Wednesday, September 30, 2009

305km/h

Madem her canli ölümü tadacaktir, o zaman 305km/h'i de tatsin...


ThinkGeek

ThinkGeek Package

ThinkGeek'ten bir siparis verdim. Ne talih ki, ondan 2 gun sonra Caglar'la Emirgan'da bir aksam cayli kadayifli laflarken "Aa ben de gecen hafta verdim" dedi. Fermuari acip icindeki tshirtu gösterdi. Ayni pakede versek kolbörettin shipment odemeyecegiz ($70). Ustelik felaket bir guvenlik teskilati var. Kredi karti ve government ID (nufus cuzdani ya da ehliyet) scan'i istiyorlar. Bunu 10 gun kadar salladim, hatta bir ara iptal etmeyi de dusundum. 25'inde yolladim istedikleri belgeleri, 27'sinde paket Istanbul'daydi. Muthis degil mi? Wi-Fi Detector Tshirt, LinuxuniL, There is no place like 127.0.0.1, Watchmen, ve Sata/Ide/Scsi diskleri makine icine takmadan USB'den baglamayi saglayan bir adaptor-box.

Topkapi'ya selam olsun....


ThinkGeek Package ThinkGeek Package

Vespa #29: Kuzu Hastanede




Çalinan öndeki logo, yumusayan frenler, degismesi gereken ön balata, kirilan arka stop ve sinyal lambalari, acma kapama ayagi burkulan on kucuk bagajin tamiri icin Kuzu bakimda. Biraktigim dükkandan eve yürüyerek döndüm, cok fenaymis yaya hayati. Yukardaki fotolari da ElBurrito yolladi, Porto'da cekmis sevgilisi. Serviste sey dediler "Bu ufak gelmiyor mu, 250'lik verelim size". Verin tabi, bir de 250'lik verin...

Tuesday, September 29, 2009

Semirme: False & Anoreksi: True


Semirmis bir ailenin aile fotograflarina bakiyorum Flickr'dan. Nasil onume dustugunden haberim yok. Zaten bu networkinge akil sir erdiremiyorum. Ne kadar kacsam o kadar kovaliyorlar beni. O kadar sikildim ki herkesin birbirini tanimasindan, ama az ama cok herkesin birbiri hakkinda kanaatkar olmasindan. Tumuyle bu pespayeligin icinden siyrilmak icin sehir hayatini terketmek gerekiyor. En uzak durmaya calisani bile vuruyorsa, bu virus gibi yayilmistir. Bu tanismacilik, bu her boku bilmecilik, bu herkesle konneksinlamacilik bana buhrandan baska birsey getirmedi bugune kadar. Varsa yoksa kimlik telasi, ad san soy sop, o onun nesi bu bununla kac kere yatti, iliskiye girerken secere dökümüne göre hareket eden sefiller. Nüvesinden, kumasindan, ipliginden yapilan o rezalet ötesi cikarimlar. O garip kahvehane dedikodulari, o igrenc laflar. Zannediliyor ki kulaklara erismez. Kimin yataginda ne anlattigina cok emin olacaksin bu alemde. Dijital teknolojisi var, arsivleyicisi var, videosu var, sesi var, dokumanlisi var. Gel gör ki böyle gidersek, ilerdeki bir kac dügünde toplu katliam arzediyorum, öneriyorum, görüyorum, biliyorum:

- Bu gocuk kimin? Bu kaban kimin? Bu ayazda acikta kalan pürüssüz kimin?

Ne kadar hiyar bir ailen var diyemedim.
Ömrünüz köpek gibi calisip, calistiklarinizla aldiklarinizi gösterme telasi ile geciyor.
Nasil kactim bilemiyorum da. Sagligima duaci varmis, ciksin ortaya...
Ustelik icinde yasadigim toplumun sefilligini goremiyecegim de nerenin görecegim allahaskina, rica ederim.

Monday, September 28, 2009

Knowing: "Lucinda, this is your idea?"





