Showing posts with label hayat. Show all posts
Showing posts with label hayat. Show all posts
Wednesday, September 14, 2022
Sunday, June 23, 2019
Ölüme yaklaşmak... ~ approcher la mort
Hayatlarımız giderek ölüme yaklaşıyor. Ne zaman öleceğimizi bilmiyoruz ama öleceğimizi biliyoruz. Çocukluğun o masum sonsuzluğu, o kedersiz dertsiz günleri o kadar uzakta ki. İnsan ne geri dönebilir, ne hatalarını değiştirebilir, ne yaşamının yolunu aslında çok da büyük bir yön değişikliğine uğratabilir. Bir yazgıya hep inandım, bunu kendin mi çizersim bilemem, ama herkesin bir yazgısı var. Bunu yaşadıkça görmek insana mutluluk da verebilir, azap da. 30'unde ölen biri 15'inde yolun yarısında olduğunu hissedebilir mi? İçinden geçer mi? 90'larında kimsenin pek de kaale almadığı bir insana dönüşmek nasıl bir duygu acaba, eğer hala hissedebiliyorsan. O halde yaş 35 yolun yarısından elde kalan bir ömrün sanki 70 olacağına dair bir rutin, bir de araştırmalar sonucu şimdilerde ortalama ömrün 78 olduğu verisi var.
Nerede nasıl öleceğim hakkında bir fikrim yok, ama yaklaştığımız aşikar. Ufaklıktan beri içimde büyüttüğüm, sadece annem ve babamla aramdaki ilişkiye dair "onlardan önce bu hayattan gitmemeliyim"i şimdi arkada bırakıp, 2005'de bir de sıramı savmak gibi gülünesi ama trajik bir köşebaşını geçmişken, şimdi neredeyse son 1 yıldır uğrak yerim olan mezarlığa çok da uzak olmadığım düşüncesi içimde, rüyalarımda, mesaj merkezimde.
Bu evrende artık hiçbir ölümün beni o denli sarsamayacağını bildiğim bir zaman diliminde, hayatımın bundan öncesinde olmadığım kadar ölümle donanmış, onla barışık, korkusundan fersah fersah uzakta bekleşiyor haldeyim. Sanki balkonu suya sarkan bir yıkıntı evin balkon altında, bir şezlongda oturuyor ve denizin kabarıp beni almasını bekliyorum. Ölüm korkusunu yendim, ama deniz korkusunu asla, saygıyla, sonsuz.
Sevmek koca bir denizken, ölmek şimdi gerçekten kavuşmak.
Sonsuz dostum Huckleberry Finn'e.
Sunday, February 15, 2015
Suriyeli
Gece yarısına doğru azacak bir sahneye varmadan, ondan epey önce azmış midemi yatıştırmak için elimdeki soğuk suyu cebime gömerek bir çorbacıya oturdum. Önümdeki masada -sonradan söyledikleri ile anlaşılacak ki- Suriyeli bir kadın, onun bir arap dostu bir başka kadın, yanlarında bir Türk kadın ve erkek var. Bu dörtlünün bir yerlerden artan delişmen iş hacmi, para pul deryası üzerine döndürdükleri muhabbeti hiç bir yerinden yakalayamadım. Pul biberdeyim, kekikteyim, kaşığın şeklinde, bardağın kirindeyim. Ama meraktan da gebermekteyim her zamanki gibi, yine. Belki tekstil, illa birşeyler, bir satış var. En işe yarar bilgiyi masadaki tek erkeğin dönüp kadın arkadaşına söylemesinde buldum (Suriyeli kadını kastederek): "O buraya gelip kısa sürede iş hayatına atılıp kendini kurtarmış, şu anda çok da iyi kazanıyor. Onu anlatıyor..." dilinden anlıyor yani. Ben anlamıyorum.
