectionlar, networking, mail trafigi, header'lar, as-400'ler, chat ekranlari, instant messengerlar uykusuz sabahlar olarak geri dondu. Herkesin pirelerinin ucustugu saatlerde yeni birsey hadi daha yeni birsey ogrenmeye calismak. Ertan Kurt (aka. Cronos) istisnasiz 12 yildir hayatimda. Ilk gun "Bak su program cikmis kurcala" dedigi enerjisi ile o da beni 12 yildir besliyor. Buyumeyen bir cocuk o. Baska kahramanlar da var. O 6.-7. yillarda otobus yolculuklarinin vazgecilmez gazetelerinden YeniYuzyil. Muhtelif zamanlarda Radikal. YY'da Hasan Yalcinkaya'nin Chatkapi kosesi. Bir sabah Disguast'i yazdigini gorunce eve donuste mail atmistim, tanismistik. Ugrastigim websitelerini yillarca host ederek yardimini esirgememistir. Mutevazi, ama webe yonelik enerjisini ve sinerjisini de her zaman kendi bunyesinde tutmayi basarmis, mulayim isler yapmis bir adam. Kedi gibi bir adam derler ya o hesap. Sonralari koptuk. Web de zaten 2.0 oldu o ara. Web 2.0 olunca bizler de mi kaybetmis sayildik bilemiyorum ama 97-01 arasi siber uretkenlik bana kalirsa en tavan donemindeydi. Yazanlar da o donemler daha verimli yaziyorlardi. Radikal'de Serdar Kuzuloglu'nun yazilari giderek tutku halini almis, is sadece internet kulturu degil, sistem elestirisi ve duzene atilan yekpare tokatlar olarak yankilaniyordu 78in koltuklarinda. O otobus zaten baska turlu de cekilmezdi. 00'de Yurtsan Atakan'la star.com.tr projesinde calismadan once ara sira maillesirdik. Disguast'in siki takipcilerindendi. Bir gun is teklif ettiginde, hirpani yazilarima asina oldugundan plazadan iceri girerken "Seni buralara soktum ama " diye pis pis gulumsedimisti. Sabahlari külüstür bir amerikan arabasi ile birlikte giderdik Etiler'den ise. 17 gun eve gelmeden masalarinda yattigimiz plazada ayaga dikecegiz portali diye yeri gelip Hintli Nithin Potdar'a Polat Otel'de 5 saat IPS demonstration munasebetiyle katlandigimiz bile oldu. Ne acaip gündü. Sirkete IPS'i satmaya calisan firmanin gurbuz elcisi bikmadan sikilmadan bize bir content management tool'unun yaptiklarini anlatiyordu. Odadakilerin olaya fransiz kalmalari kacinilmazdi. Hakkaten bir Kuzey Can vardi ne oldu ona? Sonucta IPS alinmadi, Effect Multimedia rivayetlere gore 500bin$ a CMS yazdi ve satti. Uzan'larda para boldu ve TR'de bir portal projesine 1,5M$ a yakin para harcandi. Geriye hicbirseyler kalmayacakti, birkac yil sonrasinda... O tavan yillarda Beseri Durumlar ile parildayan gunes Sahin Artan, Yurtsan-Hasan-Serdar ile olusturulan online-quadricepsin en onemli lifiydi. Hatta yanlis hatirlamiyorsam, bir Compex'de Harbiye'de bir oturuma, Cem(bildirgec.org) ve Hasan (hafif.org) ile birlikte gitmistik. Yurtsan, Sahin ve Serdar da oturumdaki konusmacilardi. Cok eglenceli, bol soru-cevapli, TR'de İnternet Nereye Gidiyor edali bir gun olmustu. O zamanlar social media yok gibiydi, web tabi ki 1.0'di ve Almanlar ADSL hizlarinin artirilmasi icin henüz sokaklara dökülmemisti. Yurtsan, eskisi kadar yazmiyor. Net uzerindeki etkinligini F klavye tutundurmaciliginda birakti. Severim, o da bir baska kedi gibi adamdir. Serdar K, nami diger Myk Media bugun o donemlerden kalan en aktif zincir. mykmedya.com'da, yillar once yazilarindaki detaylari canlandiriyor. Okuduklarimiza sahit kiliyor. Ben yine de merak ediyorum, Sahin Artan nerede? Niye markette gorunce selam verirsem istifini bozacagim endisesine kapiliyorum. Neden Beseri Durumlar gibi, zaten milletce turkce icerik uretme kabizligimizin nette baki oldugu bir ahvalde yazmayi ve uretmeyi birakmistir... Sahi bir Türk İnterneti diye tutturan Levent Bali vardi. Kahramanim degildi ama. Friendfeed'de goruyorum, hala yasiyor.. Medyatext ölmedi, kalbinizde yasiyor...