Kadin gittiginde kendini ickiye verirsin, ne nedenle gittiginin onemi yok; uykusuzluk baslar, ritm bozulur, hersey savsaklanmaya devam eder, tembellik, hastaliklar, felaketler arka arkaya gelir, kehanetler, fikirler, tum ruhsal bozukluklar, hastane kapilarinda sürünme, dünyanin degisen duzeni, gundelik degisen yasam, tonlama eksikligi ve sonra afetler.... Gunu, saati belirli felaketler. Hepsi daha önceden planlanmis gibi gelen, olan bitenin kurgusu seni deli eden bir afetler ve felaketler zinciri. Bunlar deterministik mi? Yani bu hayatta herseyin bir sebebi mi var? Yoksa hersey rastgelecilikle aciklanabilir mi? Olan-biten hersey aslinda tamamen rastgeledir. O halde?

Friday, September 25, 2009

Wednesday, September 23, 2009

L'Instinct de Mort & L'Ennemi Public N°1

Ardi ardina izlemek icin 3,5 saate,
hayata dönmek icin 3,5 seneye ihtiyaciniz olacak...



- Nasıl hareketlerdi onlar? Terbiyen nerede?
- Ne terbiyesi?
- Arkadaşımın önünde kıç sallaman.
- Sana ucuz bir orospusundan başka ne diyebilirim ki.
- Nereden çıktı bu?
- Seni nereden aldığımı hatırlatmam mı gerekiyor?
- Beni satın mı aldın? Hiç kimse beni satın alamaz!
- Biraz parayla kim olsa alır.
- Sana satılık olmadığımı söyledim!
Asla satın alınmayacağım! Bana biraz olsun değer verseydin böyle konuşmazdın.
- Saygıdan mı bahsediyorsun? Gel buraya!
Saygıdan bahsederken arkadaşımın önünde bir orospu gibi davranıyorsun.
- Ne arkadaşı?
- Kapa çeneni! Beni dinle.
Hapishanede benimleydi. Hapishanede! Bu yeterli.
- François arkadaşındı ama son karar hep senindi. Yalnız olmanın sebebi bu!
Sonun bu... Yapayalnız!
- Neden? Beni terk etmek mi istiyorsun?
- Sen neden bahsediyorsun?
- Sylvia, artık beni sevmiyor musun?
- Beni yalnız bırak.
- Artık beni sevmiyor musun?
- Buradan gitmemizi istiyorum. Gitmemizi.
- Gideceğiz, tatlım.
- Hep yalan söylüyorsun.
- Hayır.
- Hiçbir yere gitmeyeceğiz, seni öldürecekler. Öldürüleceksin.
- Hayır, kimse ölmeyecek.
- Söz ver.
- Söz veriyorum, kimse ölmeyecek.


Tuesday, September 22, 2009

The September Issue



Dünyayi yöneten birkac insandan biri: Anna Wintour.
300 milyarlik moda endüstirisi Wintour'un dudaklari arasinda.

Moda bir geri dönüsüm kutusudur!

Dergicilik tarihine en agir ve en külçe dergi olarak geçmiş
Vogue (US Edition) Eylül 2007 sayısı üzerinden bir Vogue belgeseli.

Kalın dergileri severim, kafaya gecirmek icin idealdir.




www.theseptemberissue.com

Istanbul to Rome


Vay babayin sarap canagi, bilet fiyatinin guzelligine gel...

Nonda, Monaco'dayken bize ASY'de cok fena bir gol cakmisti dedi Giovanni. Bilmez miyim dedim, GSTV döndürüp duruyor o maci. Nonda da bizim adam diye mi nedir, hos Hagi'nin bazukasidir o mac ama, o Nonda'in golü gordukce bogasim geliyor. En azindan bizim kadar baskalarinin da bogasi geliyordur. Ilk 11 cikmadigin maclarda toplam 5 gol atmissin. Ligde senin attigin gol kadar gol atamamis takimlar var, birak golcüyü.