Masaya bir ufak kız yanaştı, elinden tutan ondan ufak, ayakları gecenin ayazında çıplak kir pas içinde erkek kardeşi, çocuğun feriştahı gitmiş, açlık değil ama hastalıktan ölecek gibi.. Suratlarında hal takat yok. Masaya ellerini uzattılar, para değil, masadaki ekmekleri istediler. İlk atlayan ve "Nooo" diyen masadaki Suriyeli kadın oldu.
Nasıl güzel sahne değil mi?
Wednesday, January 28, 2015
Le Pain Quotidien
- Bu ekmek güzeldir, tavsiye ederim dedi.
Suratta günün yorgunluğu, her haliyle oraya nasıl düştüğü an'a muştulanan bir haleti ruhiye. Çok da güzel olmayan ama karşı konulmayan suratlar gibi. Tadı da tam bir kez karşılaşmalık ve sonra bir daha ne zaman görürüm allahbilirclikten yana. Ekmeği pakede koyarken bir daha görmek gibi bir arzun olmadığını bağırıyor miden, bana ekmekleri ver yeter. Kimin nerede yanlış zamanda bulunduğunu, kimin nerede o an doğru durduğunu tespit eden, ilan eden ve beyinlere zerk eden bir ayarlama enstitüsü mü var? Sanmam. Biraz podyumdan düşmüş, biraz gözden düşmüş, palas pandıras kıyafetleri en az 15 sezon öncesinin hit bir runway show'undan düşmüş, ne gam. Yanlış zamanda doğru yerde olduğuna kani olup, lokasyon değiştirebilen bir insanın üstü başıyla bir tür kodlar taşıdığını, bu konuda seçici olduğunu ve tüm bu seçimler deryasının inandırıcı olduğunu düşünmek mümkün mü? Yine sanmam.
Biri bir ürün satarken size değil, gözleri ürüne bakıp birşeyler anlatıyorsa, o ürün söylediği, anlattığı onun gerçekten inandığı niteliklerde değildir. Ekmeğin kötü olduğu başından belliydi. Benimkisi biraz sahtelik seyretmek. Farkında bile olunamayan bir sahtelik.
Tuesday, August 6, 2013
Friday, June 1, 2012
Çeyrek Asır
Şarkılar belleğin kazamalarıdır...
25 yıl geçmiş bu şarkının üzerinden. Çeyrek asır. Şarkının yer aldığı "Wonderful Life" albümü kasetçalarda döne döne dururdu. Harika bir hayat için unutmak gerektiğinin bilinmediği zamanlardan, öğrenilen zamanlara.
Saturday, January 21, 2012
Tuesday, November 15, 2011
Saturday, October 8, 2011
37
Kendinden başkasına bölünemeyen.
3, Bomonti'de bir bakkalda, enistem Schweppes portakal aliyor. Bellekteki ilk kalintilar...
5, Silahtar'da Hüsnü Dede balkonda bir bayram ziyaretinde Tekel Birasi içiriyor...
7, Markette yazları çırak, Harika Avci ve Ridvan Dilmen'in evlere gide gele, al ver, al ver...
11, Metin Hoca bugünlerinizi cok ararsiniz konusmasi yapiyor, ileriki okul yillari icin. Hakli cikmisti.
13, Neuchatel Xamax maçı. Matematik sözlüsünde 4 saat soru çözüyorum. Cocuklar gol geldikce arka siralardan skoru isaret ediyorlar. Tahtada inanamiyorum 5-0'a. Costukca cosuyorum. Sinifi Nurdan Terzi'nin gazabindan kurtariyorum, kümülatif mutluluk.
17, Avcilar'da bir kampüs, kampüsün yakininda bir kafe, kafede bir Music Box, sürekli caldirilan albüm "Countdown to Extinction".
19, Yol ayriminin basladigi sene. Çatallanan hayat.
23, Kapali'nin ortasi, kucak kucaga, omuz omuza.
29, Sevdigin herhangi bir seye dair her seyi görmeye, bilmeye basladikca, ondan uzaklasirsin. Mesafe, az, fark, iyidir. Öyle de oluyor...
