Thursday, May 10, 2007

Amsterdam Notları - I

Damrak - Amsterdam (photo by bncbits)
Lafa icimde sikinti birakmis Fransiz Konsoloslugu'ndan girmem gerekiyor. Gecen yil bu zamanlarda ikinci Paris sortisi icin Fransiz konsoloslugu kapilarina dayanmis, acentanin "hallederiz"ine bir bukle mangir birakmis, tek kiyagi sira beklemeden iceri girmek olan bu manevra sonrasi en sonunda kendim gidip konsoloslukta cinnet gecirmistim. Bir ara aktarir miyim o frankofon gunleri simdi bilemiyorum, ama tek kelime ile "kabus"tu. Boyle bir gecmis ve page 38'e atilan cizikle portakalcilarin kapisina dayandim bu sefer. Ajanstan pin kodunu aldim, evraklari tamamladim ki bu her vize basvurusunda tapusundan ruhsatina olan bu 3. dunya vatandasi kesmekesinden midem bulaniyor. Ama sizlanmadan amaca giden yolda bunlari dert etmemek gerekiyor. Karakter atarsaniz karsiligi cok acik cunku: "Nah sana vize".

Sabah 08:50'de Tepebasi'nda konsolosluktayim. Sirada 4-5 kisi var. Kapida beni bir kadin karsiladi. 5 dakika kacirsam giremicem. 08:50'leri iceri aldik bile dedi. Apar topar kapida arandim. Cantada oldugunu bildigim x-acto'yu da cikarip kendim gosterdim. "Sey grafikle ugrasiyorum da, x-acto o yuzden" gibi bir savunma dialogunu da pesine ekledim. (Bu x-acto suan schiphol'de...)

Kadini asinca beni iriyari bir bey karsiladi. Konsolosluk alemlerinde tanidigim en hiperatkif dev bu. Muthis kibar, herseyi acik secik 2 dakkada anlatan evraklarinizi sizinle beraber kontrol edip yol gosteren bir kavalye. Konsolosluk pazartesi gunleri disinda elden pasaport teslimi yapmadigi icin kargo ile gonderiyorlar. Bir UPS zarfi doldurtuyorlar. UPS standinda duran kadinin bir sure Hollanda'da yasamis bir turk olup olmadigina kafam takildi sabah sabah. Niye dert ettim bunu bilemiyorum.

5-10 dakikalik lobi beklemesinin ardindan asma kata cikip evraklari vermem sadece 2 dakika sürdü. Fisimi aldim ve konsolosluktan ciktim: "Jusque ici tout va bien"

Gidisten 1 hafta once yaptigim vize basvurusu epeyce riskliydi, ustelik daha once red yemis bir pasaportum vardi ama gondereceklerini soyledikleri gun kargo pasaportsuz gelince "al iste ayvayi yedik" dedim. Allahtan ucak biletini gormek istediklerini belirten bir yazi gelmisti. Ben de esseklik etmeyip vize basvurusu gunu direk ucak biletini almistim bile. Aldim bileti goturdum Consulat'ciya. 20 Nisan'da ucucam 18'inde ben ucak bileti gosteriyorum daha vize yok ortalikta. 19'u aksam 18:00'de pasaport elime gecti, single/5gunluk vize ile. Bana da lazim olan bu. Ucak 20'si sabah 04:30'da Corendon. 20'si saat 01:00 sularinda ben hala ofisteyim. "Yetismesi gereken" islerin icindeyim ve canta manta yapmisligim da yok. Bu islerin nereye yetismesi gerektigini de anlamiyorum. Böyle haybeden bir yetisme/yetistirme stresi. Bu canhiras mücadele Nasa'da var mi merak ediyorum. Onlar da füzeleri yetistiriyorlar mi bir yerlere.. Neyse cikmazsam gidemicem bak vizeyi de almissin kil Fransizlara inat.. Sen eve uza ve canta yap.

Atladim kuzuya eve gidiyorum. MKöy'de bir taksi durdurdum. Sabiha Gokcen'e gidicem, "yetistirmek zorundayim". Gunduz bir kac lakirdi yaptim insanlarla: "150'den asagi olmaz, yok bence 100 e gidersin, 120 diyelim, abi sen 200'u kafadan cikar" laflari arasinda daralmisligim da var.. Ya ucak biletine bu kadar vermedik. Durdurdugum taksiciye "Sey ben bir kac saat sonra ucucam da (ucalim mi by Ciler) Etiler'den Sabiha Gokcen'e ne kadar gidersiniz, ee 50'ye gider misiniz" diye cingenelik ettim. Ise bak adam sanki yillardir aradigim, kaybettigim taksici:" Olur uyar, zaten karsiya gecicektim" dedi. Nasil sevindim anlatamam. "Oh be 150 demislerdi, o kalan para ile alanda ne guzel icerim ben simdi" diye dusunurken adama kacta beni nerden almasi gerektigini tarif ettim. Telefonunu aldim. Eve basiyorum ama acaip bir sevinc var taksici baglamaktan gelen. Eve gidip canta yapip, dustan cikip da taksici arayinca, sevgilim ariyormus gibi garip bir hal oldu: "5 dakika icinde asagi iniyorum hayatim".. degil "Falanca Bey 5 dakika icinde asagi iniyorum". Tek malligim yazilarimi yazicam diye haybeden tasidigim notebook oldu diyebilirim. Onun disinda mumkun mertebe az sey ile gitmeye calistim 5 gun icin. Orada Giovanni ile carsida pazarda cosariz diye falan kurmacalar var. Kismen cosduk da.