NE ACAIP SEKTORSUN SEN WEB
Sektor lafina da alisamadigimi bastan belirterek girmeliyim. Somut bir urune yansimadigi, soyut bir urun insa edildigi icin zaten galiba kiymeti harbiyesizligi de bundan menkul mu ne.. Yine de bence nedeni baska. Ben hayatimda bu kadar itibarsiz, bu kadar ne idugu belirsiz gibi lansolan, aşkolan, meşkolan bir is gormedim. Ilk printerimi almak icin bir yaz yaptigim 3 aylik hurda cam toplama isi bile daha itibarli mi neydi.. Insanlarin merakini celbedip uzerine konustuklari birsey oluyordu. Bugun ne acaip ki weble ugrasiyorum, isim budur, 96dan beri hasir nesirim dedigimde "aa ben de web sayfasi yapiyorum" diyorlar. Ya ben miknatis gibi surekli "sektorden" insanlara rastliyorum ya da gercekten herkes "webci" be abi. Tonla vakaya tanik olmusumdur ama en sonuncusu zaten bu tellendirmeyi yazilamama neden oldu. Aksam bir cocuk ne is yapiyorsun diye sorunca, ben alayli olmanin getirdigi elicekinirlikle "web, grafik, tasarim, site, sayfa and the heartbreakers" gibi kelimeleri siraladim. Der demez soyle bir cevap aldim:
"Aslinda muhendislik okudum. Kriz var biliyorsun, bos oturmiyim diye, web sayfasi, banner yapmaya basladim" dedi cocuk. Yani hastaneye gidip, doktorlara tedavi olup hatta bir sure gecirdigin rahatsizliga dair cok sey bilmeye basladiktan sonra kimsenin kendisine ben artik doktorum dedigini gormedim. Ama eli klavye tutan, mouse kullanan ve program install etmeyi beceren herkes grafiker, web tasarimcisi.. Coder olmaya bunlar yetmiyor tabi. O yuzden programcilar rahatlar. Gerci ne urettikleri mechul "coder"lar da var. Onlarin da bir cay alip, VisualBasic ekranina bakan yeni .net'ciler oldugunu dusunuyorum. "Acik" abicilerin alayi mental olarak zaten uretkendirler... Neyse velhasil ne guzel sektor bu sektor "herkeseeee ekmek var su var tarak var torba varrrr... gehhh emmoglu"... -
08-09 Agustos 2008 tarihinde Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü Büyük Konferans Salonu'nda RIA (Rich Internet Applications) ve Web 2.0 konferansı...
http://www.riatalks.com/istanbul

Teknosohbet.tv ile baslayan seruven artik bir webtv-networkune donusmus durumda. Bu isin arkasinda, Türkiye'nin internet deryasinda "bu adam durmadan calisiyor ve uretiyor" listesinde adi en tepedeki isim, Serdar Kuzuloglu var. Fi tarihte, online yayincilar-gazeteciler'in oldugu bir kapali devre mailing listte kendisine sallamamdan 45 dakika sonra 3-5 km otedeki binadan kalkip bizim binaya gelip "birader sen miydin onu yazan" diye gardini alan Serdar K, 30 Temmuz 2008 Çarsamba aksami 17:30-19:00 saatleri arasinda eTohum organizasyonunda, Profilo AVM'de Schiller Cafe'de Televidyon.com'u anlatacak.