Neyse bunlar izafidir, gelir gecer derim. Ama an, an iken keyfini cikarmak lazim. Twente bizim 10 senedir yapamadigimizi yapinca Bayan A'ya bir mesaj dosedim telefonuna, "Valla umrumda degil suan Sicilya trattoria'da takiliyorum, kahvem ve sigaramla" diye geri döndü. Hayat onun valla, ne ara gitti bilemiyorum ama habersiz gidebilmek, ansizin gidebilmek ya da cok kisa oncesinden planlayabilmek güzeldir.

3 saat kala bir telefon trafigi döndü. Nedir gidiyor muyuz dedim, agzim burnum tikali geberiyorum ama takim sehirde iken bana maci tv'den izlemek kadar zul gelen birsey yok diye ekledim. Emekli olduk da bu kadar degil be kardesim. Giovanni disinda "Ben giderim" diyen cikmadi. Biri raki balikta, biri evde kusuyor, biri romans yapmis evde sarap acmis. Sonunda olan zaten sarapcinin yanina cokmek oldu. Isi gücü -bazen ne kadar muhim olduklarini merak ederim- takip icin aldim tum mobil is istasyonlarimi ben de birkac parca mezeyle -o'nsuz olmaz- yarim kalan raki sisemle bulustum. Pana macindan kalmis agzi acik bir 20'lik. Yetti de zaten, 2 duble. Fazlasi zarar ziyan. Kararinda iceceksin bu mereti.

Baskan gorundu tribunlerin üstünde, hele gol sonrasinda saydiran bir AS vardi ki, tum macin ve bu tiyatroya isyanin özeti gibiydi. Butun sicilini temize cekti bir anda, salonda oturan herkesin gözünde. Hakemin ucani kaleci sanmasi teorisi en güldügümüz sey oldu Fox ekranlarinda. Digerlerinde de kesatligi asan bir vaziyet yoktu. Ridvan tutulmus yine Nonda'ya, simdi de onu parlatmanin pesinde. Kendince bir vasat belleyip ona fazla deger atfedip, bunla ilerde bir batak yaratmaya cok fena oynuyor. Bugun savundugu ve cok iyi dedigi Nonda'nin aslinda ilk 11 ve 90'lar boyu oynasa sicacagina kani, bence. Bu yüzden aslen inanmadigi seyleri parlatmaya bayiliyor. Ama ona gerek de olmuyor, Giovanni, gecen sene Kadikoy'den beri tutuldugu Nonda'yi artik sevip oksuyorsa, Seytan'in Avukati'na luzum yok bizim salonda. Yine de dinlemesi keyifli. Hangi derede kayik sürecek diye... Ne sular getirecek bize.

48 civarinda uzun koltuga uzanip bu mactan umudum yok bu kadar kötü oynanmaz diye kafayi gömdügüm oldu, itiraf etmeli. Yine zaten ez-90 dakika, netice itibariyle ortada halen bir oyun olmadigi, hele hele takim oyunu olmadigi asikar. "Öfke suratli cocuk" reklamlarin gazindan cikip, "Yerli Maradona" tandansindan siyrilabilirse takim oyunu oynamaya tekrar baslayabilecegiz. Hersey onda bitiyor. Su aralar istemiyor. Bir derdi var, çözmeli. Tum pas trafigini bozan, ilerde tum organizasyonlari savsaklatan da o, farkindadir belki, kendisi, bir nebze. 3. hareketi yapmasina imkan taninmamasi gereken Kader'in, cakma Sancak'la ne dialoguna girdigini bilmeden pek yorum yapmanin alemi yok, ama hareketli ve oynak ya bu delirmisligin illa bir GS'üzerinden'gecirmeli önyargilamasi olur. Sen tutulmussan zaten sana kasi, gözü, saci, kili, tüyü de gerekce olabilir. Hic farketmez.