03:00'de Sabiha'dayim. Ilk defa kullandim burayi. Havaalanindan ziyade semt lokaline benziyor. Check-in icin beklerken onumdeki 3 Türko-Hollanda'linin sira bankoya yaklasinca, bir bavullarini kargo odememek icin bana ittirmeye calismalarina "ee benim canta sanirim zaten 20 ceker, cekebilir, cekmezse de koyim, cekerse de koyim" diyerek kabul etmedim. Hayir icinde ne oldugu belli mi, kokoyu maruyu doseyecekler, zaten cakal carlosdan hallice, karalisteden ic guveysi bir tandansta akiyorum yurtdisi semalarina, basima is almiyim dedim. Oysa sormaya gelen basortülü, lakin alt cephesi kot strecine dayanmis loblari ile bu abidesel abla ne kadar guzel sabah ereksiyonu tetikleyicisiydi. Ayrica Hollanda'da nevresim takimi, yatak yorgan aparati yok mu da Kapalicarsi'dan mal tasiyor bu insanlar anlamiyorum. Eli bos gitmeyelim diye mi bu manasiz seyleri aliyorlar.

Bu arada canta 9 kilo cekti, hakkaten az sey almisim. Normalde bir yere min 10 donsuz 10 corapsiz 5 pabucsuz 5 kotsuz gitmem. Gece 02'de canta yaparsan olacagi bu. Tartida 9kg cekince, cillop popo gormesin, kabul etmedim bavullarini simdi utanirim diye hizli hareketlerle olay mahalinden uzadim. Birseyleri unutacagim belliydi, cikis pulu almayi unutmusum. Ama Corendon bankosundaki sabah pezevengi kivamindaki abi sagolsun "Pul aldiniz mi, yoksa ben verebilirim, 15ytl rica edim" didi. 70 olan cikis harci 15 olunca, yukle 55 krediyi de ickiye.. Bira 11ytl, Sabiha Abla'da.

O saatte ucusu olan tahminen iki ucak var. Bizim ucuz etin yahnisi Corendon-Amsterdam ucagini bekleyen guruh: Bir grup ogrenci kafilesi ve ben olarak ikiye ayrilmis durumda. Ust katta kendimi ickiye verip -kederden degil, 2 yildan sonra tatil adini verdigim bir kacamagin ilk dakikalari diye- etrafa bakiyorum, pda ile wi-fi ariyorum... Pulu unutma malligindan sonra uzerimde yukluce YTL ile exchange yapmadan pasaport kontrolden geciyorum. Geri gecirmiyorlar "ibneler". Dunyanin hicbiryerinde gecmeyen o gittikce Euro'ya benzetilen paralarimizla ucuyorum.

Ucakta kabus dakikalari... Check'inde seat solemedim, koridor tarafina vermisler. Yeri yanlis secip cam kenarina ilisiyorum. Hemen arkamdan sonrasinda "bunlar gay mi ayol" diye dusundugum bir cift erkek gelip cam kenari ve orta koltugun kendilerine ait oldugunu soyleyip beni koridor tarafindaki koltuga davet ediyorlar. Koltuk aralari rezalet, bu kadar dar koltuk arasi gormedim. 3 saat gecmez, kafana sicim Trofettin, THY alsaydin, aglamazdin simdi. Cantayi da kaldirdim yukari koydum, bu dar alanda nasil paslasip tekrar kalkip psp'yi cikartip, mp3 pileyiri cikartip kendime kür yapabilirim. Sicislardan sicis begen. Ki ben daha bir kere ucakta tuvalete gitmedim. Cunku o isigi sondu tamam simdi uygundur stresini kovalayacagima, kic kaslarima söz gecirmeyi yegliyorum.

3 saat kabus gibi gecti. Daraldim, sola donemedim, gayler var. Saga koridora ayak uzatiyorum, sigamiyorum, patlicam. Ara ara gözlerimi kapatip ucagin havada tam ikiye ayrildigini ve koptugu yerin de tam benim oturdugum yerin önü oldugunu hayal edip, manzarali soyle ferah bir ucus nasil olur diye aklimdan gecirip duruyorum. Yeni bir Lost izleyicisiyim de... Kaptan Pilot bu bizim yagimiz degil mi demeye ramak varken kendisi mik'ini acip "Suan Cekoslavakya semalarindayiz" diyor. Lan Cekoslavakya mi kaldi diye kalkip itiraz etmek istiyorum. Lise yillarinda da hocalarin hatalarini ayiklayan kil bir ogrenciydim. Gizli inek kontenjanindan kreditim oldugu icin hocalar kizamazdi da.