Bu sefer ben gidiyorum, o günün hatrini sormaya:
"Birader Serdar K sen misin, Sahin K ile akrabaligin var mi?"
***
Grundig'in bir reklami vardi: TV'den bir el cikip tvnin kapama dugmesine basiyordu. O yillarda Kislaonu'nun karsisinda, suan Plaza Hotel'in oldugu binanin duvarinda da bu temali Grundig reklami vardi. Her gectigimizde bir elin binadan cikacagini dusunurduk ufakken. Bunca zaman gecmesine ragmen Serdar'in birgun tvden kafasini cikarip odada bitecek olmasini dusunmek, Grundig gibi...
Televidyon.com, bir web-tv networku. Webtv nedir? Sadece internet uzerinden yayin yapan televiyon kisaca. Suan bunyesinde DanDun, Kafa Kafaya, Teknosohbet ve Webrazzi'yi barindan bu "ağ" (Burak Arikan'i selamlarim:), zamanla farkli tematik kanallari da barindirmayi amacliyor. Eger siteleri ve programlari inceler, siz de bir baska konuda ya da alanda bir program yaparim diye dusunurseniz, Televidyon.com ile kontakt kurabilirsiniz. Teknosohbet'te Serdar ile Timur'un karin agrisina sevkeden geyiklerini ve Kafa Kafaya'da sevgili Cyrus aka. Burak Bayburtlu (www.burak.com)'nun incelemelerini kacirmamaya özen gösteriyorum ve gelecek-tv-yayinciligi webtv'de diyorum.
Televidyon.com, bir MYK-Medya icraati.
Bir de ekliyorum, Serdar K bu ulkenin Serdar Kuzuloglu'su, Cyrus da bu ulkenin Burak Bayburtlusu'dur diyorum. Diyorum da diyorum...

95'den beri dönem dönem kismen bir sirkete bagli, kismen tamamen bagimsiz islerle istigal ediyorum. Freelancer olarak calismanin en buyuk arizalarindan biri bir ofise sahip ol(a)mamak ya da olmayi tercih etmemek (what a corporate identity). Home-office tabir edilen ve son yillarda gittikce yayginlasan calisma sekli, turlu dezavantajlara sahip olsa da artik cogu kisinin aklini celen ve "bigboss" baskisindan kacanlarin siginagi haline geldi. Cogu kisi beceremeyip yine çakılı, mesaili islere geri dönse de bir kere freelance olmayi hayatina yedirmis bir kisi kolay kolay bu calisma formundan vazgecemiyor. Zaten bir süre sonra metabolizmayi patronsuzluk ya da kendi patronun kendin ol sendromu esir aliyor. Fena da olmuyor.
Lakin yukarda da soyledigim ofis sorunsalinin gecen gunlerde bir cesit uygulama ile cozulmus oldugunu gordum. Musteri ile disarda bulusmak, brief (ouvvv bırif) almak, işi göstermek, ara toplantilar yapmak icin cafeleri (acildiktan sonra Starbucks'larin toplanti masalarinin oldugu köşeleri) kullanmak tercih ettigim bir yoldu ama sabahtan gidip aksama kadar bir mekanin oturma gruplarini, masasini, internetini ve barkosunu "kendine ofis yapmayi"pek akil edememistim.
Gecen gun Profilo Schlotzky's de Sami ile bulustum. Oturdugu masada 2 kisi daha vardi. Bir toplanti yaptiklarini zannederek, bir baska masaya yöneldim ama masadakiler toplantida oldugu kisiler degil, Sami ile ayni masayi gun icinde ofis olarak paylasan kisiler oldugunu anladim birkac dakika sonra. Biri bir teknoloji firmasinda satinalmaci, bir digeri bir multinasyonel hardware firmasinin tr mumessili. Musteri ile orda bulusuyorlar. Bir ofis tutmaktan daha ucuza geldigini soyledi Sami. Gunluk 30-35 lira ile cikilabiliyormus. Ofis ve giderleri ve tasasi ve dertleri yerine, musteriler gelince onlara ikram, kendin yedin ictin bir parca birsey... Profilo'daki Schlotzky'nin de yeri bunun icin bicilmis kaftan.