Bu memlekette isini sessiz sedasiz yapip, "benim adim Hidir, elimden gelen budur" siarina uymaya calisip da bir türlü dikis tutturamayanlara Florya'da Nonda'dan özel dersler verilebilir. Her ne kadar yine mac sonu Giovanni merkezli bir pislesme ile Nonda'yi "girlfriend" ile google'lamasi, bu hala izi kalan tutulmanin ifadesi olsa da "Ne yakisikli cocuk aslinda, beyaz olsa baska olurdu" irkciligini da kadehlerin kule oldugu masanin duvarlarina topluca salmaya engel olamadık. Iyi golcü ayni zamanda iyi de fucker olur hala ve hala cok gecerli bir tespittir futbol-hayat duzleminde.

Gidisin iyi gidis olmadigi asikar ama düserken tekme atmak da güzeldir be kardesim. Ne kadar kavga etmeye cok meyletmesek de apartmanin kapisindan girerken camda aksini gordugum hayale anahtari cevirirken söyledigim gibi: "Esitlik mezerda olur. O zamana kadar savasmak ve öldürmek zorundayiz..."

***

Mac bitti. Cay koyduk. Niye kek alinmadi diye birbirimize girdik. Sarapci, nerden geldigi belirsiz beles cikolatalari saydim gece boyunca bize 5 kere ittirmeye calisti. Ben tuvalete giderken bir tane aldim. Lupita mactan sorna kipirdamadan ölü yaprak yatisinda 2 saat uyudu. Sonra kalkti, uyumasi daha faydaliymis onu tasdikledi. Ben arada haikular yazdigim H. ile bodoslama yuvarlaniyordum Tweetdeck ekraninda. I dont iPhone dedim, döndüm bir ara "haiku ne lan" diye google'ladim. Ha dedim tamam, ben yaparim bunu. Basladim haikular yazmaya. Tam benlik, hatta daha once haiku yazmisim. Bundan sonra blogda ara ara haiku yazacagim dedim. Sonra olaylar gelisti... Gelisti de bana mi gelisti, orasini bilemiyorum.

Öleceksem
bir futbol maci 90'inda
öleyim.

Leylim ley, leylim ley.

Eet bu bir haiku ve benim hala cin yagi sürmeme ragmen gebermekte olan bir vucudum var. Sonraki 90'dan önce olmamali birsey...

Monday, September 21, 2009

Sütlü Günlüğü #006

Sütlü cephesinde yeni birşey yok. Eve gelen herkesin sordugu tek ve ayni soru:
"Bu böyle herkese yabani mi?"



Kralice inzivada, Sütlü Mahruki, Jedaylu Atakta, Dont Drink and Mirnav

Canını Sıkan Birşey Var Mı?

Var tabi, Galatasaray maci kaybediyor, 1-2. Durum cok kritik...

Sunday, September 20, 2009

The Damned United


Huysuz, aksi, asabi, ukala, kendini begenmis Brian Clough'un teknik direktorluk kariyerini ya da daha ozelinde demek gerekirse Leeds United basindaki 44 gün'ün öncesi ve sonrasini anlatan bir dönem filmi. David Peace'in ayni adli romanindan uyarlanan filmin yönetmeni Tom Hooper. Frost/Nixon'daki basarili oyunculugu ile eski dönem filmlerinin saglam yüzü Michael Sheen bu filmi de sirtlayip götürüyor. Clough gibi bir adami oynama cabasi ise basli basina bir is.
Az önce bitirdik filmi ve sadece sunu düsündüm:
Bu dünyada bu kahrolasi oyundan daha heyecan verici baska bir sey yok.

***
Derby County baskani koridorda B.Clough'a firca atarken:


Sana iyi bir tavsiyede
bulunacağım, Brian Clough.


Ne kadar iyi ya da ne kadar
zeki olduğunu düşünürsen düşün,
televizyonda ne kadar afilli arkadaşın olursa olsun,
futbol dünyasının gerçeği şudur:
Başkan patrondur, sonra yöneticiler gelir,
sonra kulüp sekreteri, sonra taraftarlar, sonra oyuncular,
ve nihayet, hepsinden sonra,
bu yığının en dibinde, en altın da altında,
en sonda, hepimizin onsuz yapabileceği,
koduğumun teknik direktörü gelir.








