Monday, February 23, 2009

Red Lion Down

"insanlar,
ya ölürler ya terkederler bizi
yalnızlık,
yalnızca yalnızlık çizer kaderimizi."

murathan mungan



sevmiyorum kontrol noktalarindan passkartlarla gecmeyi ama bu otobuslere/metroya binmekten uzaklastigimdan beri insanlarin konustuklarina, kalabaliga tahammulsuzlugumun artmasindan kaynaklanan gozu kapali kabul ettigim bir imtiyaz sadece. varsa kullan, yoksa katlan kurali gibi. kapidan gectim, ayni suratlar, bezgin, yorgun, hareketsiz, donuk. koridora indim. yine saga degil sola döndüm. istisnasiz her defasinda yanlis yöne dönüyorum, ait olmadigim yerler oldugu nasil belli. bir baska kapidan gectim, yukari ciktim, uzun koridoru boylu boyunca yürüyüp her zaman kahve aldigim cocuktan kahvemi aldim isinmak icin, tribune ciktim, oturdum. bir telefon gelmis, aksilik. geri aradim, haber aldim, bilgilendim.

***

Bir tiyatrocu arkadas aradi gecen gun "isimi kaybettim" dedi. "Uzuldum" dedim "Ne oldu?". "Oyun esnasinda sahne onundeki iki kisiye artik bir sussaniz dedim dayanamayip" dedi. Bosver dedim, iyi demissin... Sen sahneni bulursun, artik susmasi gerekenler bir sahne bulamayacaklardir da bir zaman sonra....
***
Bugun de bir arkadas babasini kaybetmesi uzerine kendisine ilettigim bassagligi mesajima "basina gelen bilir" diyerek cevap verdi. Sahi biz basimiza gelmeyen seylerin yaratabilecekleri konusunda ongoru, tahmin, sonuc ureten anlasilmasi zor, ne kadar garip canlilariz.

***

Seni düşünmek güzel şey,
ümitli şey,
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil,
şarkı söylemek istiyorum...
n.h.



Devre arasinda koridora indim, suratlara bakindim. Umitsizlik var miydi, neler oluyor? Gözlerde isilti, inanc? Hava nasi? Soguk! Atlet giymeyi ilkokulda birakan biri olarak zaturreye attigim davetiye yerine ulasmamis. Bir yük gibi geliyor, kendi capimda sogukla zitlasiyorum. Bir kahve daha alip tribune geri ciktim, yerimi degistim, yagis vardi ondan mi, totem var da bundan mi, herseyde bir hayir var midir? Yani bazen boyle soylerdik inanirdin, sen soylerdin biz inanirdik.. "Herseyde bir hayir vardir, bir mana vardir.. bakmak lazim, belki sabretmek, beklemek"
***
Bekledim mactan sonra, tribunde, basamaklarda. Cikmayanlarin neden cikmadiklarina bakip, gelen seslere kulak kesildim. Tatsiz, sikici laflamalar, rutinlesen bir akis. Yani fotograf boyle olurken hep olanlar gibi. Kurulu saat gibi. Yillar once oyle bir dolmustuk ki, yani daha gencken, ki simdi genc degil miyiz, -gecen gun gymde hoca inanmadi yasima, ickim yok, sigaram yok, kumarimsa niye olsun dedim. Etraflica ona da anlattim iki dakkada ayak ustu bir pasaj olan-biteni- can havliyle gidip otoparkin orada yere cokmustuk. Neden orada oldugumu tam kestiremedigim hareketler silsilesi. Insan hayatinda bazen oyle donemler olur, neyi neden yaptigini bilmedigin, ama bir akisin pesinden gittigin. Pek siklikla sonu hüsran ve sonraki zamanlarda damakta buruk bir pismanlik tadi yaratacak olsa da bu yokus asagi gidislerden cekince duymamak, olacaklarina da katlanmak gibi seyler hep vardir hayatta. Sonraki yillarda daha beterleri oldu. Ama "better" olanlar care olmadi.
***
Boguluyordum, sigara dumanindan. Ikinci yarinin ortalari gibi sigara icenlerden uzaklasacak bir kose aradim, birkac basamak alta indim. Tek basima mac izlemeyeli epey olmustu. Lise-universite yillari tek basima eski acika gider, mumkun mertebe en ferah kisimda, fazla insan daraltmasi olmayan bir yerde kah dua ederek, kah kendi kendime kenarda yirtinan teknik direktor gibi maci izler, hatta yonetirdim. Araya parca giren yillardan sonra simdi kendimi özüme dönmüs gibi hissediyorum. Tribunde, tek basina, skor tabelasi ile basbasa, kol saati, usuyen ayaklarimi isitmak maksatli ritmi bozuk adimlar, kendi ustu ve basini parcalama girisimleri. Tutanin yok, karisanin yok.. derken bir cocuk indi oldugum siraya. Saydirdim icimden, git cocugum baska yer mi yok, bak ayindeyim, bozacaksin tum yakarislarimi. Bozdu da, penalti kacti.
***
Boguldum, ciktim suya batmis kaldirimlar uzerinden staddan uzaklasmaya calisiyorum. Etrafinda dondukce uzaklasamadigimiz Olimpiyat Stadi gibi oldu, staddan kopamadim. Eve gidemedim. Raki alip, Strofor'un evine çöktüm. Kapidan girdigimde herkes cökmüstü. Cökük, bitik, durgun, asık ve gergindi. Sinirden gülerek girdim. Kadehi hazirladim, bir iki parca meze.. Film koptu. Basimiza birseyler gelmisti.
***

Varılacak yere
kan içinde varılacaktır.
Ve zafer
artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar
tırnakla sökülüp
koparılacaktır...
n.h.









3 comments:

NYG said...

en güzel yazılar bu ruh hallerinde mi çıkıyor diyo düşünüyor insan..ayrı yolun ayrı renklerin yolcusuyuz belki ama cız ettirmedi değil yazı içimizi...

MOURINHO said...

#3 Hayırlı olsun.

n0s said...

seni düşünmek güzel şey'in şarkısını çok seviyorum