31, Baban olmadan geçen 1 yılla hayat ne kadar hayat olabiliyorsa o kadar hayat, hayat devam ediyor... (mu?)
37 Neredeyim, nereye gidiyorum, biliyor muyum? Kaç parçaya bölünüyorum ya da bölünebiliyor muyum?
Wednesday, June 22, 2011
Wednesday, May 19, 2010
Maksat Muhabbet Olsun
Hayatin bazen sadece "maksat muhabbet olsun" diye yasandigi anlari da vardir.
Ama hayat aslen bir ahengi bulma cabasidir.
maksat muhabbet olsun
acılar şöyle dursun
dünya seninle güzel
aşk koynunda uyusun
maksat muhabbet olsun
maksat muhabbet olsun
gel meclisimize
oturup meşk edelim
varalım zevkimize
maksat muhabbet olsun
acılar şöyle dursun
dünya seninle güzel
aşk koynunda uyusun
aç koynunu ne olursun
al karşına dengini
çal çılgınca çengini
gül eğlen hayat kısa
hadi bul ahengini
maksat muhabbet olsun
acılar şöyle dursun
dünya seninle güzel
aşk koynunda uyusun
aç koynunu ne olursun
download
Sunday, March 7, 2010
Sanal mı Gerçek mi: Anonimite Devri Bitti!
Bu hayatin miladi 95 sonlari diye biliyorum. 96 senesinde Selpak'ta staj yaparken "bu endüstri muhendisligi beni kesmeyecek" diye dusunup mesaiden sonra sirkette kalip web sayfasi tasarlamaya calismamin beni cikaracagi yoldan bihaberdim. Sabah 05'e kadar sirkette kalir, internette herseyin altin ustune getirir, kaydetmem gereken seyleri disketlere kaydeder, taksiye atlar eve gelir evdeki pcye bosaltir, dusu alip 08'deki mesaide yeniden sirkette masamin basinda olurdum. Toyluk iste, enerji alabildigine yogun. Uyumadan hafta boyu tutundugumu dün gibi hatirliyorum. Bir süre sonra bunye kaldiramaz oldu. Bolum patronu callback yapmayi da ogretti. Insani saatlerde eve gelip, sirketteki networke baglanip callback ile kendi modemimi arattirip sirket uzerinden internete cikardim. Internet pahali birseydi ve daha dial-up ile fahis faturalar odeme donemi baslamamisti. Gece 00'sularinda patron arar "bagli misin cik ben girecegim" der, beni hattan firlatirdi. 16bit jpglere omur baglanan, gezdigim her web sayfasini teleportladigim uykusuz geceler. Bugun fiber optikler uzerinden hayatimi idame ettirecek isi uretebiliyorsam, butun temelini aslinda o gunlerde attim. Uyumadan, ogrenmeye calisilabilecek herseye kulak kesilerek. Bunu niye anlatiyorum, lafi suraya getirecegimden, daha o zamanlar bu evrene "sanal" denilerek bunu kapi disarisindaki hayattan ayirma, paralel bir evren gibi dusunme bicimi hakimdi hayata. Oyle ye baska isimler kullanirdik, kim oldugumuzun onemi yoktu, anonimite bir sekilde onemliydi. Kimseye nerde ne yedigimizi, nerede uyudugumuzu, ne ictigimizi soylemekle sorumlu degildik. Zaten kullanici bilincinin ortak algisi uc asagi bes yukari böyle sekillenmekteydi. Bugun gelinen noktanin kivrimlarinda "ismi-cismi" ile varolmanin bir tür herkesin kendini "marka" zannetmesi ya da "kariyer planlamasinin ilk adimi" sanilmasi isini o zamandan kurgulayanlar da yok degildi. Bunlarla ya da otekilerle, otekilestirdiklerimizle gece gunduz konusur, birbirimize hikayelerimizi anlatirdik. Bu baglanma hali sonra "gercek hayati esir aldi". Aliskanliklar, zaman planlamalari, egilimler degisti. Görece bu degisime muhafazakar bakanlarin, duranlarin bugun o zamankinden daha kati sekilde "baglanmis" oldugunu görünce sadece tebessüm edebiliyorum. "Sanal" diye asagilanan, alt bir hayat, asagida bir yasam formu olarak dudak bükülen bu kablolarla donandigimiz halin bugun daha fenasi kablosuz olarak her statüden insanin hayatini yonetir duruma gelmis halde. Ama biz ya da bazilari, ya da birileri "sanal" ve "gercek ayrimi yapmaktan hala ve hala kendilerini alamiyoruz/lar. Oysa bana göre hayat bundan 15 sene once de gercekti, suanda bu dinamikleri ile de gercek.