Friday, September 18, 2009

Face à la mer

Sevgilinizi alin ve kacin gidin...

Thursday, September 17, 2009

Hell is Around The Corner

Görüntüyü netleyemiyorum. Arada oluyor.
Bu esnada hayattan kopuyorum.
Gelen telefonun ekraninda arayani görememekle baslayip, e-maillere cevap yazamayacak kadar ekrani görememeye giden bir yol.
Nefes alamadigim bir carpinti sekansini da ekleyince,
bosalma anindaki kisa süreli öteki tarafa gidip gelme yolculugu olusuyor.
Bir kez degil çok kez ölmek, gibisi yok...
Cehennemin tam kosesindeyim.

my brain thinks bomb-like


Orhan Atasoy Gemisine Binip Gitti

Bir an için çıksam hayatından....







bir an için çıksa
hayatımdan
yanık tenli omuzunda
haykırsam maziden, uzaklardan
şu anda yanımda

deniz rüzgara karışmış güneşte
martı sesleri vardı gülüşlerde,
gülüşlerde,
gülüşlerde...

sen geçerken sahilden sessizce
gemiler kalkar yüreğimden gizlice
sen geçerken sahilden sessizce
gemiler kalkar yüreğimden gizlice

bir an için çıksa
hayatımdan
yanık tenli omuzunda
haykırsam maziden, uzaklardan
şu anda yanımda

deniz rüzgara karışmış güneşte
dalga sesleri vardı gülüşlerde,
gülüşlerde,
gülüşlerde...

sen geçerken sahilden sessizce
gemiler kalkar yüreğimden gizlice
sen geçerken sahilden sessizce
gemiler kalkar yüreğimden gizlice

German Pussy

Rammstein yeni klibini alisilmadik bir yoldan ortama salarken,
03:07'de bizim buralara da selam ediyor.
Hareket böylece layikiyla globallesmistir.
http://www.visit-x.net/rammstein/

Tuesday, September 15, 2009

Oldies Not Goldies: Nike


via GizMag#6

Bahia Salsa ya da Çoban Salatası


Sizin ak dediginize dünyanin baska bir tarafinda tarak diyebiliyorlar.
Bahia Salsa, yani bize gore Coban Salatasi hatta Kasik Salatasi.

Garlic Press from Kuhn Rikon



Bu sarmisak presleyen aletlerin en büyük sikintisi, o delikleri temizlemek. Easy-to-clean diyor ama pek inanilasi degil. Ve tabi en büyük falso, bu aleti bulasik makinesine atmak. Saf, billur gibi sarmisak kokusu sinmis bir obek bardak, canakla bulusmak..

Chupa Chups Cascos



Monday, September 14, 2009

İyi Seneler Londra



Üçlemenin ilk ayagi. Londra, Boldvadin, Istanbul ücgeninden gececek hikayenin ilk ayagi, Londra... Ali Atay ve tiplemesinin kiran gercekliginin ötesinde gergin ve keyfiniz yok ise bu filmi izlemeyin. Elbet izleyecek daha sair bir zaman üretebilirsiniz. Op'la Zo'nun Drami'ndan beri bu ekibi takip ediyorum. Iyiler, pek iyiler.
» Fragman

Beni Hor Görme Gardaşım



beni hor görme gardaşım
sen altınsın ben tunc muyum
aynı vardan var olmuşuz
sen gümüşsün ben sac mıyım

ne varısa sende bende
aynı varlık her bedende
yarın mezara girende
sen toksun da be ac mıyım

kimi molla kimi derviş
allah bize neler vermiş
kimi arı çiçek dermiş
sen balsın da ben çec miyim

topraktandır cümle beden
nefsini öldür ölmeden
böyle emretmiş yaradan
sen kalemsin ben uc muyum

tabiatta veysel aşık
topraktan olduk gardaşık
ayni yolcuyuz yoldaşık
sen yolcusun ben bac mıyım