Mobil ofis kavrami boylece daha da gercekle bulusuyor.
Notebook, canta, kontaktlar, cep telefonu ve sokaklarda calisma arzusu.
Istanbul'da kesfettigim benzer mobil-ofis mekanlarini buldukca buraya ekleyecegim...
geocities ile beraber 95-99 yillari arasinda cile cekmis eski servislerden biriydi.
eski guzel guvenilir fazla kaos olmayan zamanlarin yadigar servislerinden biri. hala o kafadalar ki 99'da yaratilmis hesabin sifresini unuttum diye mail atinca cikarip verdiler, hic sen kimsin, bu hesap sana mi ait nerden bilelim diye sormadan. vay dedim ecnebi de olsa seni guvenilir bulmasi acaip bir dostanelik. sevgiler fortunecity kiymetini bilememisiz o ayri

Classmate'den beri baslayan bu "okul arkadasini bulma sevdasi"ni pek anlayamadigimi söyleyebilirim. Turkiye'de okul arkadasliginin hayatin sonraki evrelerinde devamliligi olmasina etken tek tespitim okul formati ile alakali, eskiden beri. Tam gün egitim yapan kolejlere karsilik yarim gün egitim yapan devlet liselerindeki cikan arkadasliklarin, 40 yillik kahve hatiri kivamina karsilik patetes kivaminda olmasinin nedeni tamamen bu okul tipi. Devlet liselerinden cikmislarin, lise arkadasligini uzun yillar sürdürebildigine pek tanik olamiyorum. En azindan lisede bizim kolej kivaminda, St.Michel, St.Benoit şutlangaçlarının da toplandigi 23 kisilik azili "kolej" tipi devlet lisesi sinifindan bile hatirladigim, gorustugum kimse yok. Bir Deniz Ensari var, onun da izini kaybettim, Uykusuz'dan takip ediyorum visamlordumu. Bogazici Universitesi'nin bahcesinde yuvarlandigimiz günler bile en az 10 yil geride kaldi. Fettan kizlar Havva ile Saadet'in suan hangi adamin hayatina kabus gibi coktugunu merak ediyorum. 11Mat-D, Etiler Lisesi'nin ayricalikli bir sinifiydi. "Bonjour Madame..."
Dün üniversiteden sinif arkadaslari ile bulustuk. Bir Facebook ritueli olarak "sinif arkadaslarini bulmak ve bulusmak". Kendimi bu sabahin erken saatlerinden ogle arkasina kadar sürecek aktivitenin organizasyonunda nasil buldugumu bilemiyorum. Sami ile zaten okuldan sonra kopmadik. Birkac kisi gorusuyorduk arada. Dellenip, milleti 12 yil sonra bir araya getirelim dedik. Coluk, cocuk, is güc sahibi olunmus karma bir kalabalik. O siniftan normal sartlar altinda oda sicakliginda mezun olamamis 3-5 kisiden biri , 14 yilda daha yeni mezun biri olarak cok sevdigim dostlari bulmak ve bunun icin bir kahvalti organizasyonu yapmak. Araci olanin bu internet icinde internet denilebilecek gelismis sosyal ag Facebook olmasiyla, surec hizlandirma, cok kisiye ayni anda ve basitce ulasma olanagi ile esen bu nostlajileme ruzgarinin nasil kisa bir zamanda paraya donustugunu gorebiliyoruz. Guzel ve obur bir kahvalti yaptik. Belki bu 15 kisi bir pazar sabahi böyle bir kahvalti planlamayacak ve bu kahvaltida en azindan 2 ayda 1 tekrar toplanma ve bir yerde tekrar obezleme karari almayacakti. Bu yeni ekonomik dalganin, siber mecradan bizzat mekan kasasina akan katkisi iste. Ayrica cocuk yapmanin zamani geldi galiba...