***
Sosyal ağların artması, dikine enine her konuda bir sosyal ağın üremesi ile beraber bu mecraların bir yönüyle iş, bir yönüyle hayat içinde konumlanma alanlarına dönüşmesi ve özellikle Facebook sonrası kendini tanımlama biçeminin artik bir handle-name (nick) üzerinden değil direkt nüfüs cuzdaninizdaki ad üzerinden yapilmaya baslandigi bir dönemde internetin ilk zamanlarindaki "anonimite" hali artik kalmadi. Yok denecek kadar azaldi. Cunku artik "kendince" herkes herkesi taniyor, tanimak istiyor ve hayati yasayis sekillerini artik bu "sanal" hayat belirliyor. Gezdigimiz, dolastigimiz yerleri an be an twittliyor, lokasyon bazli servislerden yayinliyor, yedigimiz yemegi aninda notluyor, 1 saat icinde kendimize sehrin filanca kahvesinde bulusacak yeni arkadaslar edinebiliyoruz.
Zamanin devinimi bunu yönlendirirken insanoglunun bunu bir hatla ayirip gercek degilmis gibi yapmasi ve sanmak istedigi bir alan icine sikistirmaya calismasi kendi trajedisi olsa gerek. Yine de anonimitenin internetin en korunmasi gereken niteligi oldugunu savunuyorum. Ne söylendigi, nasil söylendigi ve ne mana tasidigina bakamayanlarin 15 yil once de bugun de bundan sonrasinda da takilacagi sey elbette isimler-cisimler olarak kalacaktir. Takilmaya luzum yok.
Unutmadan, benim adim Zoban. Zoban Ra. John Doe gibi. Ne önemi varsa.
Friday, February 12, 2010
Fall/Down
an italian summer house
Bazen hayattaki tek kaygimiz "biraksam düser mi" olur.
Bu yüzden birbirimize daha sıkı sariliyoruz.
Thursday, January 28, 2010
Deranged
"Suan isi gucu birakip adada sahilde oldugumuzu ve butun gun miskin sekilde uyukladigimizi dusun" dedi. Oraya giden yolu dusundum ben de... Daha yolda baslar hersey. Varmadan, hersey yolda baslar, olay mahalinde olacaklar, hersey.
Ve ne guzeldir bir yolu beraber almak, bir yola beraber cikmak.
Saturday, January 16, 2010
Xuxu
Monday, December 21, 2009
Rabindranath Tagore
"Artık gidiyorum
Beni uğurlayın kardeşlerim
Hepinize eğilerek ayrılıyorum
Yalnız sizin son ve nazik sözlerinizi bekliyorum
Uzun zaman komşuluk ettik ama
Verebildiğimden çok aldım
Şimdi gün ağardı
Karanlık köşemi aydınlatan lamba söndü
Bir davet geldi ve ben yol için hazırım
Bu ayrılış gününde bana bol şans dileyin arkadaşlarım
Beraberimde ne götüreceğimi sormayın
Seyahatime boş eller ve ümit eden bir kalple çıkıyorum"
- R. Tagore, Çeviri (1944) Bülent Ecevit
(şiir 02:41'de başlar...)
Subscribe to:
Posts (Atom)