Saturday, September 12, 2009

Friday, September 11, 2009

"Honesty" by Billy Joel

Billy Joel'i ne kadar severdik, hatirlar misin?
Hem de içtenliğin kayboldugu bu zamanlarda...


if you search for tenderness
it isn't hard to find
you can have the love you need to live
but if you look for truthfulness
you might just as well be blind
it always seems to be so hard to give

honesty is such a lonely word
everyone is so untrue
honest is hardly ever heard
and mostly what i need from you

i can always find someone
to say they sympathize
if i wear my heart out on my sleeve
but i don't want some pretty face
to tell me party lies
all i want is someone to believe

i can find a lover
i can find a friend
i can have security
until the bitter end
anyone can comfort me
with promises again
i know, i know

when i'm deep inside of me
don't be too concerned
i won't as for nothin' while i'm gone
but when i want sincerity
tell me where else can i turn
because you're the one i depend upon

Jeremy Jones doing LazBoard in Turkey

Snowboarding aslinda Türkiye'de dogdu.

Hundreds of years ago, in the northeast of Turkey (Kaçkar) some villagers were enjoying on the snow with a piece of wood. The first snowboarders in the world, Masters of LazBoard... Jeremy Jones is now exploring this tradition and the spirit in it &..Keep riding everyday, all the time to be healty and happy"


Tuesday, September 8, 2009

Cat Shower

Suyla bu kadar barisik bir kedi daha önce görmedim.

Monday, September 7, 2009

Pekiştirmeyle Başladı Sorun

Hersey okulda bize pekistirmeyi ogretmeleri ile basladi. Pekistirmek zorunda kaldiniz, herseyi, tas tamam, güp güzel bir sekilde. Hicbirsey pekismeden duramadi, kalamadi ve hatta yetemedi, kimseye. Durmadan pekistirdik. Pekistirmediklerimize kimse yüz sürmedi. Hergün sevmek zorunda oldugunuzu belirtmek, her gün ne kadar iyi iyi cok iyi insanlarla yasadigimizi paylasmak, ne kadar harika imkanlara sahip oldugunuzu o imkanlarin baslarina güp güp güp güzel kelimeler getirerek, yani pekistirerek anlatmak zorunda kaldiniz, birakildiniz.

Kisaca mi, bütün sorunlar pekistirmek zorunda birakilmakla basladi.
Ot gibi kalamadin, su gibi akamadin. Ya kupkuru ot dediler sana ya da ne sert susun, icilmezsin, bir boka da benzemezsin.

Pekistirme kardesim, birak kalsin öyle.

Hard Reference #006

Bir süredir bunu yapmiyordum. En son Remzi'de dergilerden derledigim notlar da defterde duruyordu. Daha fazla unutmadan, ekliyeyim dedim. WAD koleksiyon sayisindan. Bu pakedin muhtevasi asagidadir:


http://www.soulfulcommandoe.com
http://www.berlinomat.com
http://www.keirinberlin.de
http://www.am-firmament.com
http://www.frieze.com
http://www.stephenfriedman.com
http://dazeddigital.com
http://www.filipdujardin.be
http://www.55dsl.com
http://www.juxtapoz.com
http://www.noirkennedy.fr
http://www.assouline.com
http://360creative.net
http://greendreamteam.blogspot.com
http://nwagency.fr
http://www.konbini.com
http://www.jofrancis.com


href ~ hard reference
HREF indicates the URL being linked to. HREF makes the anchor into a link. So, for example, this tag creates a link to sevmek-koca-bir-deniz?.html

Sunday, September 6, 2009

Alın Verin Can Verin


Stan Smith "Dore"

Benim gibi iflah olmaz kırolar için, altın suyuna batırılmış:
Dore Forever

Stan Smith "Kıro"

Stan Smith "Kıro"

Stan Smith Vintage

Nike'i aldatabilecegim yegane adidas serisi, Vintage modeli. Limited Edition.

