skip to main |
skip to sidebar
....
Günler ağır.
Günler ölüm haberleriyle geliyor.
En güzel dünyaları
yaktık ellerimizle
ve gözümüzde kaybettik ağlamayı:
bizi bir parça hazin ve dimdik bırakıp
gözyaşlarımız gittiler
ve bundan dolayı
biz unuttuk bağışlamayı...
Varılacak yere
kan içinde varılacaktır.
Ve zafer
artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar
tırnakla sökülüp
koparılacaktır...
N.H.R
Ivet'e...
Tüm saatleri durdurun, telefonu kesin,
Köpeği havlatmayın arkasında sulu bir kemiğin,
Piyanoları susturun, ve çalarken boğuk sesli davullar
Tabutu çıkarın dışarı, gelsin yas tutanlar.
Uçaklara inleyerek daireler çizdirin göklerde
Yazarken bu haberi, "O öldü." diye,
Siyah fiyonklar takın beyaz boyunlarına güvercinlerin,
Trafik polislerine siyah eldivenler giydirin.
O benim Kuzey'imdi, Güney'imdi, Doğu'mdu ve Batı'mdı,
Çalışma haftam ve Pazar rahatımdı.
Öğlem, gece yarım, konuşmam, şarkım;
Sevgi sonsuza dek sanırdım, yanıldım.
Yıldızlar artık gereksiz, söndürün hepsini
Ay'ı paketleyin, parçalayın Güneş'i
Dökün okyanusu, süpürün ormanı
Artık hiçbir şey güzelleştiremez hayatı.
W.H.Auden
Hep uyuyordu, gidiyordu
Hep çalışıyordu, dönüp bakmıyordu
Hep bağırıyordu, ılık sessiz
Hep sanrıda, hep hep hep
Hep oltada, hep hep hep
Sabah oldu, hep aynı hep
Akşam oldu, hep aynı hep
Hep gidiyordu, gelmiyordu.
gene hüzün var içimde
gene yüzün hiç bakmıyor
yine gözünde hiç ışık yok
yine bulutlar hiç...
gitmiyor, gitmiyor, gitmiyor
gene hüzün var içimde
gene yüzün
kalbimin atışları
gene yüzün, hiç
gitmiyor, gitmiyor, gitmiyor
insanlar birazcık vefasız
biraz da unutkan
ve aptal.... aptal..... aptal.....
insanlar birazcık unutkan
biraz da vefasız
ve aptal.....
(ref. ymori)
509 gün sonra

cinnet-ül azim
tekleme, rektifiye bir hayat
tekleme, bir bekleme degil
bekler gibisin bir ani
an gelince, tekleme
sekte, nefesin en sonuncusu
bekleme, sektede
tekleme, tek tük
yoklama,
burdayim, uykusuz sabaha kadar
tekleme ve sekte
nefes ve sizi
bekleme kimseyi
kimse beklemesin
son yoklama, burdayim
1100 gun sonra bile
sen miydin o, yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat–sevicileri
derdim gülüm insan arasına çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi
kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş, altın zincir, fasulye pilakisi
ardımızda görevliler, ekipler, hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardım seni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki
başucumda bi sen varsın bi de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
can yücel
"...ayrılık ulkesinde delikanlilar, biyiklari dişlenmekten uc vermez gibi
ne garip, ölmek saniyor çocuklar geceleri
o denizlerde balik tutmak, marti olmak bize göre iş değil
bir kartal kanadı olmak isteriz dağlarımızda bir biraksalar
bir biraksalar ay isinin percemini daglara dusurdugu o aydinlikta
en guzel ciceklerle kucaklayabiliriz sizi…"
y.odabasi