Wednesday, September 19, 2012

Yurtsan



Vefat haberini tatilde aldim. Bir bagevinde afyon patlamamisken daha, B.aradi sabahin köründe: "Yurtsan ölmüs" dedi. Sasirdim, ama aslinda sasirmadim. Basindan birseyler gectigini biliyordum. Ama atlattigini zannediyordum. Atlatilmamis, sadece hayat geciktirmis...

Ölümlere ve ölmeye babamin soguk vucuduna topraga girmeden onceki son dokunusumdan beri asinayim. Hazirlikli ve kabullenisi rahat sekilde belki de. Cok üzülmüyor gibi hissediyorum ama aslinda üzerimden atamiyorum. Nereye gitsem pesimden geliyor gibi. Yurtsan'in vefaatini ogreneli epey oldu. Cenazesine gidemedigim icin kendimi suclu hissettim.Uzaktaydim, gelemedim. Yazmak bile zaman aldi. Agir geldi.

Uzerinden bir 10 seneden fazla gecmistir. 90 yillarin ikinci yarisinda internetin ilk yayincilik, e-zine denemelerinde mail uzerinden hosbes ederdik. Sonralari, o zamanki sartlardaki kafamin cok tercih etmeyecegi bir yerlere sürükleyip goturdu kolumdan. Bir plazaya. Onu surada daha once bahsetmistim, bir parca o donemi... Sonralarinda koptuk. Internetle iliskim de baska türlü gelisti. Hep is yapmak merkezindeydi.

Yurtsan'la ayni mahallede oturuyorduk, Rumeli Plaza'ya beraber cikip gittigimiz sabahlar. Türkiye'nin ilk portal projelerinden birinde tasarimci olarak beni ise almisti. Patrondu. "Patron" derdik ona. Mutevazi, salim, agirbasli, kedi gibi adamdi. Hep bir cekinme payi birakirdi karsisindaki insanlarda. Ben cekinirdim mesela. Bir Cadillac'i vardi, yilini bilemedigim, arabalardan pek anlamazdim. Hala anlamiyorum. Ilgimi cekmiyorlar.
Sabahlari Etiler'den Gunesli'deki Star binasina gitmek icin "Beni ara, seni alayim" derdi. 1,5 yil boyunca ara ara türlü mazeretler uydurarak, bazen de gec kalkip ise gec kalarak, Yurtsan'i sektirmeden aradim. 2 sokak otedeki binadan cikar, beni bizim binanin onunden alir, TEM'den yardirarak ise giderdik. Bir süre kari koca gibi oluyorsunuz. Sabah vesvesesi, projeler, yapilacak isler uzerine lakirdilar, Türkiye'de internette olan bitenler... Afyon diyorum, patlamamis. Starbucks falan gibi seyler de yok yolda kendine getirmeci faaliyet eksikligi var.

Garip bir deneyimi o donem hep birlikte yasamistik. Internet yayinciligi konusunda fantastik fikirleri vardi. Bir coguna katilmaz, kiyasiya kavga ederdim. Beni zaten oraya kendisiyle kavga etmem icin getirdigini biliyordum. Ne kadar cibanbasilik varsa yaptim. Gerektiginde herkesle zit düstüm, Yurtsan'la bile.

Bir aksak zamanda donem sartlarinda elzem, ama geriye bakinca ucubik bir hack vakasina karismistik bir dostla. Izini silmeyen beyaz tavsan misali gafil avlandik Gunesli tarlasinda. Pazartesi ise istifa basmaya gitmistim. Asansorden yukari cikip, koridordan koseyi dondum. Yurtsan kahve makinesinin basinda elini makineye dayamis, bana pis pis siritiyordu: "Oğlum sen ne bok yedin oyle" dedi. "Abi hic itiraz etmiyorum, olacak herseyi kabul ederek geldim bugun" dedim. Cantami bile almamistim yanima. Koridorun kalan kismini elinde kahvesi ile birlikte yuruyerek masamin oraya geldik. Sirtima vurdu: "Otur su tasarimlari bitir hadi, gitmiyorsun bir yere ben konustum yukarisiyla" dedi. Ust yonetime kadar sirayet eden bir abuk macerayi bertaraf etmisti.

Krediden yemisti olaylar. Tenkisatta ilk kurbanlardan oldum. Yurtsan'i o gunden sonra cok az gordum. Iliskimiz koptu. Ama ortak calisma, o donemi yasama konusunda tuhaf bir deneyimin parcasi oldu. Türkiye'de bir daha 2000-2002 yillari arasindaki gibi bir online yayincilik anlayisi da, vizyonu da gelmedi, olmadi. Yurtsan'i o donem, tasarladigimiz ve sabahladigimiz onlarca gece sonunda uretilenleri yeteri kadar savunmamakla hep sucladim, hep kizdim. Cunku, bu mahalleden o isyerine giderken o arabada o kavgalari onunla bosuna etmedigime inaniyordum.

Dedim ya koptuk. Yeni Yuzyil'daki yazilarini universite yillarinda okula giderken takip ettigim gibi hep gazetedeki kosesinden takip ettim. "Patron"du, "Usta"ydi. Guzel adamdi.

Kavga edebildigim butun adamlari cok sevdim. Cok seyine kizdim, ama cok sey aldim senden.
Cok sey verdin. Suratindaki o yarim gülümsemeyi hicbir zaman unutmayacagim.


Ölüme alistim, ölümlerinize.

2 comments:

Najaz said...

Eğer benden önce ölürsen, senin ardından ben de buna benzer bir yazı yazacağım.

Billur said...

yazmak ölümsüzleştirmektir demişti birisi...