"Beni sakin aldatma, olur mu?"


adidas stan smith vintage

adidas stan smith vintage

adidas stan smith vintage

Şiire ve Şaire Zapturapt

Evvelki hafta Haberturk'un kadrolu tarih hocasi görevinde istigal eden Murat Bardakci gecenin cok demli bir saatinde sahane bir abesle istigal edis eyledi. Siir nedir'li giden lafi, siiri tamamen failatün düzlemine, Divan edebiyatina cekip, yakin dönem sairlerine salladi: "Onlara ben sair diyemiyorum. Düz yazi, o da ne canim. Bu yazdiklarina siir mi denir. Hemen yazarim sana bak" diyip birseyler tellendirdi. Hay aksi dedim, İlhan Berk ve Melih Cevdet Anday telefonla baglanabilirler miydi acaba, "senin ben defterini dürerimmmm"

Üç Kez Seni Seviyorum Diye Uyandım

Üç kez seni seviyorum diye uyandım
Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
Bir bulut almış başını gidiyordu görüyordum

Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün

Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum

Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün

Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım
Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim
Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum

Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun

Her Kapak Tenceresini Bulur Mu?


Kopana kadar olan kiyameti anlattiginda her defasinda sasiriyorum yasadiklarina. Hep ayni seyleri nasil yasiyorsun diyorum. Benimkisi takinti diyor. Özünde hersey pek ala o ya da onlarin da idrak edebildigi, yasadigi gibi bir film gibi, su gibi akabiliyor ama hersey benim kurgumdan ibaret. Ben ne istersem o oluyor. Bunun icinde iken, kendim de cok kurulu bir hegomonya oldugunun farkina varamiyorum, her biten filmin salonundan cikan izleyici gibi ben de ayrildigim evleri, bitirdigim ilisikileri dönüp düsünüyorum, tekrar ve tekrar. Cok icerliyorum benden sonra serpilenlere, cok garibime gidiyor egilim degistirenleri görmek. Hepsi birer derstir diyenlerle hep dalga gectigimi sen de biliyorsun diyor. Ben birsey bilmiyorum, seni taniyamadim, taniyamiyorum da, üzülüyorum haline. Ne var halimde diyor. Baksana acik ve net kendin de itiraf ediyorsun bu tutku degil, ask degil, bu sevmek hic degil, sen takintiyi yasiyorsun. Güzel ama takinti diyor. Beni besliyor, ayakta tutuyor. O zaman kullanip atiyorsun. Hayir tam öyle degil, üstelik eger bir kullan-at varsa bu tek tarafli degil ki hayatta, herkes birbirini kullanip atiyor. Düsünsene hayatin bir tencere fabrikasi gibi oldugunu. Ürettim hatti o kadar paramparca ki, tencereleri ve kapaklari senkron üretmiyor. Ayri ayri üretip sonra kiminki hangisinin kapagi diye aranip duruyorlar. Gün de böyle degil mi, soluk da böyle alinmiyor mu, bir eşlenme, eşelenme süreci degil mi tüm bunlar. Tencerelerin yuvarlanip kapaklarinin bulundugunun zannedildigi yerde benimkisi sadece tüm kapaklari cevirip bakmak... Ne ben tencereyim, ne de bana uyan bir kapak yok zaten. Odalarda kapaksizim...

Batasuna Partisi Açıkladı


Son seçim sloganını açıkladı:

"Hay batsın bu insanoğlunun sahip olma egosu..."

Saturday, September 5, 2009

Bu Bir Proje / Bu Bir Süreç

Adam sinir bozucu şekilde her şeye gülüyordu.
İstisnasız her şeye. Sordular "deli misin nesin". Söyledi: "sadece her şeyin farkındayım"

One Second

Ölmekle yaşamak arasında 1 saniye varsa, sorunlar ile çözümler, bunalma ile rahatlama, buhran ile ferah arasında da 1 saniye vardır. Az önce vardı, simdi yok. Az önce yoktu, şimdi var.

Biliyorum cok zor ama, tekrar tekrar düşünerek;
her şeyin arasında sadece 1 saniye var.