Havalani degil Harran Ovasi mubarek... Iki bank kirala, omur boyu yasa Tom Hanks gibi...
(photo by appaloosa)

Indik, ucak durdu. Schiphol'deyiz. Saat sabahin 08'i, yerel saatle. Hemen pda'imizden other location saatimizi ayarliyoruz. Home, Away haha. Global dunya vatandisiyiz ayaklari. Pasaport kontrol, ben cakma otel rezi ile ulkedeyim. Sol arka cebimde otel rezi "eller yukari" dendigine cikarilmak uzere pasaport kontrol sirasinda bekliyorum. Benim durdugum kuyruk zenci bir pasaport kontrol memuruna gidiyor. Kendisi Samuel Eto'nun ikiz kardesi. Dikkatimi her zaman oldugu gibi Non-Eu Citizens sirasinda bekleyen bazi turklerin Eu pasaportu rengi kiliflara konmus guzelim TC pasaportlari cekiyor. Iyi guzel pasaport bordodan hallice de durdugumuz kuyruk iste kös kös 3. dunya vatandasi kuyrugu "canim benim" (by Lepiska), nedir bu kompleks?? Sira bana geliyor, firliyorum. Ucmak birsey ifade etmiyor, ulkeden iceri girmek onemli hamle. Sirada beklerken Immigrant Office'e siginasim da gelmedi degil. Eto Abi, holiday icin mi, kac gun diye sorarken elim sol arka cebe gidiyor. Tam cikarayazarken, "ok ok go" diyor. Oyuna girmeye hazir Vander Kerkhoff gibi kapidan geciyorum: "Selam lan Amsterdam, seni yenicem"

Cantalari alip alandan cikicam, Schiphol biraz hayvanca ayiptir soylemesi. Ki Gate'leri dönüs konusunda bahsedicem. Cantalarin dondugu Hall'u bulamiyorum. Danismaya danisiyorum, ucagimi soyluyorum. Bir bulamiyorlar 5 dakika kadar. Pireleniyorum. Tamam cantalarda cok elzem bisi yok, don kil tuy yun de.. Gelmedi mi yoksa bizim ucagin kargolari derken "Canim ne kadar guzelsiniz sabah sabah" diyebilinecek bir bayan adresi veriyor. Gidiyorum, buluyorum. Kamp yapmaya gelmis turist edasinda sirt cantam, ötelerim, berilerim. Alip bir an once su vatanin gokyuzu ile bulusmaliyim. Tam son kapidan cikacagim, bir Van Brukelen gelip beni durduruyor. Hangi havaalanindan geldigimi soruyor. "Sabiha Gokcen Airport" diyorum anlamiyor. Neden anlamadigini anlamiyorum. Ben nerden bileyim allahin köylü hollanda polisinin Sabiha Gökcen Airport'u bilmedigini. Baggage sticker'inda SAW diye kisaltmasi var. Salak bilmiyor iste, soruyor. 2 kere tekrarliyorum. Ayrica hangi havaalanindan geldigimden sanane lan. Hazerfan gibi ucup gelmedim iste. Binip bir ucaga gelmisiz. Isterseniz biletimi gosterebilirim demeye calisirken Eto abi gibi yine iteleniyorum ülkeye karga tulumba: "ok ok ok ok"... Burda insanlar o kadar gevsek ki, sikildiklari anda baslarindan savmak icin "ok ok ok ok" diyorlar. Onu anliyorum.

Lepiska işte, karga diskisi ile icli disli olmadan kalkip ise gidiyorlar Laleistan'da. Beni alandan Galatasaray dolayisi ile tanistigim bir genc arkadas alacak. Sehir merkezine intikal etmemde yardimci olacak. Karsiliyor. Ne kadar tesekkur etsem az gelir, sabah cinnetinde guzel bir sutlu kahve gibi geliyor bu karsilama. Trenle Central'a bir iki. Tren istasyonunda bir Locker'a cantayi birakiyorum: 24 saatligi 4.75€. Cantanizi bir dolaba koyup, kitleyip, kredi karti ile odeme yapip kartinizi aliyorsunuz. O karti kaybederseniz, canta dolapta kaliyor. Tekrar acmak icin o karttaki barkodu okutmaya ihtiyaciniz var. Insani sifirlamislar locker alaninda. Vay diyemiyorum, vay'i sokaklari o kadar temiz gorurken soyleyecegim galiba, o yuzden agzimdan cikmakta gecikiyor.

Neyse, sabah 09 Central'da carsiyi turluyoruz. Dukkanlar kapali, gunlerden Cuma, 20 Nisan. Burada dukkanlar 11'den once acilmazmis. Sokaklar bos, uykusuzluk had safhada, karnim ac, bitigim...

Sonra devam edicem....

1 comments:

Fatih said...

Benim şu sıralar yapmak istediğim fakat RED ile yıkıldığım işlemi gerçekleştirmişsin.Güzel ya:(2.Reddim oldu benim bu hallerim için geç oldu